Ermeniler’in diaspora grupları oluşturdukları her yerde, her 24 Nisan’da Ermeni Soykırımı'nı Anma Günü’nü andıklarını belirten Uşaklı yazar Sadık Uşaklıgil, yaptığı açıklamada; “Türk konsolosluklarının önünde sloganlar attılar. Üstlerine vazifeymiş gibi Biden, maydın gibileri bu konuda konuşmalar yaptılar. Türklerin kimi üzüldü, kimi kinlendi, kimi de "Adamlar haklılar yahu" dediler. Ama en çok “Onlar da bizi arkadan vurdular” dedi. Marc Aryan gibi "Bu kin bitsin artık" diyen Ermenilerle, "Empati yapalım, Ermenilerin acısını anlamaya çalışalım" diyen Türkler lânetlenip hakaretler duyarlar. Süper liberal bazı Türkler çıkıp "Adamları bal gibi kesmişiz, özür dileyelim derler. Barışmaya doğru bir milim yol alınmamış olur böylece. İşi gereği Ermenilerle çok içli dışlı olmuş, Ermenistan'a, hatırlayamadığı kadar çok gidip gelmiş biri olarak bu absürd durum beni çok rahatsız ediyor. Tarihte Uşak'ta bir azınlık olarak yüzyıllarca yaşayan Uşaklı Ermenilerden de bahsetmek istiyorum. İstiyorum ama, Uşaklı Rumlara göre nüfusları çok az olan bu insanlar hakkında o kadar az bilgi var ki” dedi.
Uşak'ta ilk Ermeni cemaatının 17’nci yüzyılda görüldüğünü ifade eden Yazar Uşaklıgil; “İran'dan göçüp gelmişler ve Türkofonmuşlar. Yani Uşaklı Rumlar gibi onların anadilleri de Türkçe imiş. Ermenice veya Farsça pek bilmezlermiş. Son yüzyıldaki şiveleri tipik Uşak şivesiymiş.Uşak'a toplu olarak göçtüklerinde nüfusları sadece bin civarında imiş.Vital Cuinet'nin 1891 yılına ait verdiği rakama göre sadece 600 Ermeni yaşıyordu Uşak'ta. Bir tek kiliseleri varmış. Resmi adı da "Surp Asdvazadzin"miş; ama kiliselerine onlar da Türkler gibi Meryem Ana Kilisesi derlermiş.Bu kilise 27 Ağustos 1894 yılındaki "Goca Yangın'da" tamamen yanmış. 1898 yılında, eski kilisenin yerinde yeni bir kilise ve ona bitişik küçük bir de okul yapmaya girişmişler ama tamamlayamamışlar. Derme-çatma yerlerde idare etmişler. Ermeniler Rum Mahallesi'nde Rumlara bitişik bir bölgede otururlarmış.. Ne iş yaptıklarını inceleyince, en çok, kunduracılık, terzilik, kuyumculuk sağlık sektörü ve halıcılık işleri öne çıkıyor” şeklinde konuştu.
Yazar Uşaklıgil, bazı Uşaklı Ermeniler’in isimleri ve yaptıkları işler kapsamına ilişkin yaptığı açıklamada; “G. Agopyan (Terzi), H. Agopyan (Kunduracı), Asandiroğlu Nazar (Kuyumcu), N. Berberyan (1903 yılında Osmanlı Bankası müdürü), Garabed Bogosyan (Terzi), Garabed Garabedyan (İstanbul Oteli'nin sahibi), Ohannes İğneciyan (Terzi), Dikran Efendi (Tabip), Eczacı Mihal (eczacı), Hastabakıcı Aret, O. Kılcıyan (Pekmez Hanı'nın işletmecisi).... Daha bir çok terzi, kunduracı, yapı ustası ve marangoz var. Bu insanlar 1915'te tehcire tabi tutuldular mı yoksa Batı'da yaşadıkları ve sayıları çok az olduğü için onlara dokunulmadı ama 1922'de Rumlarla birlikte Uşak'tan kaçmak zorunda mı kaldılar? Bunu bile bilmiyoruz. Bulabildiğim kaynaklar bu konuda net bilgiler vermiyor. Ermeni Patrikliği'ne yazıp sordum ama yanıt vermediler. Peşini bırakmadım hâlâ araştırıyorum. Kütahya mutasarrıfı Faik Âli (Ozansoy) Bey'in hükümetin emirlerini dinlemeyip Kütahya Ermenilerini emniyet altına aldığı, tehcire yollamadığı Ermeni kaynaklarında şükranla belirtiliyor ama bunlara Kütahya Sancağı'na bağlı olan Uşak Ermenileri dahil miydi bilmiyorum. (Sevgili dostum Barış Sunay'ın da bu konuyu merak edip Patrikliğe sorduğunu öğrendim. Aldığı cevaptan Uşaklı Ermenilerin Kütahya Ermenileri gibi tehcirden kurtuldukları ama 1922'de Rumlarla birlikte Yunan ordusunun zorlama-teşvik arası teklifleriyle, Türk Orduları gelmeden 2-3 gün önce Uşak'ı terk ettikleri anlaşılıyor)” sözlerine yer verdi.
