Günlük yaşamda aileden arkadaşlara, iş hayatından sosyal ilişkilere kadar pek çok kişi istemediği halde taleplere “evet” diyebiliyor. Karşısındaki insanı kırmaktan, bencil görünmekten veya ilişkinin zarar görmesinden çekinen kişiler, kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atabiliyor. Uzman Klinik Psikolog Mert Adil’e göre sorun her zaman “hayır” demek için doğru cümleyi bulamamak değil. Asıl güçlük, sınır koyduktan sonra ortaya çıkan suçluluk, kaygı ve karşı tarafın vereceği tepkiye dayanmakta yaşanabiliyor. Adil, “Suçluluk her zaman yanlış yaptığınızın kanıtı değildir. Bazen yalnızca eski rolünüze uygun davranmadığınızın yankısıdır” sözleriyle, hissedilen suçluluk ile gerçekten yanlış bir davranışta bulunmanın birbirinden ayrılması gerektiğini belirtiyor.
İstemeden “Evet” Demek Kısa Süreli Rahatlatabiliyor
Hayır demekte güçlük yaşayan kişiler, karşı tarafın kırılacağını, öfkeleneceğini veya kendilerini kötü biri olarak değerlendireceğini düşünebiliyor. Bu düşünceler kaygı ve suçluluk duygusunu artırırken kişi, yaşadığı rahatsızlıktan kurtulmak için istemediği bir talebi kabul edebiliyor. “Evet” demek o anda rahatlama sağlasa da bunun uzun vadede farklı sonuçları ortaya çıkabiliyor. Kişinin kendi zamanı, enerjisi ve ihtiyaçları sürekli geri planda kaldığında kırgınlık ve bastırılmış öfke birikebiliyor. Böylece karşı tarafı memnun etmek için verilen “evet”, zaman içerisinde kişinin kendi suçluluk duygusundan kaçmak için kullandığı bir davranışa dönüşebiliyor. Döngü tekrarlandıkça bir sonraki talebe “hayır” demek de daha güç hale gelebiliyor.
Vicdanlı Olmak Her Talebi Kabul Etmek Anlamına Gelmiyor
Başkalarının ihtiyaçlarını önemsemek, destek olmak ve zaman zaman fedakârlık yapmak sağlıklı ilişkilerin doğal parçaları arasında yer alıyor. Ancak yardım etmek kişinin özgür tercihi olmaktan çıkıp zorunluluk gibi hissedilmeye başladığında durum değişebiliyor. Mert Adil, bu noktada kişinin kendisine bazı sorular yöneltmesinin önemli olduğunu belirtiyor. “Gerçekten yardım etmek istiyor muyum, yoksa hayır dediğimde yaşayacağım suçluluktan mı kaçıyorum?” sorusu bunların başında geliyor.
Kişinin hayır deme hakkının bulunduğunu hissedip hissetmediği, yardım ettikten sonra gönüllülük mü yoksa kırgınlık mı yaşadığı ve ilişkide karşılıklılık bulunmadığında bunu açıkça dile getirip getiremediği de önemli göstergeler arasında bulunuyor. Adil’e göre iyilik, reddetme seçeneğinin de bulunduğu bir durumda özgürce tercih edildiğinde anlam kazanıyor. Kişi kendisine “hayır” deme hakkı tanımıyorsa dışarıdan fedakârlık olarak görünen davranış, zaman içerisinde içsel bir mecburiyete dönüşebiliyor.
Hayır Diyememenin Arkasında Bu Üç Örüntü Bulunabiliyor
Şema terapi açısından değerlendirildiğinde hayır deme güçlüğünde özellikle kendini feda, boyun eğicilik ve onay arayıcılık örüntüleri öne çıkabiliyor. Kendini feda örüntüsünde kişi başkalarının ihtiyaçlarını sürekli kendi ihtiyaçlarının önüne koyabiliyor. “Ben biraz daha dayanabilirim” veya “Yardım etmezsem vicdansız olurum” düşünceleri bu durumda belirginleşebiliyor.
