<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Uşak Haber Gazetesi</title>
    <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve tarafız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 26 May 2026 02:55:18 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Anksiyete Sessizce Büyüyor: “Her Şey Yolundayken Bile İçimde Kötü Bir Şey Olacakmış Gibi Hissediyorum”]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/anksiyete-sessizce-buyuyor-her-sey-yolundayken-bile-icimde-kotu-bir-sey-olacakmis-gibi-hissediyorum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/anksiyete-sessizce-buyuyor-her-sey-yolundayken-bile-icimde-kotu-bir-sey-olacakmis-gibi-hissediyorum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Psikolog Yasemin Mısırlı, son yıllarda toplumda giderek daha sık görülen anksiyete bozukluklarına dikkat çekti. Sürekli endişe hali, nefes darlığı, kalp çarpıntısı ve kontrol kaybı korkusunun yalnızca stres değil, ciddi bir kaygı bozukluğunun işareti olabileceği belirtildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Psikolog Yasemin Mısırlı tarafından yapılan değerlendirmede, anksiyetenin yalnızca “kaygılanmak” anlamına gelmediği, kişinin günlük yaşamını etkileyen yoğun bir zihinsel alarm sistemi haline dönüşebileceği ifade edildi. Uzmanlara göre anksiyete, aslında insanın hayatta kalmasını sağlayan doğal bir savunma mekanizması. Ancak bu duygu sürekli hale geldiğinde, kişi henüz yaşanmamış olayları zihninde büyütmeye, sürekli kötü senaryolar kurmaya ve bedensel belirtiler yaşamaya başlıyor.</p>

<p><strong>“Ufacık Bir Olay Zihnimde Kocaman Senaryolara Dönüşüyor”</strong></p>

<p>Anksiyete yaşayan birçok kişinin benzer duyguları tarif ettiğini belirten Psikolog Yasemin Mısırlı, özellikle son yıllarda yoğun iş temposu, ekonomik baskılar, sosyal medya etkisi ve belirsizlik ortamının kaygı düzeyini artırdığını söyledi. Uzmanlara göre anksiyete yalnızca psikolojik değil, fiziksel belirtilerle de kendini gösterebiliyor. Kalp çarpıntısı, mide sorunları, terleme, titreme, baş dönmesi ve uyku problemleri en sık görülen belirtiler arasında yer alıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sosyal Ortamlardan Kaçınmaya Kadar Gidebiliyor</strong></p>

<p>Anksiyete bozukluklarının farklı türlerde ortaya çıkabildiği belirtilirken, sosyal kaygı yaşayan bireylerin topluluk önünde konuşmaktan kaçındığı, bazı kişilerin ise kalabalık alanlara girmekte zorlandığı ifade edildi. Özellikle panik bozukluk yaşayan bireylerin aniden gelen yoğun korku nöbetleri nedeniyle “ölüyorum” ya da “kontrolümü kaybediyorum” hissi yaşayabildiği kaydedildi. Uzmanlar, çocuklarda görülen seçici konuşmazlık durumunun da anksiyete kaynaklı olabileceğini belirtiyor. Bazı çocukların evde rahat konuşmasına rağmen okul ortamında tamamen sessiz kalabildiği ifade ediliyor.</p>

<p><strong>“Kaygıyı Bastırmak Değil, Yönetmeyi Öğrenmek Gerek”</strong></p>

<p>Psikolog Yasemin Mısırlı, anksiyete bozukluklarının tedavi edilebilir olduğunun altını çizerek psikolojik destek almanın bir zayıflık değil, kişinin kendisine verdiği değerin göstergesi olduğunu söyledi. Tedavi sürecinde en sık kullanılan yöntemler arasında Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), EMDR ve mindfulness temelli terapi uygulamalarının yer aldığı belirtildi. Gerekli durumlarda uzman doktor kontrolünde ilaç tedavisinin de uygulanabildiği ifade edildi. Uzmanlar ayrıca düzenli yürüyüş, kaliteli uyku, sosyal destek, nefes egzersizleri ve kafein tüketiminin azaltılmasının kaygı yönetiminde önemli rol oynadığını vurguluyor. Psikolog Yasemin Mısırlı, “Anksiyete bir düşman değil, zihnin sizi koruma çabasıdır. Ancak bu alarm sürekli çalmaya başladığında, onu anlamak ve yönetmek gerekir” değerlendirmesinde bulundu. ( Kaynak: Doktortakvimi)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/anksiyete-sessizce-buyuyor-her-sey-yolundayken-bile-icimde-kotu-bir-sey-olacakmis-gibi-hissediyorum</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/aksiyete-nedir.jpg" type="image/jpeg" length="59965"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bağımlılık Yaşı Düşüyor, Uzmanlardan “Sanat Terapisi” Vurgusu]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/bagimlilik-yasi-dusuyor-uzmanlardan-sanat-terapisi-vurgusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/bagimlilik-yasi-dusuyor-uzmanlardan-sanat-terapisi-vurgusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya genelinde milyonlarca insan bağımlılıkla mücadele ederken, uzmanlar artık yalnızca madde kullanımına değil bağımlılığın arkasındaki psikolojik ve duygusal nedenlere odaklanılması gerektiğini vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle gençler arasında artış gösteren bağımlılık davranışlarında sanat terapisi gibi destekleyici yöntemler daha fazla gündeme gelmeye başladı. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Medikal Direktörü Prof. Dr. Kültegin Ögel, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin 2025 Dünya Uyuşturucu Raporu’na göre dünya genelinde yaklaşık 316 milyon kişinin uyuşturucu madde kullandığını açıkladı. Bağımlılık artık yalnızca fiziksel değil; ruhsal, sosyal ve travmatik yönleriyle ele alınması gereken küresel halk sağlığı sorunlarından biri haline geldi.</p>

<h2><strong>Türkiye’de Tedavi Başvuruları Artıyor</strong></h2>

<p>Prof. Dr. Kültegin Ögel, Türkiye’de de bağımlılık nedeniyle tedavi başvurularının her geçen yıl arttığını belirtti. Özellikle davranışsal bağımlılıklar, dijital bağımlılık ve madde kullanımına bağlı psikolojik sorunların daha erken yaşlarda görülmeye başladığına dikkat çekilirken, uzmanlar gençler üzerindeki riskin büyüdüğünü ifade ediyor. Bağımlılığın yalnızca biyolojik bir süreç olmadığına vurgu yapan uzmanlar, travmalar, yalnızlık hissi, değersizlik duygusu ve sosyal baskının da bağımlılık davranışlarını tetikleyebildiğini belirtiyor.<img height="1200" src="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/p-s-i-k-i-y-a-t-r-i-u-z-m-a-n-i-p-r-o-f-d-r-k-u-l-t-e-g-i-n-o-g-e-l.jpg" width="1600" /></p>

<h2><strong>“Sanat Terapisi Kelimelerin Yetmediği Yerde Devreye Giriyor”</strong></h2>

<p>Beyza Selvi, bağımlılık sürecindeki bireylerin çoğu zaman duygularını sözlü şekilde ifade etmekte zorlandığını belirterek sanat terapisinin bu noktada önemli rol oynadığını söyledi. Selvi’ye göre sanat terapisi; resim, renk, şekil ve semboller aracılığıyla bireyin iç dünyasını ortaya koymasına yardımcı oluyor. “Sanat terapisi, sözel olarak ulaşılması zor olan duygulara temas etmeyi sağlayabiliyor” diyen Selvi, bu yöntemin özellikle travmatik yaşantılar yaşayan bireylerde etkili destek sunduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>İçsel Çatışmalar Görünür Hale Geliyor</strong></h2>

<p>Bağımlılık davranışlarının altında çoğu zaman bastırılmış öfke, suçluluk, yalnızlık, değersizlik hissi ve geçmiş travmalar bulunuyor. Sanat terapisi sayesinde bireylerin yalnızca mevcut duygularını değil; geçmiş yaşantılarını ve baş etme biçimlerini de fark etmeye başladığı belirtiliyor. Klinik Psikolog Beyza Selvi, bu sürecin kişinin kendisiyle olan ilişkisini güçlendirdiğini ve değişim motivasyonunu artırdığını söyledi.</p>

<h2><img height="703" src="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/klinik-psikolog-beyza-selvi.png" width="703" /></h2>

<h2><strong>“Yalnız Değilim” Duygusu Güçleniyor</strong></h2>

<p>Grup halinde yapılan sanat terapilerinin sosyal destek hissini de artırdığına dikkat çekiyor. Benzer deneyimler yaşayan bireylerin aynı ortamda bulunmasının yalnızlık hissini azalttığı belirtilirken, grup çalışmalarının empati ve dayanışma duygusunu güçlendirdiği ifade ediliyor. Beyza Selvi, özellikle bağımlılık tedavisinde sosyal izolasyonun önemli problem olduğunu belirterek grup terapilerinin psikolojik açıdan güçlü katkı sunduğunu söyledi.</p>

<h2><strong>“Doğru-Yanlış Baskısı Yok”</strong></h2>

<p>Sanat terapisinin en dikkat çeken yönlerinden birinin yargılayıcı olmayan güvenli ortam oluşturması olduğu belirtiliyor. Terapi sürecinde estetik kaygının bulunmaması, bireyin kendisini daha özgür ifade etmesine yardımcı oluyor. Bu nedenle modern bağımlılık tedavisinde artık yalnızca bağımlılık davranışını durdurmaya değil, bireyin duygusal dünyasını da iyileştirmeye yönelik bütüncül yöntemler ön plana çıkıyor. Uzmanlar, bağımlılıkla mücadelede erken farkındalık, psikolojik destek ve sosyal dayanışmanın her geçen gün daha kritik hale geldiğine dikkat çekiyor. (Kaynak: 3D İletişim)</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/bagimlilik-yasi-dusuyor-uzmanlardan-sanat-terapisi-vurgusu</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/g-e-n-e-l-1-161549357.jpg" type="image/jpeg" length="48317"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp Yetersizliği Türkiye’de Daha Erken Görülüyor]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/kalp-yetersizligi-turkiyede-daha-erken-goruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/kalp-yetersizligi-turkiyede-daha-erken-goruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nefes darlığı, çabuk yorulma ve bacak şişliği… Birçok kişinin “yaş ilerledi” diyerek önemsemediği belirtiler aslında ciddi bir kalp hastalığının habercisi olabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de milyonlarca insanı etkileyen kalp yetersizliği, Batı ülkelerine kıyasla yaklaşık 8 ila 10 yıl daha erken yaşlarda görülüyor. Kalp Yetersizliği Farkındalık Haftası kapsamında açıklama yapan uzmanlar, hastalığın erken tanınmasının ve düzenli takibin yaşam kalitesi açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekti. Dünya genelinde yaklaşık 64 milyon kişiyi etkileyen kalp yetersizliği, Türkiye’de de giderek büyüyen önemli sağlık sorunları arasında gösteriliyor.</p>

<p><img alt="Prof Dr Ahmet Temizhan" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/prof-dr-ahmet-temizhan.jpg" width="1200" /><strong>Türkiye’de 2,7 Milyondan Fazla Kişiye Tanı Konuldu</strong></p>

