2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında değerlendirmelerde bulunan DoktorTakvimi uzmanlarından Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzm. Dr. Fatma Hülya Çakmak, otizm spektrum bozukluğunun (OSB) günümüzde daha sık tanı konulan nörogelişimsel bir durum olduğunu belirtti. Güncel verilere göre yaklaşık her 36 çocuktan 1’ine otizm tanısı konulduğunu ifade eden Çakmak, artan farkındalık ve genişleyen tanı kriterlerinin bu artışta etkili olduğunu söyledi. Otizmin erken çocukluk döneminde başlayan bir gelişim farklılığı olduğuna dikkat çeken Çakmak, özellikle ilk aylardan itibaren bazı işaretlerin gözlemlenebileceğini vurguladı.
Bebeklik döneminde göz teması kurmama, isme tepki vermeme, karşılıklı gülümsemenin zayıf olması ve iletişim kurmada isteksizlik gibi belirtilerin dikkate alınması gerektiğini belirten Çakmak, iki yaş itibarıyla bu bulguların daha belirgin hale geldiğini ifade etti. Otizm tanısının yalnızca uzman hekimler tarafından yapılan klinik değerlendirmeyle konulabildiğini belirten Çakmak, laboratuvar testleri ya da görüntüleme yöntemlerinin tanıda belirleyici olmadığını söyledi. Gerekli durumlarda ADI-R ve ADOS gibi yapılandırılmış değerlendirme araçlarının kullanılabildiğini dile getirdi.
Otizmin tek bir nedene bağlı olmadığını vurgulayan Çakmak, genetik ve çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığını ifade etti. İleri yaşta ebeveynlik, prematürite ve gebelikte geçirilen bazı enfeksiyonların risk faktörleri arasında değerlendirildiğini belirten Çakmak, otizmin aşılarla hiçbir bağlantısının olmadığının bilimsel olarak netleştiğinin altını çizdi. Otizmin kesin bir tedavisi bulunmadığını ancak erken dönemde başlanan yoğun ve yapılandırılmış eğitimin en etkili yöntem olduğunu belirten Çakmak, haftada en az 25 saatlik eğitim programlarının önerildiğini söyledi. Erken müdahale alan çocuklarda dil gelişimi, sosyal iletişim ve bağımsız yaşam becerilerinde belirgin ilerlemeler görülebildiğini ifade etti.
Aileler sürecin merkezinde yer alıyor
Tedavi sürecinde ailelerin rolünün kritik olduğuna dikkat çeken Çakmak, ebeveynlerin aktif katılımının hem çocuk gelişimine hem de ailelerin psikolojik dayanıklılığına katkı sağladığını belirtti. Otizmli bireylerin çoğunun yaşam boyu desteğe ihtiyaç duyduğunu hatırlatan Çakmak, bu nedenle yalnızca çocuklara değil ailelere yönelik destek mekanizmalarının da güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Eğitim bireyselleştirilmeli
Otizmli çocukların eğitim sürecinin yalnızca okul ile sınırlı olmadığını vurgulayan Çakmak, her çocuk için bireyselleştirilmiş eğitim programlarının hazırlanmasının önemine işaret etti. Sosyal becerilerin geliştirilmesi için rol yapma, sosyal hikâyeler ve grup çalışmaları gibi bilimsel temelli yöntemlerin yaygınlaştırılması gerektiğini belirterek, bu alanda yerel yönetimlere ve ilgili kurumlara önemli görevler düştüğünü sözlerine ekledi.