Melike Sertkaya, insülin direncinin günümüzde sık görülen önemli bir metabolik sorun olduğuna dikkat çekerek, doğru beslenme yaklaşımının bu sürecin yönetiminde belirleyici olduğunu söyledi. Sertkaya, vücudun ürettiği insülini yeterince etkili kullanamamasıyla ortaya çıkan bu tabloda pankreasın daha fazla insülin salgıladığını, bunun da kan şekeri dalgalanmaları, tatlı isteği, öğün sonrası halsizlik ve özellikle karın bölgesinde yağlanma gibi belirtilerle kendini gösterebildiğini ifade etti.
Tokluk hissinin uzatılmasının insülin duyarlılığını desteklediğini belirten Sertkaya, her öğünde protein, lif ve sağlıklı yağ dengesinin sağlanmasının bu açıdan değerli olduğunu söyledi. Yumurta, yoğurt, balık, baklagiller, sebzeler, tam tahıllar, avokado ve zeytinyağı gibi besinlerin düzenli tüketiminin hem iştah kontrolüne hem de hormonal dengeye katkı sunduğunu aktardı. Düşük glisemik indeksli beslenme modellerinin insülin duyarlılığını artırdığına dair bilimsel çalışmaların da bu yaklaşımı desteklediğini ifade etti.
Beslenmenin yanı sıra yaşam tarzı faktörlerinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan Sertkaya, düzenli fiziksel aktivitenin insülin direncini azaltmada en güçlü desteklerden biri olduğunu söyledi. Kas dokusunun glikoz kullanımında önemli rol oynadığını belirten Sertkaya, yürüyüş ve kuvvet egzersizlerinin kan şekeri düzenlenmesine doğrudan katkı sağladığını kaydetti. Uyku kalitesi ve stres yönetiminin de insülin yanıtını etkilediğini belirten Sertkaya, yetersiz uykunun kortizol düzeylerini artırarak metabolik dengeyi olumsuz etkileyebileceğini sözlerine ekledi.
Son olarak insülin direncinin tek başına kısa süreli diyetlerle çözülebilecek bir durum olmadığına dikkat çeken Diyetisyen Melike Sertkaya, beslenme, hareket, uyku ve stres yönetiminin birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. Kişiye özel planlanan, sürdürülebilir bir beslenme programının hem belirtilerin hafiflemesine hem de uzun vadede metabolik sağlığın güçlenmesine katkı sağlayacağını ifade etti. (doktortakvimi)