<p>Güncel araştırmalara göre Türkiye’de 2016-2022 yılları arasında yaklaşık 2,7 milyon kişiye kalp yetersizliği tanısı konuldu. Uzmanlar; hipertansiyon, diyabet, obezite, kronik böbrek hastalığı ve hareketsiz yaşam gibi faktörlerin hastalığın yaygınlaşmasında etkili olduğunu belirtiyor. Özellikle son yıllarda yaşam süresinin uzamasıyla birlikte kalp yetersizliği vakalarının arttığı ifade edilirken, Türkiye’de hastalığın görülme yaşının Avrupa ve Batı ülkelerine göre daha erken olması dikkat çekiyor.</p>

<p><strong>Nefes Darlığı ve Halsizlik En Yaygın Belirtiler Arasında</strong></p>

<p>Kalp yetersizliği; kalbin vücudun ihtiyaç duyduğu kan ve oksijeni yeterli düzeyde pompalayamaması sonucu ortaya çıkıyor. Hastalık çoğu zaman nefes darlığı, çabuk yorulma, halsizlik, ayak ve bacaklarda şişlik, hızlı kilo artışı ve günlük aktivitelerde zorlanma gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Uzmanlar, özellikle merdiven çıkarken nefes nefese kalma, gece yatarken solunum sıkıntısı yaşama veya gün içinde belirgin enerji kaybı hisseden kişilerin vakit kaybetmeden kardiyoloji uzmanına başvurması gerektiğini vurguluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Avrasya Kalp Yetersizliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Temizhan, toplumda birçok kişinin belirtileri yaşlanmanın doğal sonucu zannettiğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:</p>

<p>“Kalp yetersizliği yalnızca kalbi değil, kişinin günlük yaşamını, psikolojisini ve sosyal hayatını da etkileyen ciddi bir hastalık. Nefes darlığı, çabuk yorulma ve bacak şişliği gibi belirtiler çoğu zaman göz ardı ediliyor. Oysa erken tanı ve düzenli takip, yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor.”</p>

<p>Prof. Dr. Temizhan ayrıca hastaların tedavi süreçlerini sürdürülebilir şekilde yönetmesinin ve hekim-hasta iletişiminin güçlü olmasının büyük önem taşıdığını ifade etti.</p>

<p>AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Dr. Münevver Gönenç ise kalp yetersizliğiyle mücadelede yalnızca ilaç tedavisinin yeterli olmadığını belirtti. Gönenç, risk grubundaki bireylerin erken dönemde tespit edilmesi, toplumun bilinçlenmesi ve sağlık sistemindeki koordinasyonun güçlendirilmesinin önemine dikkat çekerek, kronik hastalıklarla yaşayan bireylerin yaşam kalitesini artırmaya yönelik çalışmaların sürdüğünü söyledi.</p>

<p>Roche Diagnostik Türkiye Genel Müdürü Nazli Sahafi de erken tanının yalnızca hastalar için değil sağlık sistemi açısından da önemli olduğuna vurgu yaptı. Sahafi, erken teşhis sayesinde hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılabildiğini, hastane yatışlarının azaltılabildiğini ve sağlık hizmetlerinde daha sürdürülebilir bir yapının desteklenebildiğini ifade etti. (Kaynak: marjinal.com.tr)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/kalp-yetersizligi-turkiyede-daha-erken-goruluyor</guid>
      <pubDate>Sat, 23 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/astrazeneca-munevver-gonenc.jpg" type="image/jpeg" length="79952"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Erteleme Sadece Tembellik Değil”: Uzmanından Gençlere Disiplin ve Odak Uyarısı]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/erteleme-sadece-tembellik-degil-uzmanindan-genclere-disiplin-ve-odak-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/erteleme-sadece-tembellik-degil-uzmanindan-genclere-disiplin-ve-odak-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Haluk Ergeni, özellikle ergenlik dönemindeki gençlerde giderek yaygınlaşan erteleme davranışının yalnızca “isteksizlik” ya da “tembellik” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlara göre birçok genç ne yapması gerektiğini bilmesine rağmen harekete geçmekte zorlanıyor. Ders çalışma, hedef belirleme, sorumluluk alma veya günlük görevleri tamamlama gibi konular sürekli ertelenirken, bu durum zamanla özgüven kaybına ve yoğun zihinsel baskıya dönüşebiliyor. Klinik Psikolog Haluk Ergeni’ye göre erteleme davranışı çoğu zaman gençlerin iç dünyasında yaşadığı psikolojik baskılarla bağlantılı. Başarısız olma korkusu, mükemmel yapma isteği, hata yapmaktan çekinme, yoğun kaygı ve yetersizlik hissi gibi duyguların genç bireyin harekete geçmesini zorlaştırdığı ifade ediliyor. Uzmanlara göre beyin, stres oluşturan görevleri tehdit gibi algıladığında kaçınma davranışı geliştirebiliyor. Bu süreçte genç bireyler “Biraz sonra yaparım” ya da “Yarın daha verimli olurum” gibi düşüncelerle ertelemeyi kendileri için mantıklı hale getirebiliyor.</p>

<p>Ergeni, tamamlanmayan her görevin zihinsel yük oluşturduğunu belirterek, sürekli ertelenen sorumlulukların zamanla motivasyon kaybına neden olduğunu söyledi. Uzmanlara göre genç birey yalnızca görevlerini değil, zamanla kendi potansiyelini de ertelemeye başlıyor. Bu durum hayallerin, hedeflerin ve gelecek planlarının sürekli ileri tarihlere bırakılmasına yol açabiliyor.</p>

<p>Birçok gencin disiplinli olabilmek için önce motive olması gerektiğini düşündüğünü belirten Haluk Ergeni, motivasyonun değişken olduğunu, disiplinin ise duygulardan bağımsız şekilde aksiyon alabilme becerisi olduğunu ifade etti. Uzmanlara göre başarılı bireyleri ayıran en önemli fark, sürekli motive olmaları değil; istemeseler bile yapmaları gereken işe başlayabilmeleri. Disiplinin doğuştan gelen özellik olmadığına dikkat çeken Ergeni, küçük ama sürdürülebilir adımların alışkanlık dönüşümünde kritik rol oynadığını söyledi. Sürekli telefon kontrol etmek, kısa videolar izlemek ve sosyal medyada uzun süre vakit geçirmenin gençlerde dikkat süresini ciddi şekilde düşürdüğünü belirten uzmanlar, beynin hızlı dopamin veren içeriklere alıştığında uzun süre odak gerektiren işlerden kaçınmaya başladığını ifade ediyor. Bu nedenle bildirimleri azaltmak, sade çalışma ortamı oluşturmak ve aynı anda tek işe odaklanmak gibi yöntemlerin zihinsel performansı artırabileceği belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Klinik Psikolog Haluk Ergeni, gençlerin kendilerini “Ben zaten erteleyen biriyim” şeklinde tanımlamasının davranışları daha da kalıcı hale getirebildiğini belirterek, zihinsel kimlik dönüşümünün önemine dikkat çekti. Uzmanlara göre disiplin baskı değil, uzun vadede özgürlük sağlayan bir beceri. Çünkü tamamlanan her görev beynin ödül sistemini olumlu etkiliyor ve kişinin kendine olan güvenini yeniden güçlendiriyor. Ergeni, erteleme davranışını değiştirmenin bir gecede mümkün olmadığını ancak küçük ve kararlı adımların zamanla büyük dönüşümler oluşturabileceğini vurguladı. (Kaynak: Doktortakvimi)<br />
<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/erteleme-sadece-tembellik-degil-uzmanindan-genclere-disiplin-ve-odak-uyarisi</guid>
      <pubDate>Fri, 22 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/erteleme-hastaligi.jpg" type="image/jpeg" length="59916"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kurban Bayramı Sofralarında En Büyük Hata, Yeni Kesilen Eti Hemen Tüketmek]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/kurban-bayrami-sofralarinda-en-buyuk-hata-yeni-kesilen-eti-hemen-tuketmek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/kurban-bayrami-sofralarinda-en-buyuk-hata-yeni-kesilen-eti-hemen-tuketmek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar Kurban Bayramı öncesi vatandaşları et tüketimi konusunda uyardı. Yeni kesilen etin hemen yenmemesi gerektiğini belirten Diyetisyen Pelin Çetin, yanlış saklama ve pişirme yöntemlerinin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kurban Bayramı yaklaşırken uzmanlardan et tüketimi konusunda dikkat çeken uyarılar gelmeye başladı. Özellikle bayramın ilk gününde yapılan en büyük hatanın, yeni kesilen eti dinlendirmeden tüketmek olduğu belirtiliyor. DoktorTakvimi uzmanlarından Diyetisyen Pelin Çetin, kurban etinin doğru saklanmaması ve bilinçsiz tüketilmesinin sindirim problemlerinden gıda zehirlenmelerine kadar birçok sağlık riskini beraberinde getirebileceğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kurban eti kesildikten hemen sonra tüketilmeyerek en az 24 saat dinlendirilmesi gerektiğini belirten Çetin, bu sürecin hem etin yumuşaması hem de sindirim sistemi açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekti. Bayramda vatandaşların en sık yaptığı yanlışlardan birinin sıcak eti doğrudan poşetleyip buzdolabına kaldırmak olduğunu ifade eden Çetin, bunun bakteri oluşumunu hızlandırabileceğini söyledi. Uzmanlar, etin önce serin ortamda dinlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>Özellikle yaz sıcaklarının etkili olduğu dönemlerde yanlış saklanan etlerin ciddi sağlık riskleri oluşturabileceği belirtilirken, çiğ etin sebze ve hazır tüketilecek gıdalarla temas etmemesi gerektiği ifade edildi. Çapraz bulaşın birçok enfeksiyona neden olabileceği uyarısı yapıldı. Bayram sofralarında aşırı et tüketiminin de önemli sorunlara yol açabileceğini belirten Pelin Çetin, dengeli beslenmenin önemine dikkat çekti. Çetin, tabağın büyük bölümünün sebze ve salatadan oluşması gerektiğini belirterek özellikle yeşillik tüketiminin sindirim sistemini desteklediğini söyledi.</p>

<p>Uzmanlara göre etin pişirme yöntemi de en az tüketim kadar önemli. Derin yağda kızartma ve aşırı kavurma yöntemlerinin sağlık açısından risk oluşturabileceği belirtilirken, haşlama, fırın ve kontrollü ızgara yöntemlerinin daha sağlıklı olduğu ifade edildi. Özellikle mangalda et ile ateş arasındaki mesafenin korunması gerektiği vurgulandı. Sakatat tüketimi konusunda da uyarılarda bulunan Çetin, karaciğer, böbrek ve yürek gibi ürünlerin yüksek kolesterol içeriği nedeniyle kontrollü tüketilmesi gerektiğini söyledi. Özellikle tansiyon, kalp-damar hastalığı, gut ve yüksek kolesterol problemi yaşayan bireylerin dikkatli olması gerektiği belirtildi.</p>