Yazar Uşaklıgil, Kütahya Mutasarrıfı Faik Âli Bey’in kendi idaresi altındaki Ermenilere şu sözleri söyelediğini belirterek "’Evet Ermenilerin de Türkler kadar mağdur, Türklerin de Ermeniler kadar mağdur ve mâzur olduğunu siz de bizimle beraber ilân ediniz’. Yaptığı büyük iyiliğe karşı Ermenilerden tek isteği budur. Adâletten yana olduklarını Türklerle beraber ilân etmeleri. Kütahya Ermenileri bunu yapmış ve kiliselerinin bahçesine koydukları bir levhayla olaylara bazı vatan haini çetecilerin sebep olduğunu, her iki halkın bu işte suçu olmadığını beyan etmişlerdir. Müzikleri, yemekleri, mimikleri ve çoğu zaman dilleri bizimle aynı olan Ermeniler'le Türkler arasındaki, yüz yıllarca iyi kötü bir arada yaşadıktan sonra iki tarafa da aşılanan bu kin, gerçekten de zehirlidir. Kaç kuşak Ermeni bu yüzden sağlıklı bir ruhsal eğitim alamadılar. Her kuşakta daha da büyüyen (işlenerek büyütülen) bir Türk düşmanlığıyla dopdolular” ifadelerini kullandı.
Yazar Uşaklıgil, Amerika'da ve Ermenistan'da tanıştığı, daha önce hiç Türk görmemiş Ermeniler’in kendisine "Sen güleryüzlü bir adamsın, Türk olamazsın" dediklerini ifade ederek “Bu Ermeni gençlerinden yobazlıkta hiç bir farkları olmayan bazı Türk gençleri de bana "Sen Türk olamazsın.Onlara nasıl kin duymazsın?" diyorlar. İki taraf da yanılıyor. Bendeniz, çökmekte olan bir imparatorlukta kendi yerlerini bir an önce bulma telâşı içindeki Ermenî çetelerinin yaptıkları katliamları da, imparatorluğun, önleyemeyecekleri parçalanışının paniği içinde gereğinden sert önlemler alıp binlerce yaşlı insan, kadın ve çocuğun ölümüne yol açan Osmanlı yönetiminin yaptıklarını da tarihin acı olaylar çöplüğüne atıp, herkesin sonunda çiğ süt emmiş insanoğlu olduğu gerçeğini bilen bir çok güleryüzlü Türk'ten sadece biriyim. Tarihte birçok katliamlar oldu. Tehcirler oldu. Hiç kimse Türkler'le Ermeniler kadar hastalıklı bir tavır içinde değil. Her iki taraftaki şovenlere karşı haykırıyorum: Yeter artık. Ayıptır. Lütfen yapıcı olmaya çalışın. Ey Agop, keskin bir Türk düşmanı olman seni iyi bir Hristiyan yapmaz! Ey Mehmet, kindar dindar olman ve her Ermeni'yi hain, kaypak, katil olarak göstermen seni asla ve asla kahraman ve iyi bir Müslüman-Türk yapmaz. Olsa olsa ikiniz de Tanrı'nın yaratıklarından nefret eden acınacak birer ruh hastası olursunuz. Bir zamanlar Uşak'ta, esnaflık ve zanaatkârlıkla geçinen Ermeniler de vardı. Şimdi izleri bile yok. İyi mi” sözlerini kullandı.