Toplumda “yaramaz”, “tembel” ya da “isterse yapar” gibi kalıplarla tanımlanan birçok çocuk ve yetişkinin aslında Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ile mücadele ettiği vurgulanıyor. Uzmanlar, bu tür etiketlerin sorunun özünü görünmez kıldığını ve bireylerin doğru destekten uzak kalmasına yol açtığını belirtiyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre DEHB, dünya genelinde çocukların yaklaşık yüzde 5–7’sini, yetişkinlerin ise yüzde 2,5–5’ini etkiliyor. Son yıllarda artan farkındalık sayesinde daha sık tanı konulan DEHB’nin, bir irade ya da zeka sorunu değil; beynin yönetici işlevlerinden sorumlu bölgelerini etkileyen nörogelişimsel bir durum olduğu ifade ediliyor.
Bu risklere dair bilimsel veriler de dikkat çekiyor. 2015 yılında The Lancet’te yayımlanan kapsamlı bir çalışmada, tedavi edilmeyen DEHB’nin özellikle yetişkinlikte tanı alan bireylerde kaza ve dışsal nedenlere bağlı ölüm riskini artırabildiği ortaya konuldu. Aynı araştırma, erken müdahale ve doğru yönetimle bu risklerin önemli ölçüde azaltılabildiğini de gösterdi. Toplumda hala bu bireylerin “disiplinsiz” ya da “saygısız” olarak etiketlendiğini belirten Dr. Eroğlu, DEHB’nin bir zeka sorunu olmadığının altını çizdi. Uygun eğitim yaklaşımları ve kişiye özgü öğrenme stratejileriyle desteklenen bireylerin, akademik ve sosyal yaşamda başarılı olabildiğini ifade eden Eroğlu, birçok çocuğun yüksek yaratıcılık ve ilgisini çeken konularda uzun süre yoğunlaşabilme becerisine sahip olduğunu söyledi.