<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Uşak Haber Gazetesi</title>
    <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve tarafız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 02 Sep 2026 03:01:57 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Dinleniyorsunuz Ama Yorgunluk Geçmiyor mu? Nedeni Zihinsel Yük Olabilir]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/dinleniyorsunuz-ama-yorgunluk-gecmiyor-mu-nedeni-zihinsel-yuk-olabilir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/dinleniyorsunuz-ama-yorgunluk-gecmiyor-mu-nedeni-zihinsel-yuk-olabilir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uyumak, koltuğa uzanmak ya da saatlerce telefonda vakit geçirmek zihinsel yorgunluğu her zaman ortadan kaldırmıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzman Klinik Psikolog Mert Adil, bedenin durmasıyla zihnin gerçekten dinlenmesinin aynı şey olmadığını belirterek, gün içinde biriken dikkat, karar verme ve sorumluluk yükünün dinlenme saatlerinde de devam edebildiğine dikkat çekti. Günün sonunda fiziksel olarak ağır bir iş yapılmamasına rağmen hiçbir şey yapacak gücün kalmaması, basit kararların bile zor gelmesi veya dikkati toplamakta güçlük çekilmesi birçok kişinin zaman zaman yaşadığı bir durum. Bunun arkasında zihinsel yorgunluk bulunabiliyor.</p>

<p>Uzun süre dikkatini bir noktada tutmak, sürekli karar vermek, sorun çözmek, duyguları kontrol etmek ve gün içerisinde bir görevden diğerine geçmek zihinsel yük oluşturabiliyor. Uzman Klinik Psikolog Mert Adil'e göre yalnızca işi bırakmak veya koltuğa uzanmak ise bu yükün sona erdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p><strong>İş bittiğinde süreçler zihinde devam edebiliyor</strong></p>

<p>Zihinsel yorgunluğun yalnızca çok düşünmek şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Adil, gün içerisinde fark edilmeden sürdürülen birçok işlemin de zihinsel kaynak kullandığını söyledi. Adil, “Gün boyunca dikkatini toplamak, hata yapmamaya çalışmak, başkalarının beklentilerini izlemek ve sürekli küçük kararlar vermek de zihinsel kaynak kullanır. İş bittiğinde bu süreçler zihinde devam ediyorsa kişi dinlenmeye vakit ayırsa bile gerçekten işten ayrılmış olmayabilir” dedi.</p>

<p>Örneğin işten çıkıp eve gelmek fiziksel olarak iş yerinden ayrılmayı sağlıyor. Ancak iş mesajlarını kontrol etmeye devam etmek, ertesi gün yapılacak konuşmaları düşünmek veya çözülmemiş sorunları tekrar tekrar zihinden geçirmek dinlenmeyi zorlaştırabiliyor. Üstelik zihinsel yükün kaynağı yalnızca çalışma hayatı değil. Evde yapılacak işleri sürekli planlamak, aile sorumlulukları, ekonomik kaygılar, bakım yükümlülükleri ve gün boyunca sürekli ulaşılabilir olmak da zihnin devamlı “sırada ne var?” sorusuyla meşgul olmasına yol açabiliyor.</p>

<p><strong>Telefona bakmak dinlenmek anlamına geliyor mu?</strong></p>

<p>Günün ardından koltuğa uzanıp sosyal medyada veya kısa videolarda vakit geçirmek dinlenme gibi görülebiliyor. Ancak hızla değişen görüntüler, bildirimler ve sürekli yeni içeriklerle karşılaşmak dikkati aktif tutabiliyor. Bu nedenle önemli olan yalnızca mola vermek değil, molanın zihinsel yükü gerçekten azaltıp azaltmadığı.</p>

<p><strong>Adil, bu noktada şu değerlendirmeyi yaptı:</strong></p>

<p>“Bir molanın dinlendirici olup olmadığını yalnızca süresi değil, yükün gerçekten kesilip kesilmediği belirler. Dinlenmek her zaman hiçbir şey yapmamak değildir; bazen zihnin kullandığı kanalı değiştirmektir.”</p>

<p>Yoğun ekran kullanımının ve sürekli karar vermenin ardından kısa bir yürüyüş yapmak, duş almak, yemek hazırlamak veya ritmik fiziksel bir işle uğraşmak bazı kişiler için daha dinlendirici olabiliyor.</p>

<p><strong>Beş dakikalık mola her zaman yetmeyebilir</strong></p>

<p>Bilimsel araştırmalar kısa molaların yorgunluğun azaltılmasına katkı sağlayabildiğini gösterse de yapılan işin zihinsel ağırlığı arttıkça daha uzun süreli bir kesintiye ihtiyaç duyulabiliyor. Dolayısıyla birkaç dakikalık mola gün boyunca biriken zihinsel yükü her zaman tamamen ortadan kaldırmıyor. Burada önemli noktalardan biri de kişinin kendisine hangi dinlenme biçiminin iyi geldiğini fark etmesi. Bazı kişiler sessizlikle, bazıları hareket ederek, bazıları ise sosyal iletişim kurarak daha iyi toparlanabiliyor.</p>

