(ÖZEL HABER) - Belgeselci araştırmacı Alp Arslan Dur, Uşak’ın Türkleşme sürecine ilişkin dikkat çeken bir çalışmayı www.usakhabergazetesi.com.tr ile paylaştı. Dur’un değerlendirmeleri, özellikle Dokuzsele Çayı üzerindeki Çanlı Köprü üzerinden Selçuklu döneminin askeri, ekonomik ve yerleşim politikalarını somut verilerle ortaya koyuyor. Uşak ve çevresi, Malazgirt Zaferi sonrasında başlayan Türk ilerleyişine rağmen uzun süre Selçuklu-Bizans mücadelesinin etkisi altında kaldı.
1176’daki Miryokefalon Zaferi ile Selçuklu nüfuzu artarken, hanedan içi çekişmeler bölgenin yeniden el değiştirmesine neden oldu. 1233 yılı itibarıyla kesin olarak Selçuklu idaresine giren Uşak, bu tarihten sonra klasik bir şehir kimliğinden ziyade “uç bölgesi” karakteri kazandı. Bu yeni yapı, merkezden doğrudan yönetim yerine askeri ve idari yetkilerle donatılmış uç beyleri aracılığıyla şekillendi.

Bu sürecin en önemli aktörlerinden biri ise Selçuklu kaynaklarında “emîr-i sipehsâlâr” unvanıyla anılan Şücaeddin Kızıl Beğ oldu. Kızıl Beğ’in yalnızca bir askeri komutan değil, aynı zamanda devletin üst düzey idari yapısında yer alan bir emir olduğu değerlendiriliyor. Ankara ve çevresinde yoğunlaşan faaliyetleri, onun bölgesel güç dengelerinde etkin bir rol üstlendiğini gösterirken, 1219 yılında Çubuk Çayı üzerinde inşa ettirdiği Akköprü ile 1255 yılında Uşak yakınlarında yaptırdığı Çanlı Köprü birlikte değerlendirildiğinde, Ankara’dan Uşak’a uzanan stratejik bir hat üzerinde etkili olduğu anlaşılıyor. Bu hat, Selçuklu’nun batı uçlarında hem askerî hareketliliğin hem de ticari dolaşımın sağlandığı önemli bir aks olarak öne çıkıyor.
1255 tarihli kitabesiyle dikkat çeken Çanlı Köprü, yalnızca bir ulaşım yapısı olmanın ötesinde anlam taşıyor. Kitabede sultan adının yer almaması, 13. yüzyıl ortalarında Selçuklu Devleti’nde yaşanan siyasi parçalanmışlığın bir yansıması olarak yorumlanırken, “es-Sultânî” ifadesi yapının meşruiyetini Selçuklu otoritesine dayandırdığını gösteriyor. Ayrıca kitabelerde alışılmış “köprü” ifadesi yerine “imâre” kelimesinin kullanılması, yapının daha geniş bir imar ve yerleşim faaliyetinin parçası olduğunu ortaya koyuyor.
Araştırmada dikkat çeken bir diğer unsur ise Kızıl Beğ’in kimliğine ilişkin değerlendirmeler oldu. Kitabelerde geçen bazı ifadelerin Peçeneklere işaret edebileceği yönündeki yorumlar, Batı Anadolu’nun Türkleşme sürecinin yalnızca Oğuz boylarıyla sınırlı olmadığını, farklı Türk topluluklarının da bu sürece katkı sunduğunu ortaya koyuyor. Bu yönüyle Kızıl Beğ, yalnızca bir Selçuklu emiri değil, aynı zamanda Anadolu’daki çok katmanlı Türk varlığının temsilcilerinden biri olarak değerlendiriliyor.
1243’teki Kösedağ Savaşı sonrasında Selçuklu otoritesinin zayıflamasıyla birlikte uç bölgelerdeki beylerin etkinliği daha da arttı. Bu gelişmeler, Kütahya-Uşak hattında güç kazanan Germiyanoğulları Beyliği gibi yeni siyasi oluşumların ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Bu durum, Kızıl Beğ’in faaliyetlerinin yalnızca kendi dönemiyle sınırlı kalmadığını, sonraki siyasi yapılar üzerinde de etkili olduğunu gösteriyor.
Sonuç olarak Çanlı Köprü, Selçuklu Devleti’nin batı uçlarında yürüttüğü hakimiyet kurma, yerleşim oluşturma ve ekonomik düzen tesis etme politikalarının taş üzerindeki somut bir yansıması olarak öne çıkıyor. Şücaeddin Kızıl Beğ ise bu sürecin merkezinde yer alan, yalnızca bir yapı inşa ettiren değil, bir coğrafyayı şekillendiren ve Uşak’ı kalıcı bir Türk yurduna dönüştüren tarihsel bir figür olarak dikkat çekiyor.
(Foto:Alp Arslan Dur)