<p>Bayramda çocuklara et tüketiminde de ölçülü davranılması gerektiğini belirten uzmanlar, sert ve lifli parçalar yerine kıyma veya yumuşak küçük parçaların tercih edilmesini öneriyor. İlk kez kırmızı et tüketen çocuklarda ise miktarın düşük tutulması gerektiği ifade edildi. Tatlı tüketiminde de aşırıya kaçılmaması gerektiğini belirten Pelin Çetin, ağır şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıların tercih edilmesini önerdi. Yoğurt ve kefir gibi probiyotik ürünlerin de sindirim sistemine destek sağlayabileceği belirtildi. Sağlıklı bir bayram geçirmek isteyen vatandaşların yalnızca etin kalitesine değil; saklama, pişirme ve porsiyon kontrolüne de dikkat etmesi gerektiği vurgulandı. (Kaynak: marjinal.com.tr)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/kurban-bayrami-sofralarinda-en-buyuk-hata-yeni-kesilen-eti-hemen-tuketmek</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/dyt-pelin-cetin.jpg" type="image/jpeg" length="61690"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şaşılık Sadece Görünüm Değil: Sosyal Yaşamı ve Özgüveni de Etkiliyor]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/sasilik-sadece-gorunum-degil-sosyal-yasami-ve-ozguveni-de-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/sasilik-sadece-gorunum-degil-sosyal-yasami-ve-ozguveni-de-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doç. Dr. Halil Hüseyin Çağatay, şaşılığın yalnızca estetik bir sorun olmadığını, kişinin sosyal yaşamını, psikolojisini ve günlük yaşam konforunu doğrudan etkileyebilen önemli bir göz rahatsızlığı olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle çocukluk döneminde erken fark edilmeyen şaşılığın ilerleyen yaşlarda özgüven kaybına ve kalıcı görme problemlerine neden olabileceğine dikkat çekildi.</p>

<p>Göz teması kurmanın insan ilişkilerindeki en güçlü iletişim unsurlarından biri olduğunu belirten uzmanlar, şaşılık yaşayan birçok kişinin zamanla fotoğraf çektirmekten kaçındığını, topluluk içinde huzursuz hissettiğini ve sosyal geri çekilme yaşayabildiğini ifade ediyor.</p>

<p><strong>Çocuklarda Erken Teşhis Hayati Önem Taşıyor</strong></p>

<p>Uzmanlara göre çocuklarda görülen şaşılık bazen aileler tarafından “geçici kayma” olarak değerlendirilebiliyor. Ancak özellikle 4-6 aydan sonra devam eden göz kaymalarının mutlaka uzman kontrolünden geçmesi gerekiyor.</p>

<p>Çocuklarda;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Televizyona yakından bakma,</li>
 <li>Bir gözünü kapatarak odaklanmaya çalışma,</li>
 <li>Baş eğerek bakma alışkanlığı,</li>
 <li>Ders sırasında dikkat dağınıklığı</li>
</ul>

<p>gibi belirtiler şaşılığın erken sinyalleri arasında yer alabiliyor.</p>

<p>Doç. Dr. Çağatay, çocukluk döneminin görme gelişimi açısından kritik olduğuna dikkat çekerek, tedavi edilmeyen şaşılığın göz tembelliğine ve kalıcı görme kaybına yol açabileceğini belirtti.</p>

<p><strong>Yetişkinlerde Sosyal Kaygıya Dönüşebiliyor</strong></p>

<p>Şaşılığın yetişkinlerde yalnızca fiziksel görünümle ilgili olmadığını vurgulayan uzmanlar, özellikle iş görüşmeleri, sunumlar ve birebir iletişimlerde kişilerin kendisini huzursuz hissedebildiğini aktarıyor. Bazı hastaların uzun süre bilgisayar kullanımında baş ağrısı, göz yorgunluğu ve çift görme yaşadığını belirten Çağatay, bu durumun zamanla psikolojik yorgunluk ve sosyal kaygıyı artırabildiğini ifade etti.</p>

<p><strong>Şaşılık Belirtileri Neler?</strong></p>

<p>Uzmanlara göre şaşılığın en sık görülen belirtileri şunlar:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Gözlerde paralelliğin bozulması</li>
 <li>Çift görme</li>
 <li>Baş eğerek bakma alışkanlığı</li>
 <li>Göz sulanması</li>
 <li>Baş ve göz ağrısı</li>
 <li>Üç boyutlu görmede azalma</li>
</ul>

<p>Özellikle çocuklarda gözlerden birinin kapanması veya göz temasından kaçınılması dikkat edilmesi gereken işaretler arasında yer alıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Tedaviyle Başarılı Sonuçlar Alınabiliyor</strong></p>

<p>Şaşılık tedavisinin hastanın yaşına ve kaymanın tipine göre planlandığını belirten uzmanlar; gözlük tedavisi, kapama yöntemi ve şaşılık ameliyatının en sık uygulanan yöntemler olduğunu ifade ediyor. Şaşılık ameliyatının gözün görme merkezine değil, göz kaslarına uygulanan kontrollü bir cerrahi işlem olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Halil Hüseyin Çağatay, operasyonların genellikle kısa sürdüğünü ve hastaların büyük bölümünün aynı gün taburcu olabildiğini söyledi.</p>

<p><strong>“Erken Müdahale Yaşam Kalitesini Artırıyor”</strong></p>

<p>Modern tedavi yöntemleri sayesinde hastaların hem görsel hem de psikolojik açıdan önemli kazanımlar elde ettiğini belirten Çağatay, “Birçok hasta ameliyat sonrası ilk kez rahat şekilde göz teması kurabildiğini ve sosyal yaşamda kendisini daha özgüvenli hissettiğini ifade ediyor” dedi.</p>

<p>(Kaynak: Doktortakvimi)<br />
<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/sasilik-sadece-gorunum-degil-sosyal-yasami-ve-ozguveni-de-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/sasilik.jpg" type="image/jpeg" length="47827"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuğunuz Neden İletişimde Zorlanıyor? Uzmanlar Erken İşaretlere Dikkat Çekiyor]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/cocugunuz-neden-iletisimde-zorlaniyor-uzmanlar-erken-isaretlere-dikkat-cekiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/cocugunuz-neden-iletisimde-zorlaniyor-uzmanlar-erken-isaretlere-dikkat-cekiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocukların konuşma becerilerindeki gecikmeler yalnızca kelime sayısıyla sınırlı olmayabiliyor. Uzmanlara göre göz teması kurmama, sohbet başlatamama, işaret ederek iletişim kurma veya sıra alma güçlüğü gibi belirtiler, sosyal iletişim becerilerindeki gelişim sorunlarına işaret edebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dil ve Konuşma Terapisti Aybike Öksüz, ebeveyn-çocuk etkileşiminin dil gelişimindeki belirleyici rolüne dikkat çekerek özellikle erken çocukluk dönemindeki iletişim davranışlarının yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi. Öksüz, çocukların yalnızca konuşmayı değil, sosyal iletişimi de öğrenme sürecinde olduğunu belirterek erken farkındalığın büyük önem taşıdığını ifade etti.</p>

<p><img alt="Dil" class="detail-photo img-fluid" height="1058" src="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/dil.jpg" width="1600" /><strong>“Dil Gelişimi Sadece Konuşmak Değildir”</strong></p>

<p>Dil ve Konuşma Terapisti Aybike Öksüz’e göre çocukların dili etkili kullanabilmesi yalnızca sözcük öğrenmesiyle sınırlı değil. “Pragmatik dil becerileri” olarak tanımlanan sosyal iletişim alanı; sohbet başlatma, karşılıklı konuşmayı sürdürme, sıra alma, jest ve mimik kullanımı gibi becerileri de kapsıyor. Öksüz, özellikle erken çocukluk döneminde çocukların önce sosyal iletişim kurmayı öğrendiğini, ardından sözcük gelişiminin şekillendiğini belirterek göz teması, işaret etme ve ortak dikkat gibi davranışların önemli iletişim göstergeleri olduğunu vurguladı.</p>

<p>Kapadokya Üniversitesi’nde yapılan yüksek lisans araştırmasına değinen Öksüz, 24–48 ay aralığındaki çocuklarda yapılan çalışmalarda gelişimsel dil bozukluğu riski taşıyan çocukların pragmatik dil becerilerinin daha sınırlı olduğunun görüldüğünü söyledi. Araştırmada ebeveyn etkileşimi arttıkça çocukların sosyal iletişim becerilerinin de güçlendiğinin ortaya konduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>Günlük İletişim Büyük Fark Oluşturuyor</strong></p>

<p>Aybike Öksüz, çocukların dil gelişimini desteklemek için ebeveynlerin günlük yaşam içerisindeki iletişim fırsatlarını değerlendirmesi gerektiğini belirtti. Yemek hazırlarken konuşmanın, oyun sırasında sıra alma etkinlikleri yapmanın, çocuğun işaret ettiği nesneleri sözcüklerle ifade etmenin ve ekran süresini azaltarak yüz yüze iletişimi artırmanın önemli katkı sağladığını kaydeden Öksüz, özellikle çocukların iletişim girişimlerine açıklayıcı geri dönüşler verilmesinin sosyal iletişimi güçlendirdiğini söyledi.</p>

<p><strong>Hangi Durumlarda Destek Alınmalı?</strong></p>

<p>Dil ve Konuşma Terapisti Aybike Öksüz, bazı belirtilerin erken değerlendirme açısından dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirterek şu durumlarda uzman desteğinin faydalı olabileceğini ifade etti:</p>

<p>2 yaş civarında çok az sözcük kullanılması</p>

<p>İsteklerin çoğunlukla ağlayarak ifade edilmesi</p>

<p>Göz temasının sınırlı olması</p>

<p>İsme tepki verilmemesi</p>

<p>Jest, mimik ve sıra alma becerilerinde belirgin güçlük yaşanması</p>

<p>Sohbet başlatma veya iletişimi sürdürmede zorlanılması</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Erken Müdahale Çocuğun Geleceğini Etkileyebiliyor</p>

<p>Uzmanlara göre dil gelişimindeki güçlükler yalnızca konuşmayı değil; sosyal ilişkileri, oyun becerilerini, okul sürecini ve özgüveni de etkileyebiliyor. Aybike Öksüz, özellikle okul öncesi dönemde erken fark edilen iletişim sorunlarında doğru yönlendirme ve aile desteğinin çocukların gelişim sürecinde önemli katkı sağladığını belirterek, “Çocuğunuzla kurduğunuz her karşılıklı iletişim, onun dil gelişimine yapılan güçlü bir yatırımdır” dedi. (Doktor Takvimi)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/cocugunuz-neden-iletisimde-zorlaniyor-uzmanlar-erken-isaretlere-dikkat-cekiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/aybike.jpg" type="image/jpeg" length="55109"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek Uyardı: “Toplumsal Stres Arttıkça Tahammül Azalıyor”]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/prof-dr-omer-faruk-simsek-uyardi-toplumsal-stres-arttikca-tahammul-azaliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/prof-dr-omer-faruk-simsek-uyardi-toplumsal-stres-arttikca-tahammul-azaliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son dönemde trafikte, toplu taşımada, iş yerlerinde ve sosyal yaşamda artan gerginlik dikkat çekerken, uzmanlar toplumdaki stres seviyesinin yükseldiğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Rumeli Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek, günlük hayatta küçük olaylara verilen sert tepkilerin bireysel değil toplumsal bir gerilimin sonucu olduğunu söyledi. Prof. Dr. Şimşek, ekonomik kaygılar, yoğun yaşam temposu, zaman baskısı ve dijital dünyanın oluşturduğu sürekli uyarı halinin bireylerin psikolojik dayanıklılığını zayıflattığını belirtti. Özellikle son yıllarda insanların daha hızlı öfkelendiğini ve tahammül sınırlarının düştüğünü ifade eden Şimşek, “Toplum genelinde stres seviyesi yükseldiğinde insanlar güne zaten yorgun ve gergin başlıyor. Bu nedenle küçük aksaklıklar bile büyük tepkilere dönüşebiliyor” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Trafikte küçük bir sıkışma bile büyük öfkeye dönüşebiliyor” diyen Şimşek, geçmişte daha kolay tolere edilen durumların bugün daha yoğun çatışmalara neden olduğunu söyledi. İş yerlerinde yaşanan basit iletişim sorunlarının bile sert tartışmalara dönüşebildiğini belirten uzman isim, bunun altında birikmiş stresin yattığını vurguladı. Şimşek’e göre modern yaşamın en büyük sorunlarından biri de insanların sürekli uyarana maruz kalması. Telefon bildirimleri, sosyal medya akışı, haber yoğunluğu ve hızlı yaşam temposunun zihinsel yorgunluğu artırdığını ifade eden Şimşek, “Beyin uzun süre stres altında kaldığında tehdit algısı yükseliyor. Bu durumda duygusal tepkiler daha hızlı ve kontrolsüz ortaya çıkabiliyor” diye konuştu.</p>