<p><strong>Zihni işten çıkarmanın yolu: Açık kalan işleri kapatmak</strong></p>

<p>Günün sonunda tamamlanan işleri, ertesi güne bırakılanları ve bir sonraki gün yapılacak ilk işi birkaç satır halinde yazmak zihnin sürekli hatırlatma yapmasını azaltmaya yardımcı olabiliyor. İş ve dinlenme arasına belirgin bir geçiş koymak da önem taşıyor. İş kıyafetlerini değiştirmek, kısa bir yürüyüş yapmak veya belirlenen saatten sonra iş bildirimlerini kapatmak, zihnin çalışma döneminin sona erdiğini algılamasını kolaylaştırabiliyor. Ancak dinlenmeyi de yeni bir görev haline getirmemek gerekiyor. “Hemen toparlanmalıyım” düşüncesi dinlenme sürecinin kendisini yeni bir performans baskısına dönüştürebiliyor.</p>

<p><strong>Her yorgunluk tükenmişlik değil</strong></p>

<p>Zihinsel yorgunluk ile tükenmişlik de birbirinden ayrılıyor. Dünya Sağlık Örgütü, tükenmişliği başarıyla yönetilemeyen kronik iş stresiyle bağlantılı mesleki bir olgu olarak değerlendiriyor. Enerji kaybı, işe karşı zihinsel mesafenin artması veya olumsuz duygular ile mesleki yeterlilik hissindeki azalma bu tablonun temel boyutları arasında gösteriliyor. Bu nedenle birkaç yoğun günün ardından hissedilen yorgunluk doğrudan tükenmişlik anlamına gelmiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yorgunluk haftalarca geçmiyorsa dikkat</strong></p>

<p>Zihinsel yorgunluk zaman zaman yaşanabilse de uzun süre devam eden durumların göz ardı edilmemesi gerekiyor. Dinlenmeye rağmen haftalar boyunca süren yorgunluğa sabah dinlenmemiş uyanma, günlük işlevlerde belirgin düşüş, uyku veya iştah değişiklikleri, çökkünlük ya da yoğun kaygı eşlik ediyorsa profesyonel değerlendirme düşünülebilir.</p>

<p>Yorgunluğun her zaman psikolojik nedenlerden kaynaklanmadığını da unutmamak gerekiyor. Uyku bozuklukları, kansızlık, tiroit sorunları, bazı enfeksiyonlar, kullanılan ilaçlar ve farklı tıbbi durumlar da benzer yakınmalara neden olabiliyor. Bu nedenle uzun süre devam eden veya günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyen yorgunlukta gerektiğinde hekim ve ruh sağlığı uzmanı değerlendirmesinden yararlanılması önem taşıyor.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/dinleniyorsunuz-ama-yorgunluk-gecmiyor-mu-nedeni-zihinsel-yuk-olabilir-1</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/saglik-59.jpg" type="image/jpeg" length="76738"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Birkaç Dakikada Zirveye Çıkan Baş Ağrısına Dikkat: Ağrı Kesiciyle Beklemeyin]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/birkac-dakikada-zirveye-cikan-bas-agrisina-dikkat-agri-kesiciyle-beklemeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/birkac-dakikada-zirveye-cikan-bas-agrisina-dikkat-agri-kesiciyle-beklemeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aniden başlayan ve birkaç dakika içerisinde en yüksek şiddetine ulaşan baş ağrısı, beyin anevrizmasına bağlı kanamanın önemli belirtilerinden biri olabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ercan Kaya, her ani baş ağrısının anevrizma anlamına gelmediğini ancak daha önce yaşanmamış şekilde ortaya çıkan ağrıda zaman kaybedilmemesi gerektiğini söyledi. Bir anda ortaya çıkan ve kısa sürede çok şiddetli hale gelen baş ağrısı, acil değerlendirme gerektirebilecek ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabiliyor.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ercan Kaya, beyin anevrizmalarının bazı kişilerde hiçbir belirti vermeden bulunabildiğini, yırtılması halinde ise hayati tehlikeye yol açabileceğini belirtti. Beyin anevrizması, beyni besleyen damarların duvarındaki zayıf bir bölgenin dışarı doğru balonlaşmasıyla oluşuyor. Bazı anevrizmalar başka bir nedenle gerçekleştirilen beyin görüntülemeleri sırasında tesadüfen tespit edilebiliyor.</p>

<p><strong>Her anevrizma kanama anlamına gelmiyor</strong></p>

<p>Kaya, anevrizma tespit edilen her hastada kanama meydana geleceği düşüncesinin doğru olmadığını belirterek, bazı anevrizmaların uzun süre belirti vermeden kalabileceğine dikkat çekti. Anevrizmaların erişkinlerde, kadınlarda, sigara kullananlarda ve yüksek tansiyonu bulunanlarda daha sık görülebildiğini aktaran Kaya, yakın aile bireylerinde beyin anevrizması veya buna bağlı kanama öyküsünün de risk değerlendirmesinde dikkate alındığını ifade etti. Ancak risk faktörlerinden bir veya birkaçına sahip olmak, kişide mutlaka anevrizma bulunduğu anlamına gelmiyor. Kaya, kimlerin taranması gerektiğine kişinin aile öyküsü ve eşlik eden hastalıkları değerlendirilerek hekim tarafından karar verilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p><strong>Baş ağrısının nasıl başladığı önemli</strong></p>

