(ÖZEL HABER) - Uşaklı araştırmacı belgeselci Alp Arslan Dur, Ulubey Kanyonu’nda yaptığı saha çalışmaları sırasında, kayaya oyulmuş ve bugüne kadar kayıtlara girmemiş izole bir hücre yapısını gün yüzüne çıkardı. Ulaşımı son derece güç bir noktada bulunan bu dar mekan, bölgenin yalnızca doğal değil, aynı zamanda derin bir inanç ve tarih katmanına da ev sahipliği yaptığını ortaya koydu. Keşfedilen hücrenin mimari özellikleri, barınmadan çok inzivaya yönelik kullanımı işaret ediyor. Dış dünyayla teması sınırlayan dar giriş, içeride ise tek kişinin uzun süre kalabileceği ölçekte oyulmuş bir alan bulunuyor. Alp Arslan Dur, yapının konumu ve biçiminin rastlantısal olmadığını, bilinçli bir inziva anlayışının ürünü olduğunu vurguluyor.

K A P A K-72

İzler MS 2. Yüzyıla Uzanıyor

Araştırmalar, bu tür hücrelerin kökenini MS 2. yüzyılda Frigya’da ortaya çıkan Montanist harekete götürüyor. Montanistler, vahyin sona ermediğine, Tanrı’nın mesajının devam ettiğine inanıyor ve bu inanç doğrultusunda toplumdan uzak, sessiz ve kapalı mekanlarda yaşamayı tercih ediyordu. Montanistlerin “vahiy sürüyor” düşüncesi, erken dönem ana kilise tarafından kesin biçimde reddedildi. Bu yaklaşım, Hristiyanlığın kurumsallaşma süreciyle çeliştiği için hareket kısa sürede sapkın ilan edildi. Ardından gelen baskılar, topluluğun dağılmasına ve izlerinin silinmesine yol açtı.

001-91

Sessizlikle Bitmeyen Bir Hikaye

Tarihsel kaynaklar, Montanistlerin sonunun dramatik olduğunu ortaya koyuyor. Dışlanan ve takip edilen topluluk üyelerinin bir kısmı inziva hayatında yok oldu, bir kısmı ise şiddetli baskılar altında dağıldı. Ulubey Kanyonu’ndaki bu hücre, yalnızca bir kaya oyuntusu değil; susturulmuş bir inancın, yarım kalmış bir tarih anlatısının sessiz tanığı olarak öne çıkıyor.

002-53

Ulubey Kanyonu’nun Bilinmeyen Yüzü

Bu keşif, Ulubey Kanyonu’nun sadece jeolojik büyüklüğüyle değil, inanç tarihi açısından da Anadolu’nun en çarpıcı alanlarından biri olabileceğini gösteriyor. Araştırmacı Belgeselci Alp Arslan Dur, yapının akademik çevrelerce detaylı biçimde incelenmesi gerektiğini belirterek, bölgenin arkeoloji ve inanç turizmi açısından büyük bir potansiyel taşıdığına dikkat çekiyor. Kayaya oyulmuş bu küçük hücre, bugün Uşak’ın kalbinde, binlerce yıl öncesinden gelen büyük bir kırılmanın sessiz ama çarpıcı bir hatırlatıcısı olarak varlığını sürdürüyor.

Muhabir: Yavuz Kuşdemir