Uzman Klinik Psikolog Mert Adil, olumlu düşünmenin kişinin üzüntü, kaygı ve hayal kırıklığı gibi duygularına yer bırakmayan bir zorunluluğa dönüşmesi halinde “zehirli pozitiflik” olarak adlandırılan durumun ortaya çıkabileceğini belirtiyor. Zor bir gün geçiren, işini kaybeden, ilişkisinde sorun yaşayan veya beklemediği bir olayla karşılaşan birine ilk söylenen sözlerden biri “Takma kafana” olabiliyor.
İyi niyetle kurulan bu cümle her zaman beklenen etkiyi oluşturmayabiliyor. Kişi bazen çözüm veya tavsiyeden önce yaşadığı güçlüğün anlaşılmasına ihtiyaç duyabiliyor. Uzman Klinik Psikolog Mert Adil, olumlu düşünmenin kendisinin bir sorun olmadığını, ayrımın zor duygulara nasıl yaklaşıldığı noktasında ortaya çıktığını ifade ediyor.
Mert Adil: “Zor duygulara da yer açmak gerekiyor”
Mert Adil, kişinin yaşadığı güçlüğün hemen olumlu bir bakış açısıyla değiştirilmek istenmesinin, hissettiği duyguyu ifade etmesini zorlaştırabileceğine dikkat çekiyor. Üzüntü yaşayan birine “Buna da üzülünür mü?”, işini kaybeden birine “Belki daha iyisini bulursun” veya ayrılık yaşayan birine “Zaten sana layık değildi” denilmesi ilk bakışta destekleyici görünebiliyor.
Adil’e göre burada belirleyici olan yalnızca kullanılan cümle değil; sözün hangi anda, nasıl söylendiği ve karşıdaki kişinin yaşadığı duyguya alan bırakıp bırakmadığı. Umut ile yaşanan güçlüğün aynı anda var olabileceğini belirten Adil, kişinin önce ne yaşadığının görülmesinin ve anlaşılmasının önemli olduğunu söylüyor.
Zehirli pozitiflik nedir?
Zehirli pozitiflik, kişinin karşılaştığı her durumda olumlu düşünmesi gerektiği yönündeki yaklaşımın üzüntü, öfke, kaygı, korku veya hayal kırıklığı gibi duyguları bastıracak noktaya ulaşması olarak açıklanıyor. Mert Adil, “Her şey güzel olacak” demek ile kişinin yaşadığı güçlüğü kabul ederek yanında olmak arasında önemli bir fark bulunduğunu belirtiyor. Örneğin “Üzülmeyi bırak, olumlu düşün” demek yerine, “Zorlandığını görüyorum; hazır olduğunda seçenekleri birlikte düşünebiliriz” şeklindeki bir yaklaşım, hem yaşanan duyguyu kabul ediyor hem de geleceğe ilişkin umuda alan bırakıyor.
Sürekli güçlü görünmeye çalışmak yorabilir
Her zaman neşeli, sakin veya iyimser görünme çabası kişinin kendi duygularıyla kurduğu ilişkiyi de etkileyebiliyor. Mert Adil, kişinin üzgün olduğu için kendisini ayrıca eleştirmesinin yaşadığı yükü artırabileceğine işaret ediyor. “Bunca şeye sahipken neden mutsuzum?” düşüncesi bunun günlük hayattaki örneklerinden biri olabiliyor. Kişi bir taraftan yaşadığı sorunla mücadele ederken diğer taraftan üzgün, kaygılı veya öfkeli olduğu için kendisini suçlamaya başlayabiliyor. Dışarıya sürekli “Her şey yolunda” görüntüsü vermeye çalışmak da ihtiyaç duyulduğunda destek istemeyi güçleştirebiliyor.
“Takma kafana” yerine ne söyleyebiliriz?
Uzman Klinik Psikolog Mert Adil, bir yakınına destek olmak isteyen kişinin mutlaka sorunu çözecek kusursuz bir cümle bulmak zorunda olmadığını belirtiyor. Bazen karşıdaki kişinin konuşmasına imkan tanımak daha işlevsel olabiliyor. “Takma kafana” yerine “Bu durumun seni hangi açıdan zorladığını anlatmak ister misin?”, “Başkalarının durumu daha kötü” yerine “Yaşadığın şeyin senin için zor olduğunu duyuyorum”, “Her şey kesin düzelecek” yerine “Nasıl sonuçlanacağını bilmiyorum ama seni dinleyebilirim” denilebilir.
Hemen tavsiyede bulunmak yerine “Şu an dinlememi mi, birlikte çözüm düşünmemizi mi istersin?” sorusu da kişinin o anda neye ihtiyaç duyduğunu anlamanın yollarından biri olabilir. Adil, buradaki amacın kişiyi olumsuz duyguların içinde bırakmak değil, yaşadığı duyguyu yok saymadan ihtiyaç duyduğu desteği anlayabilmek olduğunu ifade ediyor.
“Böyle hissetmemeliyim” düşüncesine dikkat
Zehirli pozitiflik yalnızca başkalarına söylediğimiz cümlelerde ortaya çıkmıyor. İnsan kendi duygularına karşı da benzer bir tutum geliştirebiliyor. Mert Adil, “Böyle hissetmemeliyim” düşüncesi ortaya çıktığında kişinin kendisine “Şu an ne hissediyorum, beni zorlayan ne ve bugün kendim için atabileceğim küçük ve gerçekçi adım ne olabilir?” sorularını yöneltebileceğini belirtiyor.
Bir duyguyu kabul etmek ise o duyguyla birlikte ortaya çıkan her düşüncenin doğru olduğunu kabul etmek veya her dürtüyle hareket etmek demek değil. Örneğin öfkenin farkına varılması ile öfkeyle kırıcı davranışta bulunulması birbirinden farklı durumlar. Mert Adil, zorlayıcı duyguların sürekli yok sayılması yerine fark edilmesi ve ihtiyaç duyulan desteğin aranmasının daha gerçekçi bir başlangıç olabileceğini ifade ediyor.
Yaşanan sıkıntının günlük hayatı, işi, sosyal yaşamı veya ilişkileri belirgin biçimde etkilemeye başlaması halinde ruh sağlığı alanında profesyonel destek seçeneğinin değerlendirilebileceğini belirtiyor. Her olayın hemen iyi tarafını bulmaya çalışmak gerekmeyebilir. Bazen kişinin ilk ihtiyacı yaşadığı durumun zor olduğunu kabul etmek ve hissettiği duyguyu ifade edebilmek olabilir.





