(ÖZEL HABER) - Gastronominin yalnızca kalabalık ve gösterişle değerlendirilemeyeceğini belirten Süleyman Dilsiz, festivallerin yerel üreticiye, turizme ve şehir ekonomisine sağladığı katkının ölçülmesi gerektiğini söyledi.
Uşaklı Gastronomi Yazarı Süleyman Dilsiz, gastronomi festivallerinin giderek büyüklük ve rekor odaklı organizasyonlara dönüşmesini eleştirerek Türkiye'deki festival anlayışının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Dilsiz, metrelerce uzunluğunda masalar kurulmasının, dev kazanlarda yemek pişirilmesinin ve Guinness rekorları kırılmasının tek başına bir şehri gastronomi markası haline getirmeyeceğini belirtti.
“Gastronomide Yeni Ölçü Birimi Metre ve Kilogram Oldu”
Uşaklı Gastronomi Yazarı Süleyman Dilsiz, son yıllarda gastronomi festivallerinde yemeklerin lezzetinden ve kültürel geçmişinden çok büyüklüklerinin konuşulmaya başlandığını söyledi. Dilsiz, organizasyonlarda kaç metre masa kurulduğu, kaç kilogram sucuk kullanıldığı, kaç yumurta kırıldığı ve kaç ton çorba hazırlandığı gibi soruların öne çıktığını ifade etti.
Süleyman Dilsiz, bu yaklaşımın gastronominin temel değerlerini geri plana ittiğini belirterek, “Sanki gastronomi yapmıyoruz da olimpiyatta madalya almaya çalışıyoruz” sözleriyle festival anlayışını eleştirdi. Dilsiz, bir şehrin mutfak kültürünün yalnızca sayılarla değil, o kültürü yaşatan insanlar ve geleneklerle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
“Büyük Yemek Yapmak, Yemeğin Değerini Büyütmez”
Uşaklı Gastronomi Yazarı Süleyman Dilsiz, rekor denemelerine karşı olmadığını ancak bunların gastronomi turizminin temel amacı haline getirilmesini doğru bulmadığını söyledi. Dilsiz, binlerce kilogramlık sucuklu yumurta hazırlanmasının veya tonlarca tarhana çorbası pişirilmesinin bu yemeklerin kültürel değerini aynı oranda artırmadığını ifade etti.
Süleyman Dilsiz, gastronomi festivallerinin başarısının organizasyon sırasında ortaya çıkan görüntülerle sınırlı tutulmaması gerektiğini belirterek, “Bir yemeği büyütmekle, o yemeğin değerini büyütmek aynı şey değil” değerlendirmesinde bulundu. Dilsiz'e göre asıl mesele, düzenlenen etkinliğin şehir ekonomisine ve gastronomi turizmine kalıcı katkı sağlayıp sağlamadığı.
Ankara'daki Dev Döner Rekorunu Örnek Gösterdi
Uşaklı Gastronomi Yazarı Süleyman Dilsiz, geçmiş yıllarda Ankara'da gerçekleştirilen ve Guinness Rekorlar Kitabı'na giren dev döner organizasyonunu örnek göstererek rekorların uzun vadeli etkisinin sorgulanması gerektiğini belirtti. Dilsiz, böyle bir etkinliğin yıllar sonra şehre kaç turist çektiğinin ve gastronomi işletmelerine ne ölçüde katkı sağladığının araştırılması gerektiğini söyledi.
Süleyman Dilsiz, rekor kırmakla gastronomi markası oluşturmanın birbirinden farklı olduğunu vurguladı. Dilsiz, “Kaç turist Ankara'ya sırf o rekoru hatırladığı için gidiyor? Kaç restoran o hikâyeden besleniyor? Kaç gastronomi rotası onun üzerine kurulmuş durumda?” sorularıyla etkinliklerin uzun vadeli sonuçlarına dikkat çekti.
“Ben Buna Gastronominin Arabeskleşmesi Diyorum”
Uşaklı Gastronomi Yazarı Süleyman Dilsiz, gastronomi festivallerinde gösterişin, kalabalığın ve rekor hedeflerinin giderek ön plana çıkmasını “gastronominin arabeskleşmesi” olarak tanımladı. Dilsiz, bu ifadeyle bir müzik türünü değil, gastronomik değerlerin özgünlük yerine büyüklük ve gösteri üzerinden tanıtılmasını kastettiğini açıkladı.
Süleyman Dilsiz, gastronomi festivallerinin geçmişte yerel ürünleri, üreticileri, ustaları, tarifleri ve kültürel hikayeleri tanıtmayı amaçladığını hatırlattı. Dilsiz, bugün bazı organizasyonlarda ise daha uzun masa kurma, daha fazla yemek hazırlama ve yeni rekorlar kırma hedefinin festivalin temel amacının önüne geçtiğini savundu.
UNESCO Gastronomi Kentlerine de Uyarıda Bulundu
Uşaklı Gastronomi Yazarı Süleyman Dilsiz, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'nda gastronomi alanında yer alan kentlerin kültürel mirası koruma ve geliştirme konusunda daha fazla sorumluluk taşıdığını ifade etti. Dilsiz, UNESCO unvanının büyük miktarlarda yemek hazırlanmasını değil, yerel mutfak kültürünün yaşatılmasını ve gelecek kuşaklara aktarılmasını gerektirdiğini belirtti.
