(ÖZEL HABER) - Uşaklı gastronomi yazarı Süleyman Dilsiz, kaleme aldığı "Yenilebilir Edebiyat, Okunabilir Gastronomi" başlıklı yazısında, şehirlerin tanıtım anlayışına farklı bir bakış açısı getirdi. Kentlerin uzun yıllardır benzer festival anlayışıyla tanıtılmaya çalışıldığını ifade eden Dilsiz, günümüz turistinin artık yalnızca etkinlik değil, kimlik, hikâye ve anlam aradığını dile getirdi. Şehirlerin sadece yöresel lezzetlerle değil, kültürel miraslarını doğru şekilde değerlendirerek öne çıkabileceğini vurgulayan Dilsiz, Uşak'ın da bu noktada önemli bir avantaja sahip olduğunu söyledi.
Tarhana Tek Başına Bir Şehri Tanıtamaz
Uşak'ın Guinness Dünya Rekorları'na giren tarhanasının önemli bir kültürel değer olduğunu belirten Süleyman Dilsiz, buna rağmen yıllardır şehrin tanıtım yükünün neredeyse tamamen tarhanaya bırakıldığını ifade etti. Tarhanaya değil, tarhanaya yüklenen misyona itiraz ettiğini dile getiren Dilsiz, hiçbir yöresel ürünün tek başına bir kentin turizm vizyonunu taşıyamayacağını savundu. Dilsiz, "Tarhana elbette bu coğrafyanın en önemli miraslarından biri. Ancak insanların yalnızca bir çorba içmek için yüzlerce kilometre yol kat etmeyeceğini kabul etmemiz gerekiyor. İnsanlar artık hikâyelerin peşinden gidiyor" değerlendirmesinde bulundu.
Uşak'ın Asıl Hazinesi Kelimelerinde Saklı
Uşak'ın yalnızca gastronomiyle değil, güçlü edebiyat geçmişiyle de öne çıkabileceğini ifade eden Dilsiz, kentin yüzyıllardır birçok önemli isme ev sahipliği yaptığını anlattı. Ahmedi, Tırsî, Mehmed Uşşaki, Besim Atalay, Halit Ziya Uşaklıgil, Ömer Bedrettin, Selçuk Baran, İskender Pala, Dinçer Güçyeter ve Gülse Birsel başta olmak üzere çok sayıda yazar ve şairin Uşak'la bağının bulunduğunu hatırlatan Dilsiz, halk ozanları, TRT repertuvarındaki türküler, masallar, maniler, tekke ve divan edebiyatı ile Cumhuriyet dönemi edebiyatının da bu zenginliği tamamladığını ifade etti. Dilsiz, "Bu şehir yalnızca buğday yetiştirmedi, düşünce yetiştirdi. Yalnızca tarhana mayalamadı, şiir mayaladı. Yalnızca halı dokumadı, hikayeler dokudu" dedi.
Dünyadan Örnekler Verdi
Süleyman Dilsiz, kültür turizminde öne çıkan şehirlerden de örnekler verdi. Dublin'in James Joyce, Stratford'un Shakespeare, Prag'ın Franz Kafka, Aracataca'nın Gabriel Garcia Marquez ve Verona'nın Romeo ile Juliet hikâyesiyle özdeşleştiğini belirten Dilsiz, ziyaretçilerin bu kentlere yalnızca yemek yemek için değil, o hikayeyi yaşamak için gittiğini ifade etti. Benzer bir kültürel dönüşümün Uşak'ta da gerçekleştirilebileceğini savunan Dilsiz, bunun için kentin sahip olduğu edebiyat mirasının görünür hale getirilmesi gerektiğini söyledi.
Yenilebilir Edebiyat, Okunabilir Gastronomi
Dilsiz, önerisinin merkezine ise "Yenilebilir Edebiyat, Okunabilir Gastronomi" yaklaşımını koydu. Bu kapsamda tarihi tren garından başlayan bir "Uşak Edebiyat Rotası" oluşturulmasını öneren Dilsiz, sokak lambalarına şiir dizelerinin yazılabileceğini, roman kahramanlarının heykellerinin yapılabileceğini ve QR kod uygulamalarıyla ziyaretçilerin şairlerin şiirlerini kendi seslerinden dinleyebileceğini ifade etti.
Besim Atalay adına bir "Dil Evi" kurulabileceğini, çocukların burada Türkçeyle ilgili etkinliklere katılabileceğini belirten Dilsiz, yaz aylarında şiir, öykü ve senaryo kamplarının düzenlenmesini de önerileri arasında sıraladı. Akşam saatlerinde halk ozanlarının sazıyla türküler söylediği, tarhana kazanlarının kaynadığı, aynı sofrada şiirin ve hikayenin paylaşıldığı bir kültür atmosferinin oluşturulabileceğini dile getiren Dilsiz, "İnsanlar yalnızca 'karnım doydu' yerine, 'ruhum da doydu' diyerek şehirden ayrılmalı" ifadelerini kullandı.
Festival Üç Gün Sürer, Kültür 365 Gün Yaşar
Bu yaklaşımın yalnızca turizme değil, kent kimliğine de katkı sağlayacağını savunan Dilsiz, kültür odaklı bir vizyonun gençleri edebiyata yönlendireceğini, kent aidiyetini güçlendireceğini ve Uşak'ı sıradan festival şehirlerinden ayıracağını belirtti. "Festival üç gün sürer, kültür ise yılın 365 günü yaşar" diyen Dilsiz, Uşak'ın gastronomi ile edebiyatı buluşturan özgün bir kültür modeli geliştirebileceğini sözlerine ekledi.