<p>Anevrizmanın yırtılması durumunda ortaya çıkabilecek en önemli uyarılardan biri ise ani başlayan baş ağrısı. Kaya, “En tipik belirti, aniden başlayan ve birkaç dakika içinde en yüksek şiddetine ulaşan baş ağrısıdır” diyerek ağrının yalnızca şiddetine değil, başlangıç biçimine de dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Bu tür bir baş ağrısına bulantı, kusma, ense sertliği, ışığa hassasiyet, bayılma, bilinç bulanıklığı ve nöbet eşlik edebiliyor. Konuşma bozukluğu veya kol ve bacaklarda güçsüzlük de görülebilecek belirtiler arasında bulunuyor. Bazı hastaların ilk anda bilincini kaybedebildiğini belirten Kaya, anevrizmanın yırtılmasıyla oluşan subaraknoid kanamanın ciddi hayati risk taşıdığını kaydetti.</p>

<p><strong>Ağrının geçmesini beklemek tehlikeli olabilir</strong></p>

<p>Her ani ve şiddetli baş ağrısının anevrizma kanamasından kaynaklanmadığının altını çizen Kaya, benzer belirtilerin başka ciddi rahatsızlıklarda da ortaya çıkabileceğini söyledi. Ancak kişinin daha önce yaşamadığı, birdenbire başlayan ve dakikalar içerisinde en yüksek seviyesine ulaşan baş ağrısında zaman kaybedilmemesi gerektiğini belirtti. Kaya, “Ağrının geçmesini beklemek veya yalnızca ağrı kesiciyle yetinmek tehlikeli bir gecikmeye yol açabilir” uyarısında bulunarak şüpheli belirtilerde acil servise başvurulması gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>Her anevrizmaya ameliyat yapılmıyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Beyin anevrizması tespit edilmesi, her hastaya mutlaka işlem yapılacağı anlamına da gelmiyor. Tedavi kararında anevrizmanın yalnızca büyüklüğüne bakılmıyor. Yerleşimi, şekli, zaman içerisinde büyüyüp büyümediği, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu ile sigara ve yüksek tansiyon öyküsü birlikte değerlendiriliyor. Kanama riski düşük değerlendirilen bazı anevrizmaların belirli aralıklarla MR veya tomografi temelli damar görüntülemeleriyle takip edilebildiğini belirten Kaya, bu süreçte tansiyon kontrolü ve sigaranın bırakılmasının da önem taşıdığını söyledi.</p>

<p><strong>Tedavide iki temel yöntem</strong></p>

<p>Kanayan veya tedavi edilmesine karar verilen anevrizmalarda hastanın durumuna göre açık cerrahi ya da damar içinden uygulanan endovasküler yöntemler kullanılabiliyor. Açık cerrahide anevrizmanın metal bir klipsle kapatıldığını belirten Kaya, endovasküler tedavide ise kasık veya el bileğindeki atardamardan ilerletilen ince tüpler aracılığıyla beyin damarlarına ulaşıldığını aktardı. Hangi yöntemin uygulanacağına ise anevrizmanın yeri, büyüklüğü ve yapısının yanı sıra kanama durumu, hastanın yaşı ve genel sağlık tablosu birlikte değerlendirilerek karar veriliyor. (Kaynak: iletisimofisi)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/birkac-dakikada-zirveye-cikan-bas-agrisina-dikkat-agri-kesiciyle-beklemeyin</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/1787817100-ercan-kaya.jpg" type="image/jpeg" length="71660"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erken Doğan Çocuklarda Dişlere Dikkat! İlk Dişten İtibaren Takip Önemli]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/erken-dogan-cocuklarda-dislere-dikkat-ilk-disten-itibaren-takip-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/erken-dogan-cocuklarda-dislere-dikkat-ilk-disten-itibaren-takip-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erken doğum veya düşük doğum ağırlığı, çocukların ilerleyen yıllarda mutlaka diş çürüğü yaşayacağı anlamına gelmiyor. Ancak diş minesinin gelişiminde görülebilen bazı bozukluklar hassasiyeti ve çürük riskini artırabiliyor. Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, özellikle ilk süt dişlerinin çıkmasıyla birlikte ağız bakımına başlanması gerektiğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda sık karşılaşılan erken çocukluk çağı çürüklerinin oluşumunda beslenme ve ağız hijyeninin yanı sıra dişlerin gelişim sürecini etkileyen faktörler de rol oynayabiliyor. Prematüre veya düşük doğum ağırlığıyla dünyaya gelen çocuklarda diş minesinin gelişiminde bazı farklılıkların görülme olasılığının daha yüksek olduğuna ilişkin bilimsel çalışmalar bulunuyor. Ancak doğum ağırlığı veya erken doğum tek başına diş çürüğünün nedeni olarak kabul edilmiyor.</p>

