Hareketsiz yaşam, masa başında geçirilen sürenin artması ve sağlıksız beslenme alışkanlıkları; obezite, insülin direnci ve tip 2 diyabetle birlikte karaciğer yağlanması riskini de büyütüyor. Hastalık çoğu zaman belirgin bir şikâyete yol açmadan ilerlediği için karaciğerdeki hasar uzun süre fark edilmeyebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Zülfikar Polat, karaciğer yağlanmasının karaciğer hücrelerinin içerisinde yağ damlacıklarının birikmesiyle ortaya çıktığını söyledi. Basit yağlanmada yalnızca yağ birikimi görülürken, daha ileri tablolarda bu birikime inflamasyon ve hücre hasarı da eşlik edebiliyor.

Yıllarca belirti vermeden ilerleyebiliyor

Karaciğer yağlanması, erken dönemde çoğunlukla belirti oluşturmuyor. Bazı hastalarda yorgunluk, halsizlik veya karnın sağ üst bölümünde rahatsızlık hissi görülebilse de bu şikâyetler hastalığa özgü kabul edilmiyor. Prof. Dr. Polat, karaciğer hücrelerinde yıllar içerisinde meydana gelen hasarın fibrozis adı verilen nedbe dokusuna yol açabileceğini belirtti. Fibrozisin ilerlemesi halinde karaciğerde sertleşme ve küçülme gelişebiliyor. Hastalık kontrol altına alınmadığında süreç siroza kadar ilerleyebiliyor.

Sirozun ortaya çıkmasının ardından portal hipertansiyon, karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanseri gibi ciddi sonuçlarla karşılaşılabileceğine dikkat çeken Polat, hastalığın belirti vermemesinin düzenli sağlık kontrollerini daha önemli hâle getirdiğini ifade etti. Ulusal Diyabet, Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü de metabolik karaciğer yağlanmasının çoğunlukla sessiz seyrettiğini; obezite, metabolik sendrom ve tip 2 diyabetin hastalık riskini artırdığını bildiriyor. NIDDK karaciğer yağlanması bilgileri

Diyabetlilerde risk daha yüksek

Prof. Dr. Polat’ın verdiği bilgiye göre kilo fazlası veya obezitesi bulunan kişilerin yaklaşık yüzde 70’inde karaciğer yağlanması görülebiliyor. Diyabet hastalarında ise bu oranın yüzde 90’a kadar çıkabildiği belirtiliyor. Karaciğer yağlanmasının obezite, insülin direnci, hipertansiyon, kan yağlarındaki bozukluk ve ürik asit yüksekliğiyle birlikte görülmesi riski artırıyor. Bu hastalıkların bir arada bulunduğu metabolik sendrom, yalnızca karaciğer açısından değil, kalp ve damar hastalıkları bakımından da yakından izlenmesi gereken bir tablo oluşturuyor. Metabolik işlev bozukluğuyla ilişkili yağlı karaciğer hastalığı güncel tıp literatüründe MASLD, yağlanmaya inflamasyon ve hücre hasarının eşlik ettiği daha ileri tablo ise MASH olarak adlandırılıyor.

Zayıf kişilerde de görülebiliyor

Karaciğer yağlanması daha çok fazla kilolu ve obez kişilerle ilişkilendirilse de hastalık normal kilodaki bireylerde de ortaya çıkabiliyor. Polat, hastaların yaklaşık yüzde 10’unda obezite veya belirgin metabolik sendrom bulunmadan yağlanma saptanabildiğini söyledi. Bu kişilerde genetik yatkınlık, kullanılan ilaçlar, beslenme alışkanlıkları, hızlı kilo kaybı ve farklı metabolik nedenler değerlendiriliyor. Bu nedenle yalnızca vücut ağırlığına bakılarak kişinin karaciğer yağlanması riski taşımadığı sonucuna varılamıyor.

Fazla şeker karaciğerde yağa dönüşebiliyor

Karaciğer yağlanmasında yalnızca yağlı yiyeceklerin etkili olduğu düşüncesi gerçeği tam olarak yansıtmıyor. Vücudun ihtiyacından fazla alınan şeker ve rafine karbonhidratlar da karaciğerde yağa dönüştürülebiliyor. Prof. Dr. Polat, hamur işleri, şekerli içecekler, paketli ürünler ve yüksek kalorili yiyeceklerin sınırlandırılması gerektiğini belirtti. Meyvenin sağlıklı bir besin olmasına rağmen gereğinden fazla tüketilmesinin içerdiği fruktoz nedeniyle karaciğer yağlanmasına katkı sağlayabileceğini kaydetti.

