Uşak’ın madencilik konusunda da bir ilkler şehri olduğunu belirten Murat Dağı Yok Olmasın Platformu’nun Sözcüsü Funda Öz Akcura, yaptığı açıklamada; “2017'de şirket ilk ÇED dosyasını hazırlarken Uşak maden sahasının içindeydi. Sonra 2017 yılında şirket ÇED dosyasını revize etti. Baktı ki Uşak suyunu vermeyecek, su alanlarını korumaya devam edecek. Israrla dedi ki ‘Ben Uşak'ı maden sahasından çıkardım, ruhsat dalının bir kısmı Uşak’ta ancak asla ben bu topraklarda madencilik yapmayacağım.’ Revize edilmiş ÇED dosyasının her 3-5 sayfasında bu konuyu geçirdi ve ısrarla da ‘Uşak bu alanın dışındadır’ dedi. Bunu söylerken de dava sürecine girdiğinde Uşak'ın bu süreçten azade kılınması derdiydi. Ancak Küçükler Göleti, Çokrağan Suyu, bizim su kaynaklarımızın doğduğu beslendiği yer Muratdağı dolayısıyla da biz bu mücadelenin içinde yer aldık ve 2019'da bakanlığa karşı davayı açtık. Muhteşem bir bilirkişi raporuyla da o davayı kazandık. Sonra şirket 2022 yılında yeni bir sürece başladı. Yeni bir dosya hazırlamadı. 2019'da ki dosyasını revize ederek dedi ki, ‘Burada siyanürlü liç işlemini kaldıracağım. Siyanürle işlem yapmayacağım. Dolayısıyla sizin o eleştirdiğiniz şeyleri ortadan kaldırdığım için sizin için de bir sakıncası olmayacak. Buradan istediğim maden kayasını, cevherini çıkartacak gidip başka bir yerde işleyeceğim.’ Bunu diyerek ÇED’i revize etti. Biz o zaman buna da itiraz ettik. Dedik ki ‘Siyanür bu işin zaten en masum kısmıydı. Siyanüre gelmeden buradaki su yatakları yok olacakdı. Sen bu şekilde de bu madeni açamazsın.’ Hatta Türkiye tarihinde bir ilktir” dedi.
Şirket’in 2022 yılında revize ettiği ÇED dosyasında çok ciddi itiraflarda bulunduğuna değinen Akcura; “Dedi ki, ‘2019’da 2 bin 100 ağaç keseceğim demiştim. Yanlış hesaplama yapmışım meğer 200 binden fazla ağaç kesecekmişim.’ Özür dilemedi ancak ben buna özür diyorum. ‘2019 yılında deprem riskini hesaba katmamışım. Liç ve pasa sahasında depremde geri dönülemez zararlar oluşacakmış. Ben depremi de hesaba katmamışım. O yüzden liç sahasından vazgeçtim. Pasa sahasında da gerekli özeni göstereceğim.’ Üç yeni bir itirafta bulundu. Dedi ki, ‘Eğer ben burada bu altın madenini açmış olsaydım ekosisteme geri dönülmesi imkansız hasarlar verecekmişim.’ Aslında diyor ki şirket ‘Allah'tan siz bana itiraz etmişsiniz de Allah'tan bana karşı mücadele vermişsiniz, dava açmışsınız da Allah'tan sizin sayenizde burada bir felaketin önünden dönmüşüz. Beni engellemişsiniz.’ Şirket aslında bunu söyledi. Ancak sonra bunlar yeniden bakanlığa revize ettikleri ÇED'i verdiler. Bundan sonrası muhteşem bir şey. 2023 yılında bakanlık bu ÇED dosyasını askıya çıkardı. Gediz, Kütahya, Uşak, Manisa, Izmir, Eskişehir, Aydın, Denizli buralardan yaklaşık 10 bine yakın insan eğer bu dağda maden açılırsa yaşayacağımız şeyleri söyleyerek bakanlığa itiraz dilekçeleri gönderdiler” şeklinde konuştu.
Bakanlığın 10 günlük askı süresinin arkasından ‘Bu chat dosyasını reddediyorum’ dediğini ifade eden Akcura; “Burada altın madeni açılamaz. Bu bir ildir. Pınarbaşı, Akdağ sürecini başlatan şeydir. Insanlar kendi bölgelerinde yaşanacak bir felaketi kendileri engellediler. Şirket bunun üzerine bakanlığa dava açmış. Biz o davayı, davanın bilirkişi keşfinin olduğu gün, şubat falandı sanırım, hatırlamıyorum. Sabah 10.00 saatlerinde öğrendik. Orada ki muhtarlardan birisi bizi aradı. Dedi ki, ‘Burada bilirkişi keşfi yapılacakmış, haberiniz var mı?’ Dedik ki ‘Biz dava açmadık, bilir keşif olmaz.’ Sonra öğrendik ki meğer şirket bakanlığa dava açmış. Bu da Türkiye'de bir ilk. ‘O kadar masraf yaptım, para harcadım, o kadar zamanımı harcadım. Bir ÇED dosyasını hazırladım, verdim. Sen benim dosyamı nasıl kabul etmezsin? Sen burada madenin açılmasına nasıl engel olursun’ diye bu ülkenin bakanlığına şirket kafa tuttu ve dava açtı. Gediz Belediye Başkanı öncülüğünde muhtarlarla birlikte biz o bilirkişi keşfini de bastık. Ve muhtemelen şirket şey düşünüyordu, ‘Bunlar farkına varmazlar. Biz davayı açarız, kazanırız, bunlar hep bakanlığa karşı dava açıyorlardı. Bu davada bakanlığın yanında yer almazlar. Biz işimizi görürüz’ diyordu. Biz 2019'da ne yaptıysak bu sefer yine aynısını yaptık. 2019'da davacı olanların hepsi bu sefer davada müdahil oldu. Eskişehir, Izmir, Uşak, Kütahya belediyeleri de dahil olmak üzere” sözlerini kullandı.
