Manşet

Asırlık C*nayet Dosyası Arşivlerden Çıktı! Uşak'ta 16 Yaşındaki Çobanın Yargılandığı Dava Hukuk Tarihine Işık Tutuyor

Uşak Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü Kent Belleği Projesi Sorumlusu Ömer Aşçı'nın Osmanlı arşivlerinde yaptığı araştırma, 1918 yılında Karahallı'nın Dumanlı köyünde yaşanan ve 1919'da karara bağlanan çarpıcı bir c*nayet davasını gün yüzüne çıkardı.

Mahkeme kayıtları yalnızca olayın ayrıntılarını değil, Osmanlı Devleti'nin savaş yıllarında bile adli soruşturma ve yargılama süreçlerini ne kadar titizlikle yürüttüğünü de ortaya koyuyor. 1. Dünya Savaşı'nın en zorlu dönemlerinden birinde Osmanlı Devleti'nin hukuk ve adalet mekanizmasının nasıl işlediğini gösteren dikkat çekici bir belge, Uşak Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü Kent Belleği Projesi kapsamında yapılan araştırmalarla gün yüzüne çıkarıldı. Kent Belleği Projesi Sorumlusu Ömer Aşçı'nın Osmanlı arşivlerinde ulaştığı mahkeme kayıtları, Karahallı'nın Dumanlı köyünde yaşanan bir c*nayet olayını tüm ayrıntılarıyla ortaya koyarken, dönemin savcıları, sorgu hakimleri, hükümet tabipleri ve askeri doktorlarının yürüttüğü kapsamlı adli sürecin de belgesi niteliğini taşıyor.

16 Mayıs 1919 tarihli Kütahya Nizamiye Mahkemesi kararına göre, Karahallı Nahiyesi'ne bağlı Dumanlı Köyü'nde çobanlık yapan Çakaloğlu Mehmed hakkında açılan dava, dönemin en ayrıntılı ceza dosyalarından biri olarak dikkat çekiyor. Belgelerde yer alan olay yeri incelemeleri, doktor raporları, tanık ifadeleri ve otopsi kayıtları incelendiğinde, bugünün modern adli tıp uygulamalarını andıran yöntemlerin Osmanlı'nın son döneminde dahi eksiksiz şekilde uygulandığı görülüyor.

Mahkeme kayıtlarına göre olayın geçmişi 1918 yılına uzanıyor. Kula kazasına bağlı Aradağlı köyünden Mehmed oğlu Mehmed isimli genç, frengi hastalığı nedeniyle askerlikten muaf tutulduğunu, kimsesi bulunmadığını ve dilenerek yaşamını sürdürdüğünü anlattı. Önce Eşme'ye, ardından Uşak'a gelen genç, Karahallı üzerinden Çal tarafına gitmek üzere yola çıktı. Yolculuğu sırasında Dumanlı Köyü yakınlarında koyun otlatan iki çobanla karşılaştı.

Mahkeme dosyasında yer alan ifadesinde, çobanların köpeklerinin üzerine saldırdığını, kendisini korumak amacıyla taş attığını ve çobanlara seslendiğini anlatan Mehmed, bu sırada büyük çobanın küçük çobanın sırtındaki çifte tüfeği alarak iki el ateş ettiğini söyledi. Vücuduna çok sayıda saçma isabet eden genç ağır yaralandı.

Sanık Çakaloğlu Mehmed ise mahkemedeki savunmasında olayı farklı anlattı. Daha önce iki kez asker kaçaklarının saldırısına uğradığını söyleyen genç çoban, olay günü uzaktan gelen kişiyi eşkıya zannettiğini, "Kimsiniz?" diye bağırmasına rağmen üzerine yüründüğünü, elindeki taşla saldırıya uğradığını ve korktuğu için tüfeğini ateşlediğini öne sürdü. Kaçacak yer bulamadığını belirten sanık, yalnızca kendisini korumaya çalıştığını savundu.

Olayın ardından soruşturma gecikmeden başlatıldı. Uşak Sorgu Hakimi, Hükümet Tabibi Yaşar Efendi, jandarma görevlileri, köy muhtarı ve ihtiyar heyeti olay yerine giderek ayrıntılı inceleme yaptı. Hazırlanan tutanakta yaralının bulunduğu yer, kıyafetleri, sağlık durumu ve ifadeleri tek tek kayıt altına alındı. Hükümet Tabibi Yaşar Efendi'nin yaptığı ilk muayenede, yaralının vücudunda yirmiden fazla saçma yarası bulunduğu, kasık ve karın bölgesine isabet eden saçmalar nedeniyle durumunun ağır olduğu belirlendi. Raporda yaraların iki ayrı ateş sonucu oluştuğu değerlendirilirken, üç hafta sonra yeniden muayene edilmesi gerektiği de kayda geçirildi.

Yaralı Mehmed tedavi edilmek üzere Uşak Gureba Hastanesi'ne gönderildi. Ancak hastaneden ayrıldıktan kısa süre sonra İkisaray Köyü'nde yaşamını yitirdi. Bunun üzerine savcılık yeniden harekete geçti. 30 Kasım 1918 tarihli otopsi tutanağı, dönemin adli tıp uygulamalarını ortaya koyan en dikkat çekici belgelerden biri oldu. Uşak Savcısı, Jandarma Bölük Komutanı, Hükümet Tabibi Ahmed Yaşar ve Askeri Hastane Tabibi Yüzbaşı Mihran Efendi'nin katılımıyla gerçekleştirilen otopside, cenaze ayrıntılı şekilde incelendi.