Beslenme düzeninde sebze, baklagiller, tam tahıllar, zeytinyağı, balık ve dengeli protein kaynaklarına yer veren Akdeniz tipi beslenmenin tercih edilebileceğini anlatan Polat, porsiyon kontrolünün de önem taşıdığını vurguladı.

Tedavinin temelinde kilo kontrolü ve hareket var

İleri siroz gelişmemiş hastalarda karaciğer yağlanması, uygun yaşam tarzı değişiklikleri ve hekim tarafından planlanan tedaviyle önemli ölçüde geriletilebiliyor. Sürecin temelini sağlıklı beslenme, kilo kontrolü ve düzenli fiziksel aktivite oluşturuyor. Polat, insülin direncinin azaltılabilmesi için kasların düzenli olarak çalıştırılması gerektiğini söyledi. Vücuttaki büyük kas gruplarının önemli bir bölümünün bacaklarda bulunması nedeniyle yürüyüş ve bisiklete binme gibi aktivitelerin yararlı olabileceğini belirtti.

Egzersiz programının kişinin yaşı, kilosu, kalp sağlığı ve mevcut hastalıkları dikkate alınarak hazırlanması gerekiyor. Uzun süredir hareket etmeyen veya kronik hastalığı bulunan kişilerin yoğun egzersize başlamadan önce doktora danışması öneriliyor. NIDDK’ye göre vücut ağırlığının yüzde 3 ila 5 oranında azaltılması karaciğerdeki yağ miktarını düşürebiliyor. İnflamasyon ve fibrozisin azaltılması için bazı hastalarda yüzde 7 ila 10 oranında kontrollü kilo kaybı gerekebiliyor. Hızlı ve bilinçsiz kilo kaybının ise karaciğer hastalığını ağırlaştırabileceği belirtiliyor. NIDDK tedavi bilgileri

Bitkisel ürünler doktor kontrolü olmadan kullanılmamalı

Prof. Dr. Polat, karaciğer enzimleri yüksek olan bazı hastalarda enginar, silymarin olarak bilinen deve dikeni ve kolin içeren desteklerin hekim değerlendirmesiyle kullanılabildiğini ifade etti. Bu tür ürünlerin her hasta için uygun olmadığına dikkat çekiliyor. “Doğal” veya “bitkisel” olarak satılan ürünlerin kontrolsüz kullanılması, ilaçlarla etkileşime girebildiği gibi karaciğer hasarına da yol açabiliyor. Bu nedenle herhangi bir bitkisel ürün veya gıda takviyesine başlamadan önce gastroenteroloji uzmanına danışılması gerekiyor. Hastaların kullandıkları reçeteli ilaçları kendi kararıyla bırakmaması, karaciğer yağlanmasına yönelik ilaç veya destek tedavisinin kişisel sağlık durumuna göre doktor tarafından planlanması önem taşıyor.

Kan testleri ve görüntüleme yöntemleri kullanılıyor

Karaciğer yağlanmasının tanı ve takibinde öncelikle hastanın sağlık geçmişi, kullandığı ilaçlar, alkol tüketimi ve metabolik riskleri değerlendiriliyor. Karaciğer fonksiyon testleri ve kan şekeri ölçümlerinin yanı sıra ultrasonografi gibi görüntüleme yöntemlerinden yararlanılabiliyor. Karaciğer enzimleri uzun süre yüksek seyreden veya ileri hasar riski taşıyan hastalarda FibroScan gibi elastografi yöntemleriyle karaciğerdeki yağlanma ve sertleşme düzeyi değerlendirilebiliyor. Gerekli görülen durumlarda daha ileri görüntüleme yöntemleri veya karaciğer biyopsisi gündeme gelebiliyor. Karaciğer enzimlerinin normal çıkması ise her zaman hastalık bulunmadığı anlamına gelmiyor. Özellikle obezite, tip 2 diyabet, insülin direnci, hipertansiyon veya kolesterol yüksekliği bulunan kişilerin takip planını doktorlarıyla birlikte belirlemesi gerekiyor.

Karaciğer vücudun temizlik merkezi

Karaciğerin besinlerin işlenmesi, enerji depolanması, zararlı maddelerin etkisiz hâle getirilmesi ve birçok hayati maddenin üretilmesi gibi görevler üstlendiğini hatırlatan Prof. Dr. Polat, organın vücudun temizlik merkezi ve fabrikası gibi çalıştığını söyledi. Karaciğer sağlığının korunması için dengeli beslenmenin, sağlıklı kilonun ve düzenli egzersizin günlük yaşamın parçası hâline getirilmesi gerektiğini belirten Polat, risk grubundaki kişilerin hastalık belirti vermeden önce sağlık kontrolünden geçmesinin önemli olduğunu kaydetti. (Kaynak: goodworks.com.tr)

Muhabir: HABER MERKEZİ