Süleyman Dilsiz, bir gastronomi kentinin başarısının kaç metrelik masa kurduğuyla değil, kaç yerel üreticiyi desteklediği, kaç geleneksel ürünü koruduğu ve kaç ziyaretçinin şehirde daha uzun süre kalmasını sağladığıyla değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Dilsiz, gastronomi turizminin sürdürülebilir bir ekonomik yapıya dönüşmesinin önemine dikkat çekti.
“İsraf Sadece Çöpe Giden Yemek Değildir”
Uşaklı Gastronomi Yazarı Süleyman Dilsiz, gastronomi festivallerindeki israfın yalnızca tüketilmeyen yiyeceklerle sınırlı olmadığını belirtti. Dilsiz, organizasyonlara ayrılan para, zaman, emek ve insan kaynağının kalıcı sonuçlar üretmeden harcanmasının da farklı bir israf biçimi olduğunu ifade etti.
Süleyman Dilsiz, festival bütçelerinin yerel üreticilerin desteklenmesi, gastronomi öğrencilerinin eğitilmesi, geleneksel tariflerin kayıt altına alınması ve yeni turizm rotalarının oluşturulması için de kullanılabileceğini söyledi. Dilsiz, “Asıl şunu sormak gerekiyor: Harcanan kaynak şehirde kalıcı bir gastronomik değer üretti mi? Yoksa israf mı oldu?” sözleriyle ekonomik ve kültürel katkının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Gastronomi Festivallerine Lisans Sistemi Önerdi
Uşaklı Gastronomi Yazarı Süleyman Dilsiz, gastronomi festivallerinin daha nitelikli hale gelmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı denetiminde bir lisans ve performans değerlendirme sistemi oluşturulmasını önerdi. Dilsiz, özellikle ulusal ve uluslararası tanıtım hedefi bulunan organizasyonların belirli ölçütlere göre değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Süleyman Dilsiz, önerdiği sistemde panayır ve şenliklerle gastronomi turizmi iddiası taşıyan festivallerin birbirinden ayrılabileceğini belirtti. Dilsiz'e göre bir festivalin başarısı yalnızca düzenlendiği gün değil, sonraki bir yıllık süreçte ortaya çıkan sonuçlarla da ölçülmeli.
Festivalin Karnesinde Yerel Üretici ve Turizm Geliri Olmalı
Uşaklı Gastronomi Yazarı Süleyman Dilsiz, festivallerin performansını değerlendirmek için somut göstergeler belirlenmesi gerektiğini ifade etti. Dilsiz, organizasyonlara katılan yerel üretici sayısının, üreticilerin gelirlerindeki değişimin ve yerel ürünlerin restoran ile otel menülerine girme oranının takip edilmesini önerdi.
Süleyman Dilsiz, festivalin şehirde oluşturduğu konaklama sayısı, ziyaretçi harcamaları, turist memnuniyeti, kayıt altına alınan geleneksel tarifler, gıda israfı ve çevresel etkilerin de değerlendirmeye alınması gerektiğini söyledi. Dilsiz, festival sonrasında devam eden projelerin bulunmasının, organizasyonun kalıcı sonuçlar üretip üretmediğini göstereceğini belirtti.
Asıl Soru Festivalden Sonra Şehre Ne Kaldığıdır
Uşaklı Gastronomi Yazarı Süleyman Dilsiz, gastronomi festivallerinde yanlış soruların sorulduğunu belirterek masa uzunluğunun, pişirilen yemek miktarının ve Guinness rekorlarının tek başına başarı göstergesi sayılamayacağını ifade etti. Dilsiz, festival bittikten sonra şehrin elde ettiği ekonomik ve kültürel kazanımların araştırılması gerektiğini vurguladı.
Süleyman Dilsiz, “Masa kaç metre? Yanlış soru. Kaç ton yemek yaptık? Yanlış soru. Guinness'e girdik mi? Yanlış soru. Asıl soru: Festivalden sonra şehre ne kaldı?” ifadeleriyle gastronomi organizasyonlarının değerlendirilme biçiminin değişmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye'nin Daha Büyük Yemeklere Değil, Kalıcı Değere İhtiyacı Var
Uşaklı Gastronomi Yazarı Süleyman Dilsiz, Türkiye'deki gastronomi festivallerinin büyüklük yarışından çıkarak sürdürülebilir üretim, yerel kalkınma ve kültürel mirasın korunmasına odaklanması gerektiğini belirtti. Dilsiz, gastronomi turizminin yalnızca tanıtım etkinliklerinden ibaret olmadığını, bir şehrin üretimini, kültürünü, ekonomisini ve turizmini bir araya getiren uzun vadeli bir çalışma alanı olduğunu ifade etti.
Süleyman Dilsiz, Guinness rekorlarının festivallerde yer alabileceğini ancak asıl amaç haline getirilmemesi gerektiğini söyledi. Uşaklı Gastronomi Yazarı Süleyman Dilsiz, değerlendirmesini Türkiye'nin daha büyük yemeklere ve birbirini tekrar eden festivallere değil, yerel gastronominin gerçek potansiyelini ortaya çıkaran, rekabetçi fırsatları değerlendiren ve başarısı ölçülebilen sürdürülebilir bir sisteme ihtiyaç duyduğunu belirterek tamamladı.


