Lipödem, yağ dokusu disfonksiyonu ve lenfatik sistem bozukluklarıyla ilerleyen kronik bir hastalık olarak hem fiziksel hem de metabolik etkiler yaratıyor. Uşaklı Pınar Can Ergün, lipödem tedavisinin yalnızca estetik kaygılarla ele alınmasının doğru olmadığını belirterek, sürecin fonksiyonel ve tıbbi bir bütünlük içinde değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Lipödemin bağ dokusunda anormal yağ birikimi, mikrosirkülasyon bozukluğu ve lenfatik yük artışıyla seyrettiğini ifade eden Ergün, bu nedenle tedavide tek bir yöntem yerine multidisipliner yaklaşımların tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Konservatif tedavi seçenekleri arasında kompresyon giysileri, manuel lenfatik drenaj ve dekonjestif fizyoterapi uygulamalarının önemli yer tuttuğunu belirten Ergün, bu yöntemlerin ödem kontrolü ve ağrı yönetiminde etkili sonuçlar sağladığını aktardı.
Egzersizin lipödem tedavisindeki rolüne de değinen Ergün, orta yoğunluktaki egzersizler ile özellikle su içi egzersizlerin, ödemin azaltılmasına ve fonksiyonel kapasitenin artırılmasına katkı sunduğunu vurguladı. Beslenme alanında ise antiinflamatuar ve eliminasyon temelli yaklaşımların, insülin direncini ve mikrovasküler inflamasyonu azaltmada destekleyici olduğunu ifade etti.
Medikal ve girişimsel tedavilere de değinen Ergün, ultrason eşliğinde enjeksiyonlar, nöralterapi ve radyofrekans uygulamalarının ağrı kontrolü ile doku sağlığının korunmasında etkili yöntemler arasında yer aldığını söyledi. Rejeneratif tedaviler kapsamında uygulanan PRP, kök hücre ve eksozom yöntemlerinin ise bağ dokusu kalitesini iyileştirmeyi ve doku onarımını desteklemeyi hedeflediğini belirtti.
Lipödem tedavisinde temel amacın yalnızca görsel iyileşme olmadığını vurgulayan Ergün, hastaların yaşam kalitesini yükseltmeyi, fonksiyonel kapasiteyi artırmayı ve metabolik dengeyi sağlamayı hedefleyen bütüncül bir yaklaşımın önemine dikkat çekti.