<p><strong>Diş minesinin gelişimi etkilenebiliyor</strong></p>

<p>Dişin dış yüzeyini oluşturan mine, dişleri ağız içerisindeki dış etkenlere karşı koruyan en önemli yapılardan biri. Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, erken doğan çocuklarda mine gelişimindeki bazı bozukluklarla karşılaşma ihtimalinin artabileceğini belirterek, “Erken doğum veya düşük doğum ağırlığı, çocuğun ilerleyen dönemde mutlaka diş çürüğü yaşayacağı anlamına gelmez. Ancak bu çocuklarda diş minesinin gelişiminde bazı bozukluklarla karşılaşma ihtimali artabilir” dedi.</p>

<p>Mine yapısındaki bozukluklar diş yüzeyinin daha hassas veya düzensiz olmasına yol açabiliyor. Bu durum tek başına çürük oluşturmasa da ağız bakımının yetersiz olması ve diğer risk faktörlerinin eklenmesi halinde çürük gelişimini kolaylaştırabiliyor.</p>

<p><strong>Gece biberonuyla uyutmaya dikkat</strong></p>

<p>Çocukların beslenme alışkanlıkları da erken dönem diş çürüklerinde önemli rol oynuyor. Özellikle dişler çıktıktan sonra şeker içeren içeceklerin sık tüketilmesi veya çocuğun biberonla uyuması dişlerin uzun süre şekere maruz kalmasına neden olabiliyor. Demir, “Bebeğin biberonla uyuması ve özellikle şeker içeren sıvıların gece boyunca dişlerle temas etmesi, erken çocukluk çağı çürükleri açısından önemli bir risk oluşturabilir” uyarısında bulundu. Amerikan Pediatrik Diş Hekimliği Akademisi de şeker içeren içeceklerin biberonla veya gece boyunca sık tüketilmesini erken çocukluk çağı çürükleri açısından riskli davranışlar arasında gösteriyor.</p>

<p><strong>İlk diş çıktığında ağız bakımı başlamalı</strong></p>

<p>Koruyucu ağız ve diş sağlığı açısından kritik dönem ise ilk süt dişlerinin çıkmasıyla başlıyor. Demir, erken doğan veya düşük doğum ağırlıklı çocuklarda takibin çocuğun durumuna göre yapılması gerektiğini belirterek düzenli ağız bakımı, sağlıklı beslenme alışkanlıkları ve çürük riskinin erken değerlendirilmesine dikkat çekti. İlk diş hekimi ziyaretinin de geciktirilmemesi öneriliyor. Uluslararası pediatrik diş hekimliği rehberlerinde çocuğun ilk dişinin çıkmasından sonra ve en geç 12 aylık olduğunda diş hekimiyle tanışması tavsiye ediliyor.</p>

<p><strong>Erken doğum tek başına çürük nedeni değil</strong></p>

<p>Ebeveynler açısından en önemli noktalardan biri ise erken doğum veya düşük doğum ağırlığını doğrudan diş çürüğüyle eşitlememek. Çürük gelişiminde ağız hijyeni, şeker tüketiminin sıklığı, beslenme biçimi, diş minesinin yapısı ve bireysel risk faktörleri birlikte etkili oluyor. Bu nedenle özellikle risk grubundaki çocuklarda sorun ortaya çıktıktan sonra tedaviye yönelmek yerine, ilk dişlerden itibaren düzenli ağız bakımı ve diş hekimi takibiyle koruyucu önlemlerin alınması önem taşıyor. (Kaynak: MAG PR)</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/erken-dogan-cocuklarda-dislere-dikkat-ilk-disten-itibaren-takip-onemli</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/1787915525-nurg-l-hoca-agus.jpg" type="image/jpeg" length="73942"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Sigara İçmiyorum, Akciğer Kanseri Olmam” Demeyin! Kadınlar da Risk Altında]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/sigara-icmiyorum-akciger-kanseri-olmam-demeyin-kadinlar-da-risk-altinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/sigara-icmiyorum-akciger-kanseri-olmam-demeyin-kadinlar-da-risk-altinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akciğer kanseri dünya genelinde en önemli kanser türlerinden biri olmayı sürdürürken, kadınlarda görülen vakalar da sağlık gündeminde daha fazla yer tutuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzun yıllar erkeklerle özdeşleştirilen akciğer kanseri, kadınlar açısından da önemli bir sağlık sorunu. Sigara en büyük önlenebilir risk faktörü olmayı sürdürürken, hiç sigara kullanmamış kişilerde de hastalık görülebiliyor. Uzmanlar özellikle yüksek risk grubundakilerin herhangi bir şikâyet ortaya çıkmasını beklememesi gerektiğine dikkat çekiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erkan Kaba, hastalığın erken dönemlerde herhangi bir belirti vermeden ilerleyebildiğine dikkat çekerek, özellikle risk grubundaki kadınların “Hiçbir şikâyetim yok” düşüncesiyle kontrollerini ertelememesi gerektiğini belirtti.</p>