Adem Ağa Hanı'nda yapılan otopside göğüs ve karın boşluğu açıldı. Tabipler, saçmalardan birinin sol karın boşluğuna girerek burada yaygın iltihaplanma ve peritonit oluşturduğunu, ölümün doğrudan bu yaralanmaya bağlı gelişen enfeksiyon nedeniyle meydana geldiğini bilimsel olarak raporladı. Böylece ölüm sebebinin frengi hastalığı değil, ateşli silah yaralanması olduğu kesin şekilde ortaya konuldu. Mahkeme sürecinde yalnızca sanık ve mağdur değil, olayı gören çocuk çobanlar da dinlendi. Yaşları 10 ile 14 arasında değişen Asım, Ahmed, Himmet, Saim ve Hasan'ın ifadeleri mahkeme kayıtlarına geçti. Küçük yaşta olmaları nedeniyle yemin ettirilmeseler de verdikleri bilgiler dosyaya delil olarak eklendi.

Tanık anlatımlarında ortak nokta, maktulün köpeklere taş attığı ve çobanlara doğru yürüdüğü yönündeydi. Ancak tüfeğin kazara mı yoksa bilinçli mi ateşlendiği konusunda ifadelerde farklılıklar bulunuyordu. Sanığın babası Çakaloğlu Mustafa da olay sonrasında yaralıyı köy odasına getirerek yardım etmeye çalıştığını anlattı.

Mahkeme, savunma avukatı Hafız Mehmed Efendi'nin "meşru müdafaa" talebini ayrıntılı biçimde değerlendirdi. Avukat, müvekkilinin kendisini savunduğunu, maktulün saldırgan davrandığını ve ayrıca frengi hastalığının ölüm üzerinde etkili olabileceğini ileri sürdü. Ancak mahkeme, otopsi raporu ve diğer delilleri dikkate alarak ölümün tamamen ateşli silah yaralanmasından kaynaklandığına hükmetti.

Mahkeme heyeti, maktulün sanığa taş atması ve hakaret etmesini haksız tahrik olarak kabul etti. Ancak bu davranışların meşru müdafaa şartlarını oluşturacak ağırlıkta olmadığına karar verildi. Ceza Kanunu'nun 174. maddesi gereğince normal şartlarda 15 yıl kürek cezası verilmesi gereken sanık hakkında, önce haksız tahrik ve takdiri indirim hükümleri uygulandı. Böylece ceza 5 yıl kalebentliğe çevrildi. Mahkeme daha sonra sanığın nüfus kayıtlarını da inceleyerek olay tarihinde henüz 16 yaşından gün alan bir çocuk olduğunu belirledi. Yaş küçüklüğü nedeniyle Osmanlı Ceza Kanunu'nun çocuklara ilişkin hükümleri uygulanarak ceza 1 yıl 6 ay ıslahhanede tutulma cezasına indirildi. Tutuklu kaldığı süre de cezasından mahsup edildi. Ayrıca yargılama giderleri sanığa yükletildi.

Osmanlı Adli Sisteminin Titizliği Dikkat Çekiyor

Ömer Aşçı'nın gün yüzüne çıkardığı belgeler, 1. Dünya Savaşı'nın tüm zorluklarına rağmen Osmanlı Devleti'nin hukuk sisteminin oldukça sistematik çalıştığını gösteriyor. Olay yeri incelemesi yapılması, tanıkların ayrı ayrı dinlenmesi, yaralının ifadesinin alınması, hükümet tabibinin ayrıntılı rapor düzenlemesi, askeri doktorun katıldığı otopsi yapılması ve ölüm nedeninin bilimsel yöntemlerle ortaya konulması, dönemin adli mekanizmasının ulaştığı seviyeyi gözler önüne seriyor. Belgelerde ayrıca sanığa barodan avukat atanması, Ceza Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin eksiksiz uygulanması, duruşmaların ertelenmesi, tanıkların zorla getirtilmesi ve bütün işlemlerin resmi tutanaklarla kayıt altına alınması da dikkat çeken ayrıntılar arasında yer alıyor.

Belgelerde Dikkat Çeken İki Çelişki

Araştırmayı yapan Ömer Aşçı, arşiv belgelerinde iki önemli çelişkiye de dikkat çekiyor. Bunlardan ilki, olayın tüm belgelerde açıkça Karahallı Nahiyesi'nin Dumanlı Köyü'nde geçtiğinin belirtilmesine rağmen dosyanın başlık kısmında "Banaz Nahiyesi'nde meydana gelen hırsızlık davası" ifadesinin yer alması. Aşçı, bunun büyük ihtimalle dosyaları tasnif eden adliye kâtibi ya da arşiv görevlisinin yaptığı bir kayıt hatasından kaynaklandığını değerlendiriyor.

İkinci dikkat çekici nokta ise dosyanın başlığında olayın "hırsızlık davası" olarak tanımlanmasına rağmen, mahkeme sürecinin tamamının kasten yaralama ve ölüme neden olma suçuna ilişkin yürütülmesi. İddianame, tanık ifadeleri, doktor raporları, otopsi kayıtları ve nihai kararın tamamı adam öldürme suçunu konu alırken, başlıktaki "hırsızlık" ifadesinin dosya içeriğiyle örtüşmediği görülüyor.

Bugün Uşak Belediyesi Kent Belleği Projesi kapsamında ortaya çıkarılan bu tarihi dava dosyası, yalnızca bir c*nayet hikâyesini değil; Osmanlı Devleti'nin son dönemindeki hukuk sistemi, adli tıp uygulamaları ve yargılama usullerini de bütün yönleriyle gözler önüne seren önemli bir tarihi kaynak niteliği taşıyor.