Anadolu Selçuklu döneminde ki kişi adları kapsamına ilişkin Uşaklı Yazar Sadık Uşaklıgil yaptığı açıklamada; “Büyük Selçuklu sultanı Kılıçaslan’la anlaşmazlığa düşen, yine aynı Selçuklu ailesinden Kutalmış’ın ( Kılıçaslan, Kutalmış, ne etkileyici Türkçe adlar, değil mi?) oğlu Süleymanşah gelip, İznik’i alarak ve burayı başkent yaparak Anadolu Selçuklu devletini kurmuştu. Bu devletin genel kültürel yapısı, on bir ve on ikinci yüzyıllar boyunca yoğun olarak yaşanan Oğuz göçleriyle getirilen Orta Asya Türk kültürünün bazen sıkı, bazen gevşek bir İslam süzgecinden geçirilip, İran ve yerli Bizans kültürüyle de harmanlandığı bir alaşım olarak biçimlenmiştir” dedi.

Anadolu’nun her yerinde yaşam kültürünün aynı olmadığını belirten Yazar Uşaklıgil; “Anadolu’nun her yerinde yaşam kültürü aynı değil çünkü bu alaşımın elemanları farklı yerlerde farklı oranlarda bulunuyordu. Şehirlerde başka, köylerde başka, konar göçer yörük obalarında başkaydı. Orta Asya ve Horasan’dan gelen konar-göçer Türkmen topluluklarının yoğun olduğu Tokat, Niksar, Sivas ve Kayseri bölgelerinde (Danişmendliler bölgesi) Orta Asya kültürünün, Harput, Mardin, Hasankeyf bölgesinde (Artuklu) Iran kültürünün, İznik’ten sonraki başkent olan Konya ve çevresinde ise neredeyse Orta Asya birikiminden kopuk, Bizans – İslam sentezi bir anlayışın daha hakim olduğu bir kültürel yapılanış görülmektedir. Bu kültürel karmaşayı en iyi, hanedan erkeklerine verilen adlarda görebiliriz: Gıyaseddin, Alâaddin, İzzeddin gibi İslâmi adlara eklenmiş Keykavus, Keykubat, Keyhüsrev gibi, islam öncesi İran efsanelerinden, özellikle Şehnâme’den derlenmiş adlar” şeklinde konuştu.

Yurdumuzda daha önceden kullanılan isimleri yorumlayan Yazar Uşaklıgil, “Yurdumuzda durumlar öyle gelişmiş ki, devlet başkanından mahalle muhtarına kadar bütün yöneticilerimizin adları John, George, William, Arthur falan olmuş. Yahut da, yönetici isimleri Saad bin Vesves, Sisi ibn Süleyman, Mahmûd el Kuveyt falan olmur. Ne korkunç değil mi? Ama biz bu korkunç durumu yaklaşık 1000 yıldır yaşıyoruz. Arapça-Farsça adlarımıza o kadar alışmışız ki, verdiğim bu abartılı örnekler kadar garibimize gitmiyor. Biz konumuza dönelim. Köy ya da kente yerleşenler İran ve İslam kültürlerinin etkisine girerken, hâlen köylerden, kentlerden uzakta yaşamayı tercih eden konar-göçer yörükler ise Türk’e yabancı bu etkilere daha az maruz kalıyorlardı. Karaca, Bektaş, Oğuz, Balçiçek, Kadıncık, Sümbül. Ayla, Gökçe, Gözde, Iraz gibi adlar bu Türkmenlerin bizim için saklamayı başardıkları isimler olmalı. “Kurtarılmış” Türkçe adların büyük çoğunluğunun kadın isimleri olması dikkat çekiyor” ifadelerini kullandı.

Anadolu'yu yurt edinen Türkler’in, kendi dillerini konuşma dili olarak ve sözlü edebiyat geleneklerinde yaşatmakta olduklarını belirten Yazar Uşaklıgil; “Büyük Selçuklu Devleti’nin dil anlayışı, Anadolu Selçuklularında da değişmemiş ve yazı dili ihtiyacı Arapça ve Farsça ile karşılanmıştır. Anadolu Selçukluları’nın resmi ve edebi dili Farsça, ulemâ dili Arapçadır. Erkek adları, benim adım olan ‘Sadık’ gibi. Sedat, İbrahim, Ahmet, Mehmet, Mustafa gibi büyük çoğunlukla Arapçadır. Kadın adları ise Farsça (Berin, Gülizar, Nahide, Dilruba, Rahşan, Rânâ, Nadide, Rahşan, Dilan.), Türkçe (Döne, Döndü, Yaşar, Ayla,Gökçe. ) ve Arapçadır

( Ayşe, Fatma, Hatice, Meryem, Esma, Emel, Cânan, Cavidan, Dilber, Dilâra.)Anadolu Selçuklularında şöyle vezir adlarına rastlıyoruz: Fahrülmülk, İhtiyarüddin Hasan, Muzaferüddin Burucirdi, Sahib Ata, Sadeddin Köpek, Muhitdin Pervane. O zamanki Türk hükümdar eşlerinin isimlerinden birkaçı ise şöyle: Selçuki Hatun, Arslan Hatun, Terken Hatun, Kutlug Hatun, Atsız Hatun, İnanç Hatun, Melike İşte bu adlar Anadolu’yu ‘Türkleştirdiler’. Türkçe adları çok büyük ölçüde terk ederek bir ülkeyi ‘ Türkleştirmek’ çok garip değil mi? O günlerden bu günlere, belki de bu yabancılaşma yüzünden garip bir ülkeyiz. Çıktığı kabuğu beğenmeyen salyangoz gibi” sözlerini kullandı.