<p><strong>Türkiye'deki Verilerde Yüzde 25'lik Artış</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığının ulusal kanser kayıtlarına göre kadınlarda akciğer kanseri görülme sıklığı 2014 yılında yüz binde 8,7 iken 2018 yılında yüz binde 10,9'a yükseldi. Bu iki yıl karşılaştırıldığında artış yaklaşık yüzde 25'e karşılık geliyor. Ancak bu veri, kadınlarda akciğer kanserinin günümüzde de aynı hızla artmaya devam ettiği anlamına gelmiyor. Ülkeler ve yaş grupları arasında farklı eğilimler görülebiliyor.</p>

<p><strong>Sigara İçmeyenlerde de Görülebiliyor</strong></p>

<p>Akciğer kanserinin en önemli önlenebilir risk faktörü tütün kullanımı. Buna rağmen hastalık yalnızca sigara kullananlarda ortaya çıkmıyor. Prof. Dr. Kaba; pasif sigara dumanı, hava kirliliği, radon, asbest ve bazı mesleki kanserojenlere maruz kalmanın da risk oluşturabileceğini belirtti. Biyolojik ve genetik farklılıkların etkisi üzerinde de araştırmalar devam ediyor. Bu nedenle “Sigara kullanmıyorum, akciğer kanseri olmam” düşüncesinin doğru olmadığını vurgulayan Kaba, sigara içmeyen kişilerin de özellikle pasif dumandan korunmasının önemli olduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bu Belirtilere Dikkat</strong></p>

<p>Akciğer kanserinde görülebilen belirtiler arasında uzun süren veya niteliği değişen öksürük, kanlı balgam, nefes darlığı, göğüs ağrısı, ses kısıklığı ve tekrarlayan akciğer enfeksiyonları bulunuyor. Açıklanamayan kilo kaybı, iştahsızlık ve halsizlik de görülebilen belirtiler arasında. Ancak erken evrede hiçbir belirti bulunmayabileceği için yalnızca bu şikâyetlerin ortaya çıkmasını beklemek erken tanı açısından yeterli değil.</p>

<p><strong>Her 50 Yaşını Geçenin Tarama Yaptırması Gerekmiyor</strong></p>

<p>Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor. Akciğer kanseri taraması 50 yaşını geçen herkese yönelik rutin bir uygulama olarak değerlendirilmemeli. Prof. Dr. Kaba, 50 yaşın üzerinde olan ve en az 20 yıl boyunca günde bir paket sigara kullanımına karşılık gelen sigara öyküsü bulunan yüksek risk grubundaki kişilerin düşük doz bilgisayarlı tomografiyle taranmasını öneriyor. Taramanın kimlere ve hangi aralıklarla uygulanacağına ise kişinin yaşı, sigara kullanım geçmişi ve diğer risk faktörleri değerlendirilerek hekim tarafından karar verilmesi önem taşıyor.</p>

<p><strong>Erken Tanı Tedavi Seçeneklerini Değiştiriyor</strong></p>

<p>Akciğer kanserinde uygulanacak tedavi hastalığın türüne, evresine, moleküler özelliklerine ve kişinin genel sağlık durumuna göre belirleniyor. Erken evredeki küçük hücreli dışı akciğer kanserinde cerrahi temel tedavi seçeneklerinden biri olurken, uygun hastalarda minimal invaziv ve robotik cerrahi yöntemlerinden de yararlanılabiliyor. Tedavide ayrıca kemoterapi, radyoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik ilaçlar kullanılabiliyor.</p>

<p>Prof. Dr. Kaba, erken evrede tespit edilen uygun vakalarda cerrahi tedaviyle tam iyileşmenin mümkün olabildiğini, immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerdeki gelişmelerin ileri evre hastalarda da yeni tedavi seçenekleri sağladığını belirtti. (Acıbadem)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/sigara-icmiyorum-akciger-kanseri-olmam-demeyin-kadinlar-da-risk-altinda</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/erkan-kaba.jpg" type="image/jpeg" length="45535"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalbiniz İçin Sadece Kilonuza Bakmayın! Bel Çevresi ve Hareketsizlik de Önemli]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/kalbiniz-icin-sadece-kilonuza-bakmayin-bel-cevresi-ve-hareketsizlik-de-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/kalbiniz-icin-sadece-kilonuza-bakmayin-bel-cevresi-ve-hareketsizlik-de-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalp ve damar hastalıklarına karşı yalnızca tartıdaki rakama odaklanmak yeterli değil. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Alkan Arpaçay, hareketsiz yaşam, karın çevresindeki yağlanma, kas kaybı, sağlıksız beslenme ve stresin kalp-damar sağlığı açısından dikkate alınması gereken faktörler arasında bulunduğunu belirterek düzenli fiziksel aktivite ve kontrole dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Masa başında geçirilen saatlerin artması, kısa mesafelerde bile otomobil kullanılması ve günlük ihtiyaçların internet üzerinden kapıya kadar gelmesi hareket miktarını giderek azaltıyor. Yaşam biçimindeki bu değişiklikler kalp ve damar sağlığı açısından da önem taşıyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Alkan Arpaçay, hareketsiz yaşamın yanı sıra obezite, stres ve sağlıksız beslenmenin kalp-damar hastalıkları açısından önemli risk faktörleri arasında bulunduğunu söyledi. Arpaçay, özellikle hazır ve işlenmiş gıdaların tüketiminin sınırlandırılması ve fiziksel aktivitenin günlük yaşamın bir parçası haline getirilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p><strong>Tartıdaki Rakam Tek Başına Yeterli Değil</strong></p>