Boyun eğicilik örüntüsünde ise kişi kendi isteğini açıkça ifade etmesi halinde tartışma çıkacağından, cezalandırılacağından veya terk edileceğinden endişe duyabiliyor. Sessiz kalmak kısa vadede çatışmayı engellese de ifade edilmeyen ihtiyaçlar ilerleyen dönemde öfke, geri çekilme veya pasif-agresif davranışlarla kendisini gösterebiliyor. Onay arayıcılıkta kişinin kendisine verdiği değer büyük ölçüde çevresindeki insanların tepkilerine bağlı hale gelebiliyor. Karşı tarafın sınırdan hoşlanmaması bile “Yanlış yaptım” şeklinde değerlendirilebiliyor. Ancak uzmana göre bir kişinin konulan sınırdan hoşlanmaması, sınırın yanlış olduğu anlamına gelmiyor.
“Ben Geçimli Biriyim” Sözü Her Zaman Göründüğü Kadar Masum Olmayabilir
Anlayışlı, yardımsever ve insanlarla iyi geçinen biri olmak olumlu özellikler arasında görülüyor. Ancak kişi gerektiğinde kendi hakkını savunamıyor ve sürekli karşı tarafın istediğine uyuyorsa, “Ben geçimli biriyim” düşüncesinin altında çatışmadan kaçınma korkusu bulunabiliyor. Sağlıklı ilişkilerde insanlar zaman zaman karşı tarafın isteğine uyarken gerektiğinde kendi tercihlerini de açıkça ifade edebiliyor. Anlaşmazlık yaşandığında ise ortak bir yol bulunabiliyor. Boyun eğicilikte bunun yerine sürekli uyum gösterme zorunluluğu ortaya çıkıyor. Bu nedenle kişinin kendisine “Gerekli olduğunda bunun tersini yapabiliyor muyum?” sorusunu yöneltmesi önem taşıyor. İnsanlarla iyi geçinebilmenin koşulu sürekli kendi ihtiyaçlarından vazgeçmek haline gelmişse, ilişkide sağlıklı uyumdan çok korkuya dayalı bir denge oluşmuş olabiliyor.
Hayır Dedikten Sonra Uzun Açıklamalar Yapıyorsanız Dikkat
Bir isteği reddettikten sonra “Acaba fazla mı sert davrandım?”, “Beni yanlış mı anladı?” veya “Bir mesaj gönderip gönlünü alsam mı?” gibi düşünceler birçok kişinin zihninden geçebiliyor. Bu rahatsızlığı azaltmak isteyen kişi uzun açıklamalar yapabiliyor, gerekmediği halde özür dileyebiliyor veya kısa süre önce koyduğu sınırı geri çekebiliyor. Mert Adil’e göre bu davranışlar o an için rahatlama sağlasa da zihinde sınır koymanın tehlikeli olduğu ve ilişkinin ancak hemen telafi davranışında bulunularak korunabileceği yönündeki düşünceyi güçlendirebiliyor. Bu nedenle düşük riskli durumlarda “Bugün uygun değilim”, “Bu işi üstlenemeyeceğim” veya “Bu şekilde konuşulduğunda görüşmeye devam etmeyeceğim” gibi kısa, açık ve saygılı ifadeler kullanılması; ardından hemen uzun açıklamalar veya telafi davranışlarına başvurulmaması faydalı olabiliyor.
Psikoterapide Sadece “Hayır Demek” Öğretilmiyor
Hayır diyememe tek başına psikiyatrik bir tanı olarak değerlendirilmiyor. Bununla birlikte kaygı, düşük öz değer, bastırılmış öfke ve bazı ilişki örüntüleriyle birlikte görülebiliyor. Psikoterapi sürecinde kişinin hangi durumlarda hayır diyemediği, reddetmekle ilgili korkuları, gerçek sorumluluk ile aşırı sorumluluk arasındaki ayrım ve sınır koyduktan sonra ortaya çıkan suçluluk duygusu ele alınabiliyor. Temel amaç kişinin çevresindeki insanlara karşı duyarsız hale gelmesi veya kendisine yöneltilen her isteği reddetmesi değil. Kişinin yardım etmek ile kendi ihtiyaçlarını sürekli yok sayarak tükenmek arasındaki farkı görebilmesi önem taşıyor. Uzman Klinik Psikolog Mert Adil, sağlıklı ilişkilerin hiç kimsenin üzülmediği ilişkiler anlamına gelmediğinin altını çizerek şu değerlendirmede bulunuyor: “Sağlıklı ilişki; iki tarafın da ihtiyaçlarının konuşulabildiği, farklılıkların cezalandırılmadığı ve yakınlığın tek bir kişinin sürekli fedakârlığına bağlı olmadığı ilişkidir.





