Uşak’lı Uzm. Dr. Pınar Can Ergün, son dönemde yaptığı değerlendirmelerde, omurga dokularının yalnızca mekanik yüklenmelerle değil, biyolojik yaşlanma süreçleriyle de yakından ilişkili olduğunu vurguladı. Ergün’e göre kronik inflamasyon, oksidatif stres ve stres hormonlarını yöneten HPA aksındaki dengesizlikler, bel ve boyun ağrılarının arka planında önemli rol oynuyor.

Psikonöroimmünolojik yaklaşımın önemine dikkat çeken Dr. Ergün, bağırsak–beyin–immün sistem ekseninin omurga sağlığında belirleyici olduğunu ifade etti. Bu eksen üzerinden planlanan beslenme ve mikrobesin desteklerinin, disk metabolizmasından kas-fasya bütünlüğüne kadar pek çok alanda etkili olabildiğini söyledi. Artan masa başı çalışma düzeni ve hareketsiz yaşam alışkanlıklarına da değinen Dr. Ergün, antiinflamatuar ve eliminasyon temelli beslenmenin önemine işaret etti. Rafine şeker, gluten ve endüstriyel yağların geçici olarak beslenmeden çıkarılmasının, bağırsak bariyerini güçlendirdiğini ve ağrı eşiğini olumlu etkilediğini belirtti.

onksiyonel mikrobesin desteklerinin de sürecin tamamlayıcı parçası olduğunu aktaran Dr.Ergün, alfa lipoik asidin mitokondriyal fonksiyonları desteklediğini, çinko ve C vitamininin doku onarımında rol aldığını kaydetti. Kurkuminin inflamasyonu baskılayıcı etkisine, beyaz söğüt kabuğu ve şeytan pençesinin ise doğal analjezik özelliklerine dikkat çekti. Stresle ilişkili kas gerginliğinde ashwagandha ve rhodiola gibi adaptogen bitkilerin destekleyici olabileceğini de sözlerine ekledi. Dr.Ergün, kronik stresin sempatik sistemi sürekli uyararak kas spazmını ve merkezi ağrı hassasiyetini artırdığını belirterek, “Beslenme, stres yönetimi ve destekleyici tedaviler birlikte ele alındığında omurganın biyolojik yaşlanmasını yavaşlatmak mümkün” dedi.

Uzmanlar, omurga sağlığını korumaya yönelik bu bütüncül yaklaşımın, koruyucu sağlık uygulamalarında yeni bir pencere açtığı görüşünde birleşiyor.

Muhabir: Hüsnü Kazım Özler