Şirketin kendi davaya açtığı davaya gelmediğini söyleyen Akcura; “Bu da bir ilk ve geçen hafta davası görüldü, bu daha muhteşem bir şey. Şirket kendi açtığı davaya gelemedi. Avukatlarını gönderemedi. Biz o davaya girdik. Çatır çatır savunmalarımızı yaptık. Kendi kendimize konuştuk, anlattık, gerekçelerimizi mahkemeye sunduk ve ‘Mahkemede aklın yolu birdir’ dedi. ‘Şirkete senin davanı reddediyorum. Bakanlık burada altın mdeni açılamaz diye doğru bir karar vermiş. Ve bu doğru kararı onaylıyorum. Burada altın madenine geçit yok’ dedi. Bunlar Türkiye'de ilk olan ve bu dava emsal bir dava olacak. Çünkü bundan sonra herhangi bir maden şirketi olur da bu devlete kafa tutmaya kalkarsa bakanlığa dava açmaya kalkarsa ki bize göre bu aynı zamanda bir Beka sorunudur. Bir özel şirket gelir ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bakanlığına bu topraklarda kafa tutamaz. Buna izin verilmemelidir. Böyle bir şey yaşanırsa bu dava buna bir emsal oluşturacak. Bu yüzden de çok önemlidir. Murat Dağ mücadelesi ve bu mücadeleyi bu hale getiren de kesinlikle bu bölgenin halkıdır. Çünkü bizim hep kurduğumuz bir cümle vardı. Yarın öbür gün bu maden açıldığı durumda susuzluktan ya da madenin yaratacağı o ağır metallerden dolayı hastalıklardan ya da tarım alanlarının yok olmasından dolayı gıda hakkımızdan olduğumuz için öldüğümüzde sakatlandığımızda ya da ağır hastalıklara yakalandığımızda hiçbirimizin alnında ne siyasi aidiyeti yazacak, ne dini yazacak, ne cinsiyeti yazacak ne de milliyeti yazacak. Hiçbir şey yazmayacak. Ölüm, hastalık bizim hepimizi eşitleyecek. O zaman bütün ayrılıklarımızı bir kenara koymak zorundayız ve birleşmek zorundayız. Bu bölgenin halkı Murat Dağı'nda bunu yaptı. Birleşmeyi başardı ve birleşebildiği için de ortak mücadeleyi büyütebildiği için de Murat Dağı'nı kazandı. Bundan sonraki süreç kazandık diye oturma süreci değil” dedi.
Akcura, davayı kazanmalarının ardından mücadeleden vazgeçmeyceklerini ve ruhsatlı madenlerin ruhsatını iptal ettimek için çabalayacaklarını ifade ederek; “Mahkemenin gerekçeli kararını açıklayacağım. Gerekçeli karardan sonra ilk yapacağımız iş şirketin orada 1070 hektarlık ruhsatlı alanı var. Bu 1070 hektarlık ruhsatın iptal ettirilmesi, bu bölgenin madenlerden arındırılmasıdır. Ikincisi Murat Dağı'nın tamamının özellikle tarım ve su havzalarının olduğu bölgelerde ki maden ruhsatlarının iptal edilmesidir. Çünkü TEMA’nın yaptığı araştırmaya göre Kütahya topraklarının yüzde 92'si Uşak topraklarının da yüzde 81'inden fazlası madenleri ruhsatlıdır. Murat Dağı her iki şehrin de kesişim kümesidir. Biz buradan şeyi söyleyebiliriz. Murat Dağı'nın neredeyse tamamı maden, dördüncü grup madenler bunlar. Yani patlatmalı, ağır metal kirliliğine yol açacak madenler. Murat Dağı'nın tamamı ruhsatlıdır. O zaman biz Murat Dağı'nın tamamının bu dördüncü grup ruhsatlardan arındırılmasını sağlamalıyız. Murat Dağı'nı madenlere kapalı alan ilan ettirmeliyiz. Bundan sonraki işimiz de bu olmalıdır” sözleriyle konuşmasını tamamladı.