<p><img alt="G O R S E L 125035869" class="detail-photo img-fluid" height="1067" src="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/g-o-r-s-e-l-125035869.jpg" width="1600" />Toplumsal öfkenin bulaşıcı olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Şimşek, bir kişinin agresif tavrının çevrede zincirleme etki oluşturabileceğini belirtti. Trafikte yaşanan bir tartışmanın başka sürücülere de yansıdığını, iş yerindeki sert iletişimin ekip içinde genel bir gerginlik oluşturduğunu söyleyen Şimşek, bireysel davranışların toplumsal atmosferi doğrudan etkilediğini ifade etti.</p>

<p>Gerilimi azaltmanın mümkün olduğunu belirten Şimşek, çözümün farkındalık ve bilinçli iletişimden geçtiğini söyledi. “Duygularımızı fark etmek, tetiklendiğimiz anda birkaç saniye durup düşünmek ve otomatik tepki yerine bilinçli tepki vermek öğrenilebilir bir beceridir” diyen Şimşek, empati kurmanın ve karşı tarafı anlamaya çalışmanın çatışmaları önemli ölçüde azaltabileceğini vurguladı. Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek, sabır ve anlayışın yalnızca bireysel özellikler olmadığını belirterek, “Toplumsal huzurun temel yapı taşlarından biri sağlıklı iletişimdir” ifadelerini kullandı. (Kaynak: dlr.com.tr)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/prof-dr-omer-faruk-simsek-uyardi-toplumsal-stres-arttikca-tahammul-azaliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/omerfaruksimsek-1.jpg" type="image/jpeg" length="83640"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’de Obeziteyle Mücadelede Yeni Bir Dönemin Kapısı Aralanıyor]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/turkiyede-obeziteyle-mucadelede-yeni-bir-donemin-kapisi-aralaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/turkiyede-obeziteyle-mucadelede-yeni-bir-donemin-kapisi-aralaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Obeziteyle Mücadelede Yeni Dönem. Kamu, Uzmanlar ve Hasta Temsilcileri Aynı Masada Buluştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Sağlık Platformu (TÜSAP), Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD) ve Lilly İlaç iş birliğiyle düzenlenen “Ulusal Obezite Koalisyonu” başlıklı üst düzey yuvarlak masa toplantısında; kamu temsilcileri, uzmanlık dernekleri ve hasta temsilcileri ilk kez aynı platformda bir araya geldi. İstanbul’daki Hilton Oteli’nde gerçekleştirilen toplantı, bu yıl Türkiye’de düzenlenen Avrupa Obezite Kongresi (ECO) kapsamında yapıldı. Toplantıya T.C. Sağlık Bakanlığı’nın farklı birimlerinden üst düzey yetkililer, Avrupa Obezite Derneği temsilcileri, uzmanlık dernekleri liderleri ve hasta temsilcileri katıldı.</p>

<p>Toplantının ana gündemini, Türkiye’de obeziteyle mücadelede izlenecek yol haritası oluşturdu. Katılımcılar, obezitenin yalnızca bireysel değil toplumsal ve ekonomik boyutları olan kronik bir hastalık olduğuna dikkat çekerek çok paydaşlı iş birliğinin önemini vurguladı. Toplantıda üç temel başlık öne çıktı. İlk olarak aile hekimliği sisteminin güçlendirilmesi ve obezite tarama süreçlerinin birinci basamak sağlık hizmetlerine entegre edilmesi gündeme geldi. Bu kapsamda hekimlere yönelik standart eğitim programlarının oluşturulması ve dijital sağlık sistemleriyle entegre çalışılması planlanıyor.</p>

<p>İkinci başlık ise dijital dönüşüm oldu. Sağlık Bakanlığı’nın e-Nabız sistemiyle entegre çalışabilecek yapay zekâ destekli “hasta asistanı” uygulaması üzerinde iş birliği niyeti ortaya kondu. Böylece hastaların kilo takibi, sağlık verileri ve tedavi süreçlerinin daha yakından izlenmesi hedefleniyor. Toplantının üçüncü ana başlığını ise ulusal farkındalık çalışmaları oluşturdu. Sağlık Bakanlığı liderliğinde yürütülebilecek geniş kapsamlı kampanyalarla obezitenin kronik bir hastalık olduğuna yönelik toplumsal bilincin artırılması gerektiği vurgulandı.</p>

<p>Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayıp Birinci, obezitenin artık sadece bireysel bir sağlık problemi olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Obezite artık yalnızca bireyin değil, toplumun ve sistemin sorunu. Dijital sağlık altyapımızı güçlendiriyor, birinci basamak hizmetlerimizi dönüştürüyor ve farkındalık çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”</p>

<p>TOAD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dilek Yazıcı ise obezitenin yaşam boyu yönetilmesi gereken kronik bir hastalık olduğuna dikkat çekerek multidisipliner yaklaşımın önemini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Lilly İlaç Genel Müdürü Ryan Dawson da toplantıda yaptığı değerlendirmede, Avrupa Obezite Kongresi’nin İstanbul’da düzenlenmesinin Türkiye’nin bilimsel potansiyelini ortaya koyduğunu ifade etti. Dawson, kamu ve özel sektör iş birliğiyle sürdürülebilir bir sağlık ekosistemi oluşturmayı hedeflediklerini söyledi.</p>

<p>Toplantı sonunda taraflar; birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, dijital dönüşüm projeleri ve ulusal farkındalık kampanyaları konusunda somut adımlar atılması için ortak çalışma çağrısında bulundu. Türkiye’de obeziteyle mücadelede farklı paydaşları aynı masa etrafında buluşturan “Ulusal Obezite Koalisyonu”nun, önümüzdeki dönemde sağlık politikaları açısından önemli bir rol üstlenmesi bekleniyor. (Kaynak: bordopr.com)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/turkiyede-obeziteyle-mucadelede-yeni-bir-donemin-kapisi-aralaniyor</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/obezite-2.jpg" type="image/jpeg" length="55363"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuğunuz İletişimde Zorlanıyor Olabilir mi? Uzmanından Ailelere Önemli Uyarılar]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/cocugunuz-iletisimde-zorlaniyor-olabilir-mi-uzmanindan-ailelere-onemli-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/cocugunuz-iletisimde-zorlaniyor-olabilir-mi-uzmanindan-ailelere-onemli-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuğunuz sizinle göz teması kurmuyor, isteklerini konuşmak yerine işaret ederek anlatıyor ya da oyun sırasında iletişimi sürdürmekte zorlanıyorsa bu durum yalnızca “geç konuşma” ile sınırlı olmayabilir. Uzmanlara göre erken çocukluk dönemindeki sosyal iletişim becerileri, dil gelişiminin en önemli yapı taşlarından biri olarak görülüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aybike Öksüz tarafından paylaşılan değerlendirmelerde, ebeveyn-çocuk etkileşiminin çocukların dil gelişimi üzerindeki etkisine dikkat çekildi. Özellikle gelişimsel dil bozukluğu riski taşıyan çocuklarda sosyal iletişim becerilerinin daha sınırlı olabildiği belirtildi.</p>

<p><strong>Dil Gelişimi Sadece Kelime Öğrenmek Değil</strong></p>

<p>Uzmanlara göre çocukların yalnızca konuşması değil, iletişimi nasıl kullandığı da büyük önem taşıyor. “Pragmatik dil becerileri” olarak tanımlanan bu alan; sohbet başlatma, sıra alma, göz teması kurma, jest ve mimik kullanma gibi sosyal iletişim davranışlarını kapsıyor. Çocuklar özellikle erken yaşlarda önce sosyal iletişimi öğreniyor, ardından sözcük gelişimi hız kazanıyor. Bu nedenle ortak dikkat kurma, işaret etme, mimik kullanma ve karşılıklı iletişim kurabilme gibi davranışlar gelişimin önemli göstergeleri arasında yer alıyor.</p>

<p><strong>Araştırma Sonuçları Dikkat Çekti</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kapadokya Üniversitesi bünyesinde gerçekleştirilen yüksek lisans çalışmasında, 24-48 ay arasındaki çocuklar incelendi. Araştırmada gelişimsel dil bozukluğu riski taşıyan çocukların hem pragmatik dil becerilerinin hem de ebeveynleriyle kurdukları iletişim kalitesinin daha düşük olduğu görüldü. Araştırma ayrıca ebeveyn etkileşimi arttıkça çocukların sosyal iletişim becerilerinin de güçlendiğini ortaya koydu.</p>

<p><strong>Aileler Çocuklarının Dil Gelişimini Nasıl Destekleyebilir?</strong></p>

<p>Uzmanlar, günlük yaşam içindeki küçük iletişim anlarının çocukların gelişimi açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. Özellikle:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Çocuğun iletişim girişimlerine karşılık verilmesi,</li>
 <li>Günlük rutinlerde konuşmanın artırılması,</li>
 <li>Sıra alma oyunları oynanması,</li>
 <li>Ekran süresinin azaltılması,</li>
 <li>Çocuğa cevap vermesi için zaman tanınması,</li>
</ul>

<p>dil gelişimini destekleyen temel adımlar arasında gösteriliyor.</p>

<p><strong>Hangi Belirtiler Dikkate Alınmalı?</strong></p>

<p>Uzmanlar, bazı durumlarda profesyonel destek alınmasının önemli olabileceğini belirtiyor. Özellikle:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>2 yaş civarında çok az kelime kullanılması,</li>
 <li>İsteklerin çoğunlukla ağlayarak ifade edilmesi,</li>
 <li>Göz temasının sınırlı olması,</li>
 <li>İsme tepki verilmemesi,</li>
 <li>İletişimi başlatma veya sürdürmede zorlanılması,</li>
 <li>Jest ve mimik kullanımının yetersiz olması</li>
</ul>