<p>Kalp sağlığı açısından yalnızca kişinin kaç kilogram olduğuna bakılmasının yeterli olmadığını ifade eden Arpaçay, vücuttaki yağ ve kas dağılımının da önemli olduğuna dikkat çekti. Özellikle bel çevresi ve karın bölgesindeki yağlanmanın değerlendirilmesi gerektiğini belirten Arpaçay, yaş ilerledikçe ortaya çıkabilen kas kaybına karşı fiziksel aktivitenin önem kazandığını söyledi. Düzenli egzersiz yalnızca kilo kontrolüne katkı sağlamıyor. Fiziksel aktivitenin kas kütlesinin korunması, uyku kalitesi ve stres yönetimi üzerinde de olumlu etkileri bulunuyor.</p>

<p><strong>Yürüyüşün Yanına Kas Güçlendirici Egzersizler</strong></p>

<p>Arpaçay, fiziksel aktivitenin yalnızca yürüyüşle sınırlandırılmaması gerektiğine de dikkat çekti. Kas kütlesinin korunması açısından kişinin yaşı ve sağlık durumuna uygun direnç egzersizlerinin de yaşamın bir parçası haline getirilmesinin yararlı olabileceğini belirten Arpaçay, özellikle bacak kaslarının güçlendirilmesinin önemine işaret etti. Egzersiz programının kişinin yaşı, mevcut hastalıkları ve fiziksel kapasitesine göre belirlenmesi gerekiyor. Özellikle kalp-damar hastalığı bulunanların yoğun egzersize başlamadan önce hekim değerlendirmesi alması önem taşıyor.</p>

<p><strong>Kalp Kontrolünü İhmal Etmeyin</strong></p>

<p>Kalp ve damar hastalıklarında risk faktörlerinin erken belirlenmesi açısından sağlık kontrollerinin önemine değinen Arpaçay, özellikle orta yaşlardan itibaren düzenli hekim değerlendirmesi yapılmasını önerdi. Kontrol sıklığının ise herkeste aynı olmadığına dikkat etmek gerekiyor. Yaşın yanı sıra ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü, tansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği, sigara kullanımı ve mevcut kalp-damar hastalıkları kişinin risk durumunu değiştirebiliyor. Göğüste ağrı veya baskı, nefes darlığı, bayılma gibi belirtilerde ise rutin kontrol zamanını beklemek yerine sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sofrada Akdeniz Tipi Beslenme</strong></p>

<p>Kalp sağlığının korunmasında beslenmenin de önemli olduğunu belirten Arpaçay, sebze, meyve, baklagiller, tam tahıllar, balık, zeytinyağı ve kuruyemişlerin ağırlıkta olduğu Akdeniz tipi beslenmeye dikkat çekti. İşlenmiş gıdaların ve aşırı tüketimin sınırlandırılması gerektiğini ifade eden Arpaçay, tam tahıllı ürünlerin kan şekerinin daha dengeli seyretmesine ve daha uzun süre tokluk hissine katkıda bulunabileceğini belirtti. Kalp-damar hastalıklarına karşı korunmada tek bir besin veya egzersizden ziyade beslenme, hareket, sigaradan uzak durma, uyku, kilo kontrolü ve kişisel risklere uygun sağlık takibinin birlikte ele alınması önem taşıyor. (Kaynak: AKC Tanıtım)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/kalbiniz-icin-sadece-kilonuza-bakmayin-bel-cevresi-ve-hareketsizlik-de-onemli</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/op-dr-alkan-arpacay-095737842.jpg" type="image/jpeg" length="51673"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Panik Atak mı Kaygı mı? Uzmanı İki Durumu Ayıran Belirtileri Açıkladı]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/panik-atak-mi-kaygi-mi-uzmani-iki-durumu-ayiran-belirtileri-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/panik-atak-mi-kaygi-mi-uzmani-iki-durumu-ayiran-belirtileri-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, baş dönmesi ve göğüste sıkışma yaşayan birçok kişi bunun panik atak mı yoksa yoğun kaygı mı olduğunu anlamakta zorlanıyor. Uzman Klinik Psikolog Mert Adil, panik atağın genellikle aniden yükselerek dakikalar içinde en yoğun seviyeye ulaştığını, halk arasında kullanılan “kaygı atağı” ifadesinin ise standart bir psikiyatrik tanı olmadığını belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yoğun stres ve kaygıyla birlikte ortaya çıkan bedensel belirtiler zaman zaman ciddi bir sağlık sorunuyla da karıştırılabiliyor. Özellikle çarpıntı, nefes darlığı, titreme, baş dönmesi ve göğüste sıkışma gibi belirtiler panik atakta görülebilse de tek başına bu şikâyetlerin bulunması panik atak tanısı için yeterli değil. Uzman Klinik Psikolog Mert Adil, panik atak ile yoğun kaygı arasındaki ayrımda belirtilerin nasıl başladığına, ne kadar hızlı yükseldiğine, kişinin yaşadığı bedensel değişiklikleri nasıl yorumladığına ve sonrasında kaçınma davranışlarının gelişip gelişmediğine bakılması gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>Panik atakta belirtiler dakikalar içinde yükseliyor</strong></p>

<p>Panik atağın dikkat çeken özelliklerinden biri, yoğun korku veya rahatsızlık hissinin kısa sürede yükselmesi. Atak sırasında kalp çarpıntısı, terleme, titreme, nefes darlığı, göğüste ağrı veya sıkışma, baş dönmesi, bulantı, uyuşma ve karıncalanma görülebiliyor. Bunlara çevrenin gerçek dışı olduğu hissi, kontrolü kaybetme veya öleceği düşüncesi de eşlik edebiliyor. Ancak bu belirtilerden bir veya birkaçının yaşanması tek başına panik atak anlamına gelmiyor. Başlangıç hızı, belirtilerin birlikte oluşturduğu tablo ve olası fiziksel nedenlerin de değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p><strong>“Kaygı atağı” standart bir tanı değil</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Günlük hayatta sıklıkla kullanılan “kaygı atağı” ifadesi ise panik atakla aynı klinik statüye sahip değil. Kaygı; sağlıkla ilgili bir belirsizlik, sınav, iş hayatı, maddi sorunlar veya ilişkiler gibi belirli bir konu etrafında giderek yoğunlaşabiliyor. Bu süreçte huzursuzluk, gerginlik, çarpıntı, mide rahatsızlığı ve titreme gibi fiziksel belirtiler de ortaya çıkabiliyor. Saatler veya günler boyunca biriken bu yoğunluk halk arasında “kaygı atağı” şeklinde ifade edilebiliyor. Ancak bu kavramın standart klinik ölçütleri bulunmuyor.</p>

<p><strong>Bir kez yaşanması panik bozukluk anlamına gelmiyor</strong></p>

<p>Panik atak yaşayan herkesin panik bozukluğu olduğu düşüncesi de doğru değil. Tek bir panik atak, tek başına panik bozukluk anlamına gelmiyor. Panik bozukluk değerlendirmesinde tekrarlayan beklenmedik atakların yanı sıra yeni bir atak yaşama endişesi ve buna bağlı davranış değişikliklerinin devam edip etmediği de dikkate alınıyor. Özellikle kişinin yeniden atak yaşayacağı korkusuyla toplu taşımaya binmekten, seyahat etmekten, egzersizden, yalnız kalmaktan veya bazı ortamlara girmekten kaçınmaya başlaması değerlendirmede önem taşıyor.</p>

<p><strong>Atak sırasında ne yapılabilir?</strong></p>

<p>Yoğun belirtiler sırasında öncelikle kişinin güvenli bir ortamda olduğundan emin olması gerekiyor. Adil, hızlı ve derin nefes almaya çalışmanın bazı kişilerde baş dönmesini artırabileceğine dikkat çekerek nefesi zorlamadan yavaşlatmanın yardımcı olabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Dikkati sürekli kalp atışı ve nefes gibi bedensel belirtilere yöneltmek yerine ayakların yere temasına, çevredeki seslere ve dış dünyaya yönelmek de yoğun alarm hissinin yönetilmesine yardımcı olabilecek yöntemler arasında gösteriliyor. Bununla birlikte ilk kez yaşanan veya daha öncekilerden farklı seyreden belirtilerin doğrudan “panik atak” olarak kabul edilmemesi gerekiyor.</p>

<p><strong>Bu belirtiler varsa “panik atak” deyip geçmeyin</strong></p>

<p>Panik atağa benzeyen bazı belirtilerin kalp, solunum sistemi, tiroit ve farklı sağlık sorunlarında da görülebileceğine dikkat çekiliyor. Özellikle şiddetli göğüs ağrısı veya baskı, ağrının kola, boyna ya da çeneye yayılması, ciddi nefes alamama, bayılma veya bilinç kaybı, yüzde kayma, konuşma bozukluğu ve vücudun bir tarafında güçsüzlük gibi belirtilerde durumun kaygıdan kaynaklandığı varsayılmamalı ve 112 Acil Çağrı Merkezi'nden yardım istenmeli.</p>

<p><strong>Ne zaman psikolojik destek alınmalı?</strong></p>

<p>Atakların tekrarlaması, yeniden atak geçirme korkusunun günlük yaşamı etkilemeye başlaması veya kişinin bazı faaliyetlerden ve ortamlardan kaçınması durumunda profesyonel değerlendirme gündeme gelebiliyor. Uyku, iş, aile ilişkileri veya sosyal hayatın etkilenmesi de destek alınmasını gerektirebilecek işaretler arasında bulunuyor.</p>

<p>Panik belirtilerinin ele alınmasında kullanılan yaklaşımlardan biri olan Bilişsel Davranışçı Terapi'de kişinin bedensel belirtileri nasıl yorumladığı, korku ve kaçınma döngüsü ile güvenlik davranışları üzerinde çalışılabiliyor. İhtiyaca göre psikiyatri değerlendirmesi ve psikoterapi birlikte de yürütülebiliyor. (Kaynak: Doktortakvimi)<br />
<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/panik-atak-mi-kaygi-mi-uzmani-iki-durumu-ayiran-belirtileri-acikladi</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/panik-atak-mi-kaygi-mi-uzmani-iki-durumu-ayiran-belirtileri-acikladi.jpg" type="image/jpeg" length="29800"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sürekli Aç Hissetmenizin Nedeni Bu 7 Hata Olabilir]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/surekli-ac-hissetmenizin-nedeni-bu-7-hata-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/surekli-ac-hissetmenizin-nedeni-bu-7-hata-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yemekten kısa süre sonra yeniden acıkmak veya gün boyunca sürekli bir şeyler yeme ihtiyacı hissetmek yalnızca ne kadar yemek yenildiğiyle ilgili olmayabilir. Diyetisyen Melda Gizem Tavukçuoğlu, protein ve lif eksikliğinden hızlı yemek yemeye, aşırı kısıtlamadan yetersiz uykuya kadar açlık hissini artırabilecek 7 yaygın noktaya dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gün içinde sık sık acıkmak, birçok kişinin kilo kontrolü sırasında karşılaştığı sorunların başında geliyor. Ancak sürekli açlık hissinin arkasında yalnızca tüketilen yemek miktarı bulunmuyor. Öğünlerin içeriği, yeme hızı, günlük beslenme düzeni ve uyku gibi etkenler de açlık ve tokluk mekanizmasını etkileyebiliyor. Diyetisyen Melda Gizem Tavukçuoğlu, sürekli açlık hissine yol açabilecek yaygın beslenme alışkanlıklarını sıraladı.</p>

<p><strong>1. Öğünlerde Proteini İhmal Etmek</strong></p>

<p>Sadece karbonhidrat ağırlıklı öğünler tüketmek, kısa süre içerisinde yeniden yeme isteğinin ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Yumurta, yoğurt, kefir, peynir, balık, tavuk, et ve kurubaklagiller gibi protein kaynaklarının kişinin ihtiyacına uygun şekilde öğünlerde bulunması, tokluk hissinin desteklenmesine yardımcı olabiliyor.</p>

<p><strong>2. Yeterince Lif Tüketmemek</strong></p>

<p>Sebze, meyve, kurubaklagiller ve tam tahıllar gibi lif kaynaklarının yetersiz tüketilmesi de öğünlerin tok tutma kapasitesini azaltabiliyor. Bu nedenle kilo vermek amacıyla meyve, ekmek veya tahıl gibi besin gruplarını bilinçsizce tamamen beslenmeden çıkarmak herkes için daha uzun süre tok kalmak anlamına gelmiyor.</p>

<p><strong>3. Öğün Atlayarak Açlığı Kontrol Etmeye Çalışmak</strong></p>

<p>Daha az yiyerek daha hızlı kilo verme düşüncesi, günün ilerleyen saatlerinde daha yoğun açlığa dönüşebiliyor. Tavukçuoğlu'na göre burada herkesin belirli sayıda öğün tüketmesinden ziyade, beslenme düzeninin kişide aşırı açlık oluşturmayacak şekilde planlanması önem taşıyor.</p>

<p><strong>4. Ultra İşlenmiş Gıdaları Sık Tüketmek</strong></p>

<p>Paketli atıştırmalıklar, şekerli ürünler, fast-food ve bazı hazır gıdaların günlük beslenmede fazla yer kaplaması iştah kontrolünü zorlaştırabiliyor. Beslenmenin temelinde daha az işlenmiş ve besin değeri yüksek yiyeceklere ağırlık verilmesi, tokluk açısından daha avantajlı olabiliyor.</p>

<p><strong>5. Çok Hızlı Yemek</strong></p>

<p>Sorun bazen tabağın içeriğinden çok yeme hızından kaynaklanabiliyor. Vücudun tokluk sinyallerini değerlendirebilmesi zaman aldığı için hızlı yemek, ihtiyaçtan daha fazla tüketimin önünü açabiliyor. Öğün sırasında dikkat dağıtıcı unsurları azaltmak, lokmaları daha iyi çiğnemek ve yemek için yeterli zaman ayırmak bu noktada önem taşıyor.</p>

<p><strong>6. Aşırı Kısıtlayıcı Diyet Uygulamak</strong></p>

<p>Çok düşük kalorili veya uzun yasak listelerine dayanan beslenme programları kısa vadede sonuç verse bile yoğun açlık ve yeme isteğine neden olabiliyor. Sürdürülebilir bