Kahveyle ayakta kalmaya çalışmak, günün ilerleyen saatlerinde çöken halsizlik ve zihinsel bulanıklık artık birçok kişi için günlük hayatın parçası haline geldi. Ancak bu tablo, çoğu zaman sanıldığı gibi irade eksikliği ya da tembellikten değil, hücrelerin enerji üretiminde yaşadığı aksaklıklardan kaynaklanıyor. Diyetisyen Serpil Öztürk, sürekli yorgunluk hissinin arkasında çoğu zaman “hücresel enerji kaybı” bulunduğunu vurguladı.
Öztürk, özellikle sabah zor uyanma, gün içinde yoğun kahve ihtiyacı, öğleden sonra 15.00 civarında belirginleşen halsizlik ve akşam saatlerinde bitkinlik hissinin yaygın şikâyetler arasında yer aldığını belirtti. Bu durumun kişisel bir zayıflık olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden Öztürk, “Sorun karakterde değil, hücrelerin enerji üretmekte zorlanmasında” dedi.
Beslenme biliminde giderek daha fazla önem kazanan mitokondri sağlığının, vücudun gerçek enerji altyapısını oluşturduğunu söyleyen Öztürk, mitokondrilerin yediğimiz besinleri ve aldığımız oksijeni enerjiye dönüştüren temel yapı taşları olduğunu hatırlattı. Aşırı şeker tüketimi, rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenme, hareketsizlik, kronik stres, mavi ışığa uzun süre maruz kalma ve çevresel toksinlerin bu sistemi yıprattığını belirtti.
Bu durumun yağ yakımının yavaşlaması, odaklanma güçlüğü, unutkanlık, ciltte solgunluk ve erken yaşlanma belirtileriyle kendini gösterebildiğini ifade eden Öztürk, vücudun bu sinyallerle aslında “enerji tasarrufuna geçtiğini” anlattı. Sürekli yorgunluk hissinin kader olmadığını vurgulayan Öztürk, hücresel enerjinin büyük ölçüde doğru beslenme ile yeniden desteklenebileceğini dile getirdi.
Mitokondri dostu bir beslenme yaklaşımının şeker ağırlıklı öğünler yerine sağlıklı yağ ve protein dengesine dayanması gerektiğini söyleyen Öztürk, özellikle kahvaltıda poğaça ve reçel gibi hızlı karbonhidratlar yerine yumurta, zeytin, avokado ve ceviz gibi besinlerin tercih edilmesinin daha kalıcı enerji sağladığını belirtti. Renkli sebzelerden gelen antioksidanların da hücresel stresi azalttığını ve enerji üretimini desteklediğini ifade etti.
Öztürk, ayrıca belirli aralıklarla uygulanan kontrollü açlığın hücrelerin kendi temizlik mekanizması olan otofajiyi devreye soktuğunu, bunun da enerji üretim verimliliğini artırdığını kaydetti. Magnezyum ve Koenzim Q10 gibi mikro besinlerin mitokondri fonksiyonları için kritik olduğuna dikkat çeken Öztürk, özellikle bazı ilaçların bu değerleri düşürebileceğini ve mutlaka uzman kontrolünde değerlendirme yapılması gerektiğini söyledi. Öğleden sonra yaşanan enerji düşüşünün çoğu zaman öğle öğünlerinde tüketilen yüksek karbonhidratla ilişkili olduğunu belirten Öztürk, daha dengeli tabakların zihinsel ve fiziksel enerjiyi belirgin biçimde toparladığını ifade etti. Kısa süreli soğuk duş uygulamalarının da doğru dozda uygulandığında uyanıklığı artırabildiğini ekledi.
Diyetisyen Serpil Öztürk, kronik yorgunluğun normalleştirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Vücut bu yorgunlukla bize bir mesaj verir. Yakıtı değiştirdiğimizde ve hücreleri desteklediğimizde, karşılığında daha berrak bir zihin ve daha güçlü bir beden elde ederiz” dedi. Enerji düşüklüğü yaşayan kişilere, kan değerlerinin değerlendirilmesi ve kişiye özel beslenme planı oluşturulmasının önemine de dikkat çekti. (Kaynak: DoktorTakvimi)