<p>gibi durumlarda bir dil ve konuşma terapistine başvurulması öneriliyor.</p>

<p><strong>Erken Müdahale Geleceği Etkileyebiliyor</strong></p>

<p>Uzmanlara göre dil gelişimindeki gecikmeler yalnızca konuşmayı değil; sosyal ilişkileri, özgüveni, oyun becerilerini ve akademik süreci de etkileyebiliyor. Bu nedenle erken fark edilen iletişim güçlüklerinde doğru destek sürecinin başlatılması büyük önem taşıyor.</p>

<p>Dil ve konuşma terapistleri, ebeveynlerin çocuklarıyla kurduğu her karşılıklı iletişimin, gelişim sürecine yapılan güçlü bir katkı olduğunun altını çiziyor. (Kaynak: Doktortakvimi)</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/cocugunuz-iletisimde-zorlaniyor-olabilir-mi-uzmanindan-ailelere-onemli-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sat, 16 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/cocuklarda-iletisim-problemi.png" type="image/jpeg" length="29168"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sessiz İlerliyor, Hayatı Tehdit Ediyor: Uzmanlardan Hipertansiyon Uyarısı]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/sessiz-ilerliyor-hayati-tehdit-ediyor-uzmanlardan-hipertansiyon-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/sessiz-ilerliyor-hayati-tehdit-ediyor-uzmanlardan-hipertansiyon-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen hipertansiyon, çoğu zaman belirti vermeden ilerlediği için “sessiz k*til” olarak tanımlanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle kontrol altına alınamadığında kalp krizi, inme, böbrek yetmezliği ve erken ölüm gibi ciddi sonuçlara yol açabilen hastalık için uzmanlar, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında dikkat çeken uyarılarda bulundu. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada yaklaşık 1,4 milyar hipertansiyon hastası bulunduğu belirtilirken, her üç yetişkinden birinin yüksek tansiyonla yaşadığı ifade ediliyor. Uzmanlara göre hastaların önemli bir bölümünde ise tansiyon değerleri yeterince kontrol altına alınamıyor. Hipertansiyonun yalnızca bireysel değil aynı zamanda ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekilirken, özellikle ileri yaş grubunda hastalığın çok daha ağır sonuçlara yol açabildiği vurgulandı.</p>

<p><strong>Hipertansiyon önlenebilir ve tedavi edilebilir</strong></p>

<p>Türk Kardiyoloji Derneği Hipertansiyon Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Hülya Çiçekçioğlu, hipertansiyonla mücadelede yaşam tarzı değişikliklerinin büyük önem taşıdığını söyledi. Çiçekçioğlu, tuz tüketiminin azaltılması, düzenli egzersiz yapılması, sigara ve alkolden uzak durulması, sağlıklı beslenme ve kilo kontrolünün hipertansiyon riskini azaltabileceğini belirtti. Hipertansiyon yönetiminde bilimsel rehberlerin önemine de değinen Çiçekçioğlu, farklı uzmanlık derneklerinin katkısıyla hazırlanan 2025 Türk Hipertansiyon Uzlaşı Raporu’nun Türkiye şartlarına uygun güncel bir yol haritası sunduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Böbrekleri sinsi şekilde bozabiliyor</strong></p>

<p>Türk Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şükrü Ulusoy ise hipertansiyonun böbrek sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Kontrol altına alınmayan yüksek tansiyonun böbrek dokusunda geri dönüşü olmayan hasarlara yol açabileceğini belirten Ulusoy, erken tanı ve düzenli takibin hayati önem taşıdığını söyledi. Ulusoy, hipertansiyon nedeniyle gelişen böbrek yetmezliğinin bazı hastalarda diyaliz sürecine kadar ilerleyebildiğini vurgulayarak, “Türkiye’de diyaliz tedavisi alan hastalarda böbrek yetmezliğinin en sık ikinci nedeni hipertansiyon” dedi.</p>

<p><strong>Kontrolü zor hipertansiyon yakından takip edilmeli</strong></p>

<p>Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tufan Tükek de kontrolü zor hipertansiyonun giderek daha fazla önem kazandığını ifade etti. Tükek, iki veya daha fazla tansiyon ilacı kullanılmasına rağmen kan basıncının kontrol altına alınamadığı durumların “kontrolü zor hipertansiyon” olarak tanımlandığını söyledi. Kontrol altında olmayan hipertansiyonun kalp krizi, inme, böbrek yetersizliği ve diyabet riskini artırdığına dikkat çeken Tükek, toplumda düzenli tansiyon ölçümü alışkanlığının yaygınlaştırılması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Uzmanlar, hipertansiyonun erken teşhis edildiğinde kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunun altını çizerek, özellikle 40 yaş üzerindeki bireylerin düzenli sağlık kontrolü yaptırmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. (Kaynak: bordopr.com)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/sessiz-ilerliyor-hayati-tehdit-ediyor-uzmanlardan-hipertansiyon-uyarisi</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/prof-dr-hulya-cicekcioglu.jpg" type="image/jpeg" length="74663"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DoktorTakvimi’nden Hekimlere Yapay Zeka Destekli Yeni Sistem: “Noa Evidence”]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/doktortakviminden-hekimlere-yapay-zeka-destekli-yeni-sistem-noa-evidence</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/doktortakviminden-hekimlere-yapay-zeka-destekli-yeni-sistem-noa-evidence" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dijital sağlık platformu DoktorTakvimi, sağlık profesyonellerinin güncel tıbbi literatüre daha hızlı erişmesini sağlayacak yapay zekâ destekli yeni sistemi “Noa Evidence”ı duyurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni sistemin özellikle yoğun çalışan hekimlerin klinik karar süreçlerinde zamandan tasarruf sağlaması hedefleniyor. DoktorTakvimi tarafından geliştirilen Noa Evidence isimli yapay zeka destekli tıbbi literatür araştırma asistanı; binlerce hakemli bilimsel makale ve güncel klinik kılavuzu saniyeler içinde tarayarak hekimlere yapılandırılmış özetler sunuyor. Sistem, karmaşık tıbbi bilgilerin daha hızlı analiz edilmesine yardımcı olurken özellikle pratisyen hekimler, bağımsız çalışan doktorlar ve karmaşık vakalarla ilgilenen uzmanlar için önemli bir destek aracı olarak öne çıkıyor.</p>

<p><strong>Güncel Literatüre Daha Hızlı Erişim</strong></p>

<p>Sağlık alanında her gün binlerce yeni bilimsel yayın yayımlanırken, hekimlerin tüm güncel çalışmaları takip etmesi giderek zorlaşıyor. DoktorTakvimi’nin paylaştığı bilgilere göre başlıca veri tabanlarında 2,6 milyondan fazla makale indekslenmiş durumda ve bu sayı her geçen gün artıyor. Noa Evidence’ın, uzun süren literatür taramalarını saniyelere indirerek doktorların klinik kararlarını güncel bilimsel verilerle desteklemesini amaçladığı belirtildi.</p>

<p>Şirket tarafından yapılan açıklamada sistemin, genel amaçlı yapay zeka uygulamalarından farklı olarak doğrudan klinik kullanım için tasarlandığı ifade edildi. Hekimlerle birlikte geliştirilen sistemin, verdiği yanıtları doğrulanabilir tıbbi kaynaklara dayandırdığı vurgulandı. Araç sayesinde doktorların farklı veri tabanları, dergiler ve arama motorları arasında uzun süre geçiş yapmasına gerek kalmadan, ihtiyaç duydukları bilgiye tek platform üzerinden erişebildiği kaydedildi. Noa Evidence’ın sunduğu bilgilerin kaynaklarının doğrudan görüntülenebildiği, böylece hekimlerin bilgileri ayrıca doğrulayabildiği aktarıldı.</p>

<p>DoktorTakvimi yetkilileri, Noa Evidence’ın bir “tıbbi literatür araştırma asistanı” olduğunu özellikle vurguladı. Sistem; teşhis koymuyor, hasta verisi işlemiyor ve kişiye özel tedavi önerisi sunmuyor. Açıklamada tüm klinik kararların sağlık profesyonellerinin sorumluluğunda olduğu belirtilirken, yapay zekanın hekimlerin yerini almak yerine onların karar süreçlerini desteklemeyi amaçladığı ifade edildi.</p>

<p>Hakan Türkoğlu yaptığı değerlendirmede, yoğun çalışma temposu nedeniyle hekimlerin güncel literatürü detaylı incelemekte zorlandığını belirterek şunları söyledi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Hekimler çoğu zaman güncel literatürü detaylı şekilde tarayacak zamanı bulamıyor. Noa Evidence, kanıta dayalı tıbbi bilgiye saniyeler içinde erişim imkanı sunuyor. Böylece hekimler hem zamandan tasarruf ediyor hem de klinik kararlarını güncel verilerle destekleyebiliyor.”</p>

<p>Karol Traczykowski ise sağlık profesyonellerinin hasta bakımı ile bilimsel güncellik arasında seçim yapmak zorunda kalmaması gerektiğini ifade ederek, sistemin iş akışını kesintiye uğratmadan hızlı erişim sağladığını söyledi. (Kaynak: DoktorTakvimi)</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/doktortakviminden-hekimlere-yapay-zeka-destekli-yeni-sistem-noa-evidence</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/noa-evidence-1.jpg" type="image/jpeg" length="72437"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gün Boyu Masa Başında Oturanlar Dikkat: Sessiz Başlayan Ağrılar Kalıcı Hale Gelebilir]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/gun-boyu-masa-basinda-oturanlar-dikkat-sessiz-baslayan-agrilar-kalici-hale-gelebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/gun-boyu-masa-basinda-oturanlar-dikkat-sessiz-baslayan-agrilar-kalici-hale-gelebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Atabay Medikal Direktörü ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Murat Yaycı, yanlış oturma alışkanlığı; boyun, sırt ve bel ağrılarının yanı sıra duruş bozukluklarını da beraberinde getiriyor. Özellikle masa başı çalışanlarda görülen bu sorunların giderek arttığına dikkat çekiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzun saatler boyunca bilgisayar başında hareketsiz kalmak sadece yorgunluk oluşturmuyor. Modern çalışma hayatının vazgeçilmezlerinden biri haline gelen masa başı düzeni, beraberinde sağlık sorunlarını da getiriyor. Özellikle pandemi sonrası yaygınlaşan evden çalışma sistemiyle birlikte milyonlarca kişi günün büyük bölümünü bilgisayar karşısında geçirirken, Dr. Murat Yaycı, uzun süre hareketsiz kalmanın ciddi kas ve iskelet sistemi sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor. Dr. Murat Yaycı, uzun süre aynı pozisyonda kalmanın vücudun doğal hareket dengesini bozduğunu belirterek, kaslar ve eklemler üzerinde zamanla ciddi baskı oluştuğunu söyledi.</p>

<p>Dr. Yaycı’ya göre masa başında geçirilen saatler boyunca fark edilmeden gelişen yanlış duruş alışkanlıkları, başlangıçta hafif bir gerginlik hissiyle ortaya çıkıyor ancak ilerleyen süreçte kronik ağrılara dönüşebiliyor. Özellikle başın öne eğildiği, omuzların düştüğü ve sırtın kamburlaştığı çalışma pozisyonlarının boyun ve sırt kaslarını sürekli gerilim altında bıraktığı ifade ediliyor. Dr. Murat Yaycı, birçok kişinin bu ağrıları günlük yorgunluğun doğal sonucu olarak değerlendirdiğini ancak vücudun verdiği sinyallerin dikkate alınmamasının ilerleyen dönemlerde daha ciddi sağlık problemlerine neden olabileceğini belirterek, sürekli tekrar eden ağrıların zamanla hareket kısıtlılığı, omurga sorunları ve kalıcı duruş bozukluklarına dönüşebileceği vurguladı.</p>

<p><strong>Küçük Molalar Büyük Rahatlama Sağlayabiliyor</strong></p>

<p>Atabay Medikal Direktörü ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Murat Yaycı, “Masa başında çalışanların günlük rutinlerinde yapacağı küçük değişiklikler bile büyük fark oluşturabiliyor. Özellikle her 30 ila 45 dakikada bir kısa mola verilmesi, birkaç dakikalık yürüyüş yapılması ve basit esneme hareketlerinin ihmal edilmemesi gerekiyor” dedi.</p>

<p>Çalışma ortamındaki ergonomik düzenin de büyük önem taşıdığını belirten Yaycı, “Bilgisayar ekranının göz hizasında olması, sandalyenin bel boşluğunu desteklemesi ve oturma pozisyonunun sık sık değiştirilmesi gerektiğini, ayrıca dirseklerin gövdeye yakın tutulması ve boyun-sırt bölgesini rahatlatacak kısa egzersizlerin gün içine yayılması gerektiğini” belirtti.</p>

<p><strong>Vücudun Verdiği Sinyalleri Ertelemeyin</strong></p>

<p>Dr. Murat Yaycı, özellikle birkaç haftadan uzun süren ağrı, uyuşma ve karıncalanma gibi belirtilerin dikkate alınması gerektiğini belirtti. Hareket ettikçe artan ağrıların ilerleyen süreçte daha ciddi kas-iskelet sistemi problemlerinin habercisi olabileceğine dikkat çeken Yaycı, erken dönemde uzman desteği alınmasının önem taşıdığını söyledi. Yaycı sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Düzenli hareket yalnızca kasların gevşemesini sağlamıyor; aynı zamanda gün sonunda hissedilen yorgunluğu azaltıyor, dikkat ve odaklanmayı artırıyor. Özellikle yoğun tempoda çalışan kişiler için gün içinde yapılacak kısa hareketler uzun vadede yaşam kalitesini doğrudan etkileyebiliyor.” (Kaynak: mese.com)</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/gun-boyu-masa-basinda-oturanlar-dikkat-sessiz-baslayan-agrilar-kalici-hale-gelebilir</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/agri.jpg" type="image/jpeg" length="96229"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dermatolog Uzm. Dr. Zahide Eriş Uyardı: Cildiniz Size Sinyal Veriyor Olabilir]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/dermatolog-uzm-dr-zahide-eris-uyardi-cildiniz-size-sinyal-veriyor-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/dermatolog-uzm-dr-zahide-eris-uyardi-cildiniz-size-sinyal-veriyor-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eriş, cildin dönemsel olarak değişebilen ihtiyaçlarının doğru analiz edilmesinin sağlıklı görünüm açısından büyük önem taşıdığını belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cilt sağlığı konusunda bilinçsiz ürün kullanımının arttığına dikkat çeken Dermatolog Uzm. Dr. Zahide Eriş, birçok kişinin cildini yalnızca “yağlı”, “kuru” ya da “hassas” şeklinde değerlendirdiğini ancak cildin bundan çok daha karmaşık bir yapıya sahip olduğunu söyledi. Mevsim değişikliklerinden strese, hormonal değişimlerden uyku düzenine kadar birçok faktörün cilt yapısını doğrudan etkileyebildiğini ifade eden Uzm. Dr. Zahide Eriş, özellikle son yıllarda sosyal medya etkisiyle bilinçsiz ürün kullanımının ciddi cilt problemlerine yol açabildiğini söyledi. Bazı kişilerin ciltteki parlamayı sağlıklı görünüm olarak yorumladığını belirten Eriş, “Oysa bazı durumlarda bu parlama cildin susuz kalmasına bağlı olarak kendini korumaya çalışmasından kaynaklanabiliyor. Cilt nemsiz kaldığında daha fazla yağ üretmeye başlayabiliyor” dedi.</p>

<p><img alt="Cilt-3" class="detail-photo img-fluid" height="1057" src="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/cilt-3.jpg" width="1600" /><strong>Ciltteki Küçük Değişimler Önemsenmeli</strong></p>

<p>Cildin genellikle sorunlar büyümeden önce çeşitli sinyaller verdiğini vurgulayan Uzm. Dr. Zahide Eriş, sürekli kuruluk hissi, sık sivilce oluşumu, kızarıklık, pullanma veya ani hassasiyet gibi belirtilerin cilt dengesinin bozulduğunu gösterebileceğini ifade etti. Mat ve yorgun görünümün de çoğu zaman cildin ihtiyaç duyduğu desteği alamadığını gösterdiğini belirten Eriş, özellikle yoğun ürün kullanımının cilt bariyerini zayıflatabileceğine dikkat çekti. “Her ürün her cilt için uygun olmayabilir. Özellikle bilinçsiz şekilde kullanılan yoğun içerikli ürünler; yanma hissi, hassasiyet, kızarıklık, akne ve kuruluk gibi problemlere neden olabiliyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>Her Cildin İhtiyacı Farklıdır</strong></p>

<p>Sağlıklı bir cilt için en önemli adımın doğru analiz olduğunu belirten Dermatolog Uzm. Dr. Zahide Eriş, kişiye özel yaklaşımın önemine vurgu yaptı. Bazı ciltlerin yoğun nem desteğine ihtiyaç duyarken bazı ciltlerde yağ dengesi, leke tedavisi veya hassasiyetin ön plana çıkabildiğini ifade eden Eriş, profesyonel değerlendirme yapılmadan uygulanan işlemlerin istenmeyen sonuçlara yol açabileceğini söyledi.</p>

<p><strong>Profesyonel Uygulamalar Kişiye Göre Planlanmalı</strong></p>

<p>Cildin ihtiyacına göre planlanan profesyonel uygulamaların cilt sağlığını desteklediğini belirten Eriş, nem kaybı yaşayan ciltlerde hydrafacial, medikal cilt bakımı ve yoğun nem içerikli mezoterapi uygulamalarının tercih edilebildiğini söyledi. Leke problemi yaşayan kişilerde peeling uygulamaları, mezoterapi ve lazer destekli işlemlerin planlanabileceğini ifade eden Eriş, akne ve yağ dengesi sorunu bulunan ciltlerde ise profesyonel cilt temizliği, kimyasal peeling ve dermatolojik tedavilerin öne çıktığını belirtti. Hassas ve kızarık ciltlerde cilt bariyerini güçlendiren yatıştırıcı bakım protokollerinin uygulanabildiğini söyleyen Eriş, cilt kalitesini artırmak isteyen kişilerde ise kolajen üretimini destekleyen gençlik aşıları, mezoterapi ve enerji bazlı uygulamaların tercih edildiğini ifade etti.</p>

<p><strong>Cilt Sağlığı Estetikten Önce Sağlık Konusudur</strong></p>

<p>Cildin yalnızca estetik açıdan değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Zahide Eriş, sağlıklı görünen bir cildin çoğu zaman düzenli bakım, doğru ürün seçimi ve profesyonel destekle mümkün olduğunu söyledi. Eriş, “Her cilt farklıdır. Bu nedenle doğru yaklaşım kişiye özel planlanmalıdır. Cildi yalnızca dış görünüş açısından değil, genel sağlık açısından değerlendirmek gerekir” ifadelerini kullandı. (Kaynak: DoktorTakvimi)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/dermatolog-uzm-dr-zahide-eris-uyardi-cildiniz-size-sinyal-veriyor-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/zahide-eris.jpg" type="image/jpeg" length="60202"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yüzdeki Her Kızarıklık Hassas Cilt Anlamına Gelmiyor: Uzmanından Önemli Uyarılar]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/yuzdeki-her-kizariklik-hassas-cilt-anlamina-gelmiyor-uzmanindan-onemli-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/yuzdeki-her-kizariklik-hassas-cilt-anlamina-gelmiyor-uzmanindan-onemli-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ciltte oluşan kızarıklık birçok kişinin günlük yaşamda sık karşılaştığı sorunlardan biri olarak öne çıkıyor. Ancak uzmanlara göre her kızarıklık “hassas cilt” anlamına gelmiyor. Bazı durumlarda geçici çevresel etkiler nedeniyle oluşan kızarıklıklar kısa sürede kaybolurken, bazı belirtiler ise altta yatan farklı cilt problemlerine işaret edebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Zahide Eriş, özellikle yüz bölgesinde sürekli tekrar eden kızarıklıkların dikkate alınması gerektiğini belirterek, bilinçsiz ürün kullanımının cilt bariyerine zarar verebildiğine dikkat çekti.</p>

<p><strong>Güneş, Stres ve Yanlış Ürünler Kızarıklığı Tetikleyebiliyor</strong></p>

<p>Uzmanlara göre sıcak hava, yoğun güneş ışığı, stres, baharatlı yiyecekler, yoğun egzersiz ve yanlış kozmetik ürün kullanımı ciltte geçici kızarıklıklara yol açabiliyor. Bunun yanında cilt bariyerinin zayıflaması, alerjik reaksiyonlar veya bazı dermatolojik hastalıklar da benzer belirtiler gösterebiliyor.</p>

<p>Özellikle son yıllarda sosyal medyada yaygınlaşan bilinçsiz peeling uygulamaları ve aktif içerikli ürünlerin kontrolsüz kullanımı, cilt tahrişini artıran önemli nedenler arasında gösteriliyor.</p>

<p><strong>Sürekli Tekrarlayan Kızarıklıklara Dikkat</strong></p>

<p>Uzman Dr. Zahide Eriş, özellikle yanak ve burun çevresinde kalıcı hale gelen kızarıklıkların bazı durumlarda Rozasea olarak bilinen cilt rahatsızlığının erken belirtisi olabileceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kızarıklığa eşlik eden bazı belirtilerin neden hakkında önemli ipuçları verebildiğini belirten Eriş, şu şikayetlerin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Yanma ve batma hissi</li>
 <li>Ciltte sıcaklık artışı</li>
 <li>Kuruluk ve pullanma</li>
 <li>Kaşıntı</li>
 <li>Belirginleşen kılcal damar görünümü</li>
 <li>Sivilce benzeri küçük kabarıklıklar</li>
</ul>

<p>Bu belirtilerin yalnızca hassasiyet değil, aynı zamanda cildin yorulduğunu veya tahriş olduğunu gösterebileceği ifade ediliyor.</p>

<p><strong>Kızarıklığı Kapatmak Yerine Nedeni Araştırılmalı</strong></p>

<p>Uzmanlar, birçok kişinin kızarıklığı kapatmak için yoğun makyaj ürünlerine yöneldiğini ancak asıl önemli olanın cildin neden bu tepkiyi verdiğini anlamak olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Özellikle sık ürün değiştirmek, sert peeling uygulamak veya çok sıcak suyla yüz yıkamak, hassasiyet eğilimli ciltlerde şikayetleri artırabiliyor. Düzenli güneş koruyucu kullanımı ve cildi tahriş etmeyen ürün tercihleri ise koruyucu adımlar arasında gösteriliyor.</p>

<p><strong>Profesyonel Destekle Cilt Daha Dengeli Hale Gelebilir</strong></p>

<p>Kızarıklığın nedenine göre kişiye özel dermatolojik uygulamalar planlanabileceğini belirten Uzman Dr. Zahide Eriş, vasküler lazer uygulamaları, yatıştırıcı bakım protokolleri, enzim bazlı hassas cilt bakımları ve anti-inflamatuar içerikli profesyonel uygulamaların bazı kişilerde destek sağlayabildiğini ifade etti.</p>

<p>Ayrıca kılcal damar görünümünü hedefleyen ışık sistemleri ve kişiye özel dermatolojik ürün planlamalarının da cilt tonunun daha dengeli görünmesine katkı sağlayabileceği belirtiliyor. (Kaynak: Doktortakvimi)<br />
<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/yuzdeki-her-kizariklik-hassas-cilt-anlamina-gelmiyor-uzmanindan-onemli-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/kizamikcik-1.jpg" type="image/jpeg" length="87159"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ciltteki Sessiz Tehlike: Bariyer Hasarı Günlük Hayatı Etkileyebiliyor]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/ciltteki-sessiz-tehlike-bariyer-hasari-gunluk-hayati-etkileyebiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/ciltteki-sessiz-tehlike-bariyer-hasari-gunluk-hayati-etkileyebiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son dönemde sıkça konuşulan “cilt bariyeri”, aslında cildin dış etkenlere karşı en önemli savunma hattı olarak görülüyor. Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Zahide Eriş, bilinçsiz ürün kullanımı ve yoğun bakım uygulamalarının cilt bariyerine zarar verebildiğini belirterek, sağlıklı bir cildin temelinde güçlü bir bariyer yapısının bulunduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cilt bakımına yönelik ilginin artmasıyla birlikte sosyal medyada en çok konuşulan konuların başında “cilt bariyeri” geliyor. Uzmanlara göre cilt bariyeri, cildin en dış tabakasında bulunan ve dış etkenlere karşı koruma sağlayan doğal bir savunma sistemi olarak görev yapıyor. Güneş ışınları, hava kirliliği, yanlış kozmetik ürünleri, sık peeling işlemleri, yoğun aktif içerik kullanımı ve stres gibi etkenler zamanla bu koruyucu yapının zayıflamasına neden olabiliyor.</p>

<p>Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Zahide Eriş, cilt bariyerinin zarar görmesi durumunda cildin kendini savunmakta zorlandığını belirtti. Bu süreçte özellikle sürekli kuruluk hissi, hassasiyet, kızarıklık, yanma, batma hissi, pullanma ve ani sivilce artışlarının görülebileceğini ifade eden Eriş, birçok kişinin bu durumu yalnızca “hassas cilt” olarak değerlendirdiğini ancak temel problemin çoğu zaman bariyer zayıflığı olduğunu söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son yıllarda bilinçsiz şekilde kullanılan yoğun aktif içerikli serumlar ve sık yapılan peeling uygulamalarının cildi yoran en önemli etkenlerden biri haline geldiğine dikkat çeken Eriş, “Cilt her zaman daha fazla işlem istemez. Bazen ihtiyacı olan şey dinlenmek ve bariyerin yeniden güçlenmesidir” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Uzmanlara göre cilt bariyerini korumak için günlük bakım rutininde daha sade ve dengeli bir yaklaşım tercih edilmesi gerekiyor. Sert temizleyicilerden uzak durulması, cildi tahriş eden yoğun uygulamaların azaltılması, düzenli güneş koruyucu kullanılması ve nem dengesini koruyan ürünlerin tercih edilmesi cilt sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Ayrıca uyku düzeni ve stres kontrolünün de cilt görünümünü doğrudan etkileyebildiği belirtiliyor.</p>

<p>Cilt bariyerindeki hasarın seviyesine göre profesyonel uygulamaların da planlanabileceğini belirten uzmanlar, oksijen terapi uygulamaları, Somon DNA, PRP destekli cilt yenileme işlemleri, bariyer onarıcı bakım protokolleri ve hücresel yenilenmeyi destekleyen exosome uygulamalarının cildin toparlanma sürecine katkı sağlayabildiğini ifade ediyor. Ancak her cildin farklı yapıya sahip olduğuna dikkat çeken uzmanlar, işlem ve ürün seçimlerinin mutlaka kişiye özel değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor. (Kaynak: Doktortakvimi)<br />
<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/ciltteki-sessiz-tehlike-bariyer-hasari-gunluk-hayati-etkileyebiliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/cilt-bariyeri.jpg" type="image/jpeg" length="57380"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanlığı Uyardı: Evlilik Öncesi Test Hayat Kurtarıyor]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/saglik-bakanligi-uyardi-evlilik-oncesi-test-hayat-kurtariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/saglik-bakanligi-uyardi-evlilik-oncesi-test-hayat-kurtariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de “Akdeniz anemisi” olarak bilinen talasemi hastalığına karşı yürütülen evlilik öncesi tarama programı, hasta bebek doğumlarının önlenmesinde kritik rol oynuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı, 8 Mayıs Dünya Talasemi Günü kapsamında yaptığı bilgilendirmede, Türkiye’de beta talasemi taşıyıcılık oranının ortalama yüzde 2,1 olduğunu açıkladı. Yetkililer, özellikle evlilik öncesi yapılan taramalar ve genetik danışmanlık hizmetlerinin, sağlıklı nesiller için büyük önem taşıdığına dikkat çekti.</p>

<p><strong>Talasemi Nedir?</strong></p>

<p>Talasemi, kandaki oksijen taşınmasını sağlayan hemoglobin proteininin yapısındaki bozukluk nedeniyle ortaya çıkan kalıtsal bir kan hastalığı olarak biliniyor. Halk arasında “Akdeniz anemisi” adıyla tanınan hastalık, kırmızı kan hücrelerinin görevini tam yerine getirememesine yol açıyor. Hastalığın en sık görülen belirtileri arasında sürekli halsizlik, çabuk yorulma, soluk cilt görünümü ve kansızlık yer alıyor. İleri seviyelerde ise çocuklarda büyüme geriliği, dalak ve karaciğer büyümesi, kemik yapısında değişiklikler ve sarılık gibi ciddi sağlık sorunları görülebiliyor.</p>

<p><strong>Bazı Bölgelerde Taşıyıcılık Oranı Yüzde 13’e Çıkıyor</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye genelinde beta talasemi taşıyıcılığı ortalama yüzde 2,1 seviyesinde bulunuyor. Ancak bazı bölgelerde bu oran yüzde 13’e kadar yükseliyor. Uzmanlar, her iki ebeveynin de taşıyıcı olması durumunda doğacak çocukta hastalık görülme riskinin ciddi şekilde arttığını belirtiyor. Bu nedenle erken tarama ve bilinçli planlama büyük önem taşıyor.</p>

<p><strong>81 İlde Evlilik Öncesi Tarama Yapılıyor</strong></p>

<p>Evlilik Öncesi Hemoglobinopati Tarama Programı kapsamında Türkiye’nin 81 ilinde ücretsiz tarama hizmeti sunuluyor. Evlilik öncesinde veya gebelik planlanmadan önce aile hekimine başvuran çiftlerde ilk aşamada erkekten kan örneği alınıyor. Gerekli görülmesi halinde kadın da tarama sürecine dahil ediliyor. Tarama sonucunda eşlerden birinin taşıyıcı olması halinde bebeğin genellikle sağlıklı ancak taşıyıcı olabileceği belirtilirken, her iki eşin taşıyıcı çıkması durumunda çiftler genetik danışmanlık hizmetine yönlendiriliyor.</p>

<p><strong>Sağlıklı Bebek İçin Genetik Danışmanlık Önemli</strong></p>

<p>Uzmanlar, taşıyıcı çiftlerin doğru takip ve uzman desteğiyle sağlıklı çocuk sahibi olabileceğini vurguluyor. Bu süreçte uygulanan genetik danışmanlık hizmetleri ve tüp bebek tedavisinde kullanılan “preimplantasyon genetik tanı” yöntemi sayesinde sağlıklı embriyolar seçilebiliyor. Böylece hastalığın yeni nesillere aktarılmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.</p>

<p><strong>“Taşıyıcı Olmak Hasta Olmak Değildir”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlık Bakanlığı, talaseminin bulaşıcı değil tamamen kalıtsal bir hastalık olduğunun altını çiziyor. Uzmanlar, taşıyıcı olmanın doğrudan hasta olmak anlamına gelmediğini ancak erken bilgi sahibi olmanın büyük önem taşıdığını ifade ediyor. Yetkililer, sağlıklı bir gelecek için evlilik öncesinde ya da gebelik planlanmadan önce mutlaka aile hekimlerine başvurularak gerekli tarama testlerinin yaptırılması gerektiğini vurguluyor. (Kaynak: AA)<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/saglik-bakanligi-uyardi-evlilik-oncesi-test-hayat-kurtariyor</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/akdeniz-anemisi-test.jpg" type="image/jpeg" length="92940"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İnfertilite Nedir? Op. Dr. Doğukan Özkan’dan Çiftlere Önemli Uyarılar]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/infertilite-nedir-op-dr-dogukan-ozkandan-ciftlere-onemli-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/infertilite-nedir-op-dr-dogukan-ozkandan-ciftlere-onemli-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin düzenli ve korunmasız ilişkiye rağmen gebelik elde edememesi, tıpta infertilite yani kısırlık olarak tanımlanıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Doğukan Özkan, infertilitenin hem kadınlarda hem erkeklerde görülebilen, doğru tanı ve kişiye özel tedaviyle yönetilebilen bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Op. Dr. Doğukan Özkan’ın verdiği bilgilere göre, 35 yaş altındaki çiftlerde bir yıl, 35 yaş üzerindeki çiftlerde ise altı ay düzenli denemeye rağmen gebelik oluşmaması durumunda uzman değerlendirmesi gerekiyor. Çünkü infertilite yalnızca kadına ya da erkeğe bağlı bir sorun değil; yumurtlama, sperm kalitesi, rahim yapısı, tüplerin açıklığı ve hormon dengesi gibi birçok faktörün birlikte değerlendirilmesini gerektiren bir süreç.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gebelik şansını artırmak isteyen çiftlerin adet döngüsünün en verimli dönemi olan 10 ile 20. günler arasını dikkate alması öneriliyor. Bu dönem, çoğu kadında yumurtlamanın gerçekleştiği aralık olarak kabul ediliyor. Ancak tüm koşullar uygun olsa bile bir çiftin aylık gebelik şansının yaklaşık yüzde 20 civarında olduğu biliniyor. Bu nedenle sürecin sabırla, doğru bilgiyle ve gerektiğinde uzman desteğiyle yürütülmesi büyük önem taşıyor.</p>

<p>Op. Dr. Doğukan Özkan, sigara, alkol, yüksek kafein tüketimi, aşırı kilo ya da çok düşük kilonun hem kadın hem erkek üreme sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi, gebelik planlayan çiftler için tedavi kadar önemli bir destekleyici unsur olarak öne çıkıyor.</p>

<p>İnfertilitenin nedenleri kadın ve erkekte farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor. Erkeklerde sperm sayısında azalma, sperm hareketliliğinde düşüklük, yapısal bozukluklar, sperm geçiş yollarında tıkanıklık, kimyasallara ya da radyasyona maruz kalma ve bazı kanser tedavileri etkili olabiliyor. Kadınlarda ise yumurtlama bozuklukları, rahim ve tüplerdeki sorunlar, endometriozis, erken menopoz, pelvik enfeksiyonlar ve yapışıklıklar gebelik ihtimalini azaltabiliyor.</p>

<p>Tanı sürecinde ilk aşamalardan biri erkek için spermiogram testidir. Bu testle sperm sayısı, hareketliliği ve yapısı değerlendirilir. Kadınlarda ise muayene, ultrason, hormon testleri, rahim filmi ve yumurtalık rezervi değerlendirmeleri yapılır. Gerekli durumlarda histeroskopi ve laparoskopi gibi ileri inceleme yöntemlerine başvurulabilir.</p>

<p>Tedavi yöntemi ise çiftin durumuna göre belirlenir. Bazı hastalarda ilaçlarla yumurtlama desteklenerek doğal yolla gebelik şansı artırılabilir. Uygun çiftlerde aşılama yöntemi tercih edilebilir. Daha karmaşık durumlarda ise tüp bebek tedavisi gündeme gelebilir. Op. Dr. Doğukan Özkan, her çiftin durumunun farklı olduğunu ve bu nedenle tedavi planının mutlaka kişiye özel hazırlanması gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre bir yıl denemeye rağmen gebelik oluşmadıysa, kadın 35 yaş üzerindeyse altı ay beklenmeden, 40 yaş üzerindeyse ise daha erken dönemde doktora başvurulmalı. Düzensiz adet, çok ağrılı adet dönemleri, endometriozis, pelvik enfeksiyon öyküsü, tekrarlayan düşükler, geçirilmiş kanser tedavileri ya da erkekte sperm sorunları varsa zaman kaybetmeden uzman görüşü alınması gerekiyor.</p>

<p>İnfertilite, çiftler için duygusal olarak zorlayıcı bir süreç olsa da günümüzde gelişmiş tanı yöntemleri ve tedavi seçenekleri sayesinde birçok çift için umut verici sonuçlar mümkün olabiliyor. Doğru zamanda yapılan değerlendirme, sağlıklı bilgilendirme ve kişiye özel tedavi planı, gebelik şansını artıran en önemli adımlar arasında yer alıyor.( Kaynak: Doktortakvimi)</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/infertilite-nedir-op-dr-dogukan-ozkandan-ciftlere-onemli-uyarilar</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/infertilite-belirtileri-nelerdir.jpg" type="image/jpeg" length="71655"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gençlerde Depresif Belirtiler: Duyguları Yeniden Yönetmek Mümkün mü?]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/genclerde-depresif-belirtiler-duygulari-yeniden-yonetmek-mumkun-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/genclerde-depresif-belirtiler-duygulari-yeniden-yonetmek-mumkun-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ergenlik dönemi, bireyin hem bedensel hem de zihinsel olarak hızlı değişim yaşadığı, kimlik arayışının yoğunlaştığı bir süreç. Bu dönemde ortaya çıkan depresif belirtiler, çoğu zaman “geçici bir ruh hali” olarak görülse de uzmanlara göre durum bundan çok daha derin bir yapıya işaret ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Haluk Ergeni, depresyonun genç bireyin yalnızca duygularını değil; okul başarısını, arkadaş ilişkilerini ve aile içindeki işlevselliğini de doğrudan etkilediğini belirtiyor. Müdahale edilmediğinde ise bu belirtilerin zamanla kalıcı hale gelebileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p><strong>Duygu Regülasyonu Neden Bu Kadar Önemli?</strong></p>

<p>Duygu regülasyonu, bireyin hissettiklerini tanıma, anlamlandırma ve yönetebilme becerisi olarak tanımlanıyor. Depresif belirtiler gösteren gençlerde bu beceri çoğu zaman zayıflamış durumda oluyor.<strong> </strong>Bazı gençler duygularını yoğun ve kontrolsüz yaşarken, bazıları ise tamamen bastırma eğiliminde oluyor. Her iki durumda da ortaya çıkan sonuç benzer: içe kapanma, değersizlik hissi, motivasyon kaybı ve umutsuzluk.</p>

<p><strong>Beyin Gelişimi Süreci Nasıl Etkiliyor?</strong></p>

<p>Ergenlik döneminde beynin duygusal tepkileri yöneten bölgesi oldukça aktifken, bu tepkileri düzenleyen yapı henüz tam gelişmiş olmuyor. Bu dengesizlik, gençlerin duygularını kontrol etmekte zorlanmasına neden olabiliyor. Haluk Ergeni, bu nedenle müdahalelerin yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda gelişimsel süreçler dikkate alınarak ele alınması gerektiğini vurguluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İyileşmenin İlk Adımı: Fark Etmek</strong></p>

<p>Duygu regülasyonunun yeniden yapılandırılmasında ilk adım, gencin ne hissettiğini fark etmesi. Birçok genç, yaşadığı duyguyu isimlendirmekte zorlanıyor. Bu noktada duyguların tanımlanması, tetikleyici durumların fark edilmesi ve bedensel tepkilerin anlaşılması sürecin temelini oluşturuyor.</p>

<p><strong>Kabul Etmek ve Kaçınmamak</strong></p>

<p>Olumsuz duygular çoğu zaman bastırılmaya çalışılıyor. Oysa bu duygular yok olmuyor, aksine daha yoğun şekilde geri dönebiliyor. Bu nedenle duyguların kabul edilmesi, sağlıklı bir psikolojik denge kurmanın önemli bir parçası olarak öne çıkıyor.</p>

<p><strong>Küçük Adımlar, Büyük Değişim</strong></p>

<p>Duyguları düzenleyebilmek için bilişsel yeniden yapılandırma, dikkat odağını değiştirme ve küçük hedeflerle harekete geçme gibi yöntemler kullanılıyor. Özellikle günlük yaşamda küçük ama sürdürülebilir adımlar atmak, gençlerin yeniden işlev kazanmasına katkı sağlıyor.</p>

<p><strong>Aile ve Çevrenin Rolü</strong></p>

<p>Haluk Ergeni, aile tutumlarının bu süreçte belirleyici olduğuna dikkat çekiyor. Aşırı eleştirel ya da aşırı koruyucu yaklaşımların gencin duygusal gelişimini olumsuz etkileyebileceğini ifade ediyor. Aynı şekilde okul ortamı ve akran ilişkilerinin de iyileşme sürecinde önemli rol oynadığını belirtiyor. (Kaynak: Doktortakvimi)<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/genclerde-depresif-belirtiler-duygulari-yeniden-yonetmek-mumkun-mu</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/genclerde-depresyon-belirtileri-nelerdir.jpg" type="image/jpeg" length="53664"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’de Ruh Sağlığı Tablosu: Her 6 Yetişkinden Biri Sorun Yaşıyor]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/turkiyede-ruh-sagligi-tablosu-her-6-yetiskinden-biri-sorun-yasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/turkiyede-ruh-sagligi-tablosu-her-6-yetiskinden-biri-sorun-yasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Depresyon ve kaygı bozuklukları en yaygın ruhsal rahatsızlıklar arasında yer alırken, uzmanlar erken belirtilerin göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Türkiye’de son bir yılda yetişkinlerin yüzde 17,4’ü ruhsal sorun yaşadı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>1-31 Mayıs Ruh Sağlığı Farkındalık Ayı kapsamında yapılan değerlendirmeler, Türkiye’de ruh sağlığına ilişkin dikkat çekici bir tabloyu ortaya koydu. DoktorTakvimi uzmanlarından Psikiyatri Uzmanı Dr. Çağlar Açıkgöz, toplumda en sık karşılaşılan ruhsal sorunlara ve risk faktörlerine ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Açıkgöz, “Ruh sağlığı, yalnızca hastalıkların yokluğu değil; bireyin yaşamın zorluklarıyla baş edebilmesi, üretken olması ve topluma katkı sağlayabilmesiyle tanımlanıyor. Bu tanım, Dünya Sağlık Örgütü tarafından da “iyilik hali” olarak ifade ediliyor” dedi.</p>

<p>Türkiye’de son 12 ay içinde 18 yaş ve üzeri bireylerde doktor tarafından tanı konulan ruhsal hastalık oranı yüzde 17,4 olarak ölçüldü. Bu oran, her 6 yetişkinden birinin ruhsal sorunlarla karşı karşıya kaldığını gösteriyor. En yaygın görülen rahatsızlıkların başında Depresyon yüzde 9 oranıyla yer alırken, Anksiyete Bozuklukları yüzde 5,8 ile ikinci sırada bulunuyor. Bunun yanında uyku bozuklukları, strese bağlı gerginlik, tükenmişlik ve bağımlılıklar da sık görülen sorunlar arasında gösteriliyor. Ruh sağlığını etkileyen faktörlerin oldukça geniş bir yelpazeye yayıldığını belirten Açıkgöz, “Kayıplar, travmalar, ekonomik koşullar, sosyal destek eksikliği, kronik hastalıklar ve bireyin stresle başa çıkma biçimi bu süreci doğrudan etkileyebiliyor” diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ruhsal sorunların çoğu zaman erken belirtiler verdiğine dikkat çeken Dr. Açıkgöz, sürekli isteksizlik, uyku ve iştah değişiklikleri, çabuk sinirlenme, dikkat dağınıklığı ve sosyal ortamlardan uzaklaşma gibi işaretlerin önemsenmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:</p>

<p>“Sosyal medyanın ruh sağlığı üzerindeki etkisi de gündemdeki yerini koruyor. Sosyal medya, doğru kullanıldığında faydalı olabilirken, bilinçsiz kullanım psikolojik baskıyı artırabiliyor. Bu noktada medya okuryazarlığı kritik rol oynuyor. Anksiyete ve depresyon arasındaki farklara da değinen uzmanlar, anksiyetede geleceğe yönelik yoğun kaygı ve “kötü bir şey olacak” hissinin öne çıktığını, depresyonda ise isteksizlik, enerji kaybı ve “hiçbir şeyin anlamı yok” duygusunun baskın olduğunu belirtiyor. Bu iki durumun birlikte görülme ihtimali yüksek oluyor.”</p>

<p>Ruhsal rahatsızlıkların tedavisinde ilaç tedavileri, psikoterapi yöntemleri ve yaşam tarzı değişikliklerinin birlikte uygulanabildiğini belirten Açıkgöz, erken müdahalenin süreci önemli ölçüde kolaylaştırdığına dikkat çekti. Toplumda yaygın olan “psikolojik destek almak zayıflıktır” gibi yanlış inanışların tedaviye erişimi geciktirdiğini vurgulayan Açıkgöz, ruh sağlığı sorunlarının da diğer hastalıklar gibi tedavi edilebilir olduğunu hatırlatarak, destek almanın bir zayıflık değil, aksine farkındalık ve güç göstergesi olduğuna dikkat çekti. (DoktorTakvimi)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/turkiyede-ruh-sagligi-tablosu-her-6-yetiskinden-biri-sorun-yasiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/05/uzm-dr-caglar-acikgoz.jpg" type="image/jpeg" length="57413"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
