Konuşmanın yaşıtlara göre geç başlaması, bazı seslerin sürekli yanlış çıkarılması, kekemelik ya da uzun süren ses kısıklığı... Bu belirtilerin bir bölümü dil ve konuşma terapisi değerlendirmesini gerekli hale getirebiliyor. Üstelik konuşma terapisi yalnızca çocukluk dönemindeki konuşma güçlükleriyle sınırlı değil. İnme, travmatik beyin hasarı, Parkinson hastalığı ve demans gibi nörolojik durumların ardından ortaya çıkan konuşma, dil ve yutma sorunları da bu alanın çalışma konuları arasında bulunuyor.

Çocuklarda Hangi Durumlarda Konuşma Terapisi Gündeme Geliyor?

Çocuklarda yanlış telaffuz olarak fark edilebilen konuşma sesi bozuklukları, dil gelişimindeki gecikmeler ve kekemelik en sık karşılaşılan sorunlar arasında yer alıyor. Yarık dudak ve damak gibi doğuştan gelen anomalilerin yanı sıra otizm spektrum bozukluğuna eşlik eden iletişim güçlüklerinde de dil ve konuşma terapisi değerlendirmesi yapılabiliyor. Çocuğun konuşmasının yaşıtlarına göre belirgin biçimde anlaşılmaması, kelime kullanmaması, cümle kurmakta güçlük çekmesi veya iletişimden kaçınması durumunda değerlendirme yapılması yararlı olabiliyor. Çocuklarda işitme kaybının da dil ve konuşma gelişimini etkileyebileceği unutulmamalı. İşitmeyle ilgili şüphe bulunması halinde işitme değerlendirmesi ve kulak burun boğaz uzmanı görüşü gerekebiliyor.

Yetişkinlerde de Konuşma Terapisine İhtiyaç Duyulabiliyor

Yetişkinlerde ise tablo farklı nedenlerle ortaya çıkabiliyor. Özellikle inme veya kafa travmasının ardından konuşma, anlama ve yutma fonksiyonlarında değişiklik meydana gelebiliyor. Parkinson ve demans gibi nörolojik hastalıklara bağlı gelişen iletişim sorunlarında da terapi rehabilitasyon sürecinin bir parçası olabiliyor. Ses kısıklığı ve ses tellerinin işleviyle ilgili bozukluklar ile damak yetersizliğine bağlı burundan konuşma gibi rezonans problemleri de değerlendirme kapsamına girebiliyor.

Terapi Süreci Nasıl İlerliyor?

Süreç öncelikle ayrıntılı bir değerlendirmeyle başlıyor. Bireyin konuşma, dil ve ses özellikleri incelenirken ihtiyaç bulunması halinde yutma fonksiyonları da değerlendiriliyor. Ardından kişinin yaşına, ihtiyacına ve yaşadığı sorunun türüne göre bireysel bir terapi programı hazırlanıyor. Çocuklarda oyun temelli uygulamalar ve yapılandırılmış çalışmalarla dil ve artikülasyon becerileri desteklenebilirken, yetişkinlerde özellikle nörolojik rahatsızlıkların ardından rehabilitasyon uygulamaları öne çıkıyor. Tedavinin ne kadar süreceği ise herkes için aynı değil. Sorunun türü ve şiddeti, altında yatan neden ve kişinin terapiye katılımı süreyi etkileyebiliyor. Bazı kişilerde haftalar veya aylar yeterli olabilirken kronik nörolojik hastalıklarda daha uzun süreli ya da dönemsel destek gerekebiliyor.

Bu Belirtiler Varsa Beklemeyin

Konuşma bozukluğunun aniden ortaya çıkması ise rutin bir terapi başvurusundan farklı değerlendirilmeli. Ani konuşma güçlüğüne yüzde kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, denge kaybı, görmede değişiklik ya da şiddetli baş ağrısının eşlik etmesi inme belirtisi olabilir. Böyle bir durumda konuşma terapisi için randevu alınması beklenmeden 112 Acil Çağrı Merkezi'nin aranması gerekiyor. Yemek yerken veya sıvı tüketirken sık sık öksürme, boğulma hissi yaşanması, yutma sonrasında seste değişiklik meydana gelmesi veya yiyecek ve sıvının solunum yoluna kaçtığından şüphelenilmesi de tıbbi değerlendirme gerektirebilecek belirtiler arasında. Açıklanamayan kilo kaybı, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları ve beslenme sırasında aşırı yorulma da göz ardı edilmemesi gereken bulgular olarak sıralanıyor.

Birden Fazla Uzmanlık Alanı Birlikte Çalışabiliyor

Dil ve konuşma terapisi bazı durumlarda farklı sağlık branşlarıyla birlikte yürütülüyor. Yarık dudak-damak vakalarında ilgili cerrahi branşlar ve kulak burun boğaz, nörolojik hastalıklarda nöroloji ve fizik tedavi ekipleri, işitme kaybına bağlı dil gelişimi sorunlarında ise odyoloji birimleri sürece dahil olabiliyor. (Kaynak: Medicana.com.tr)

Muhabir: Haber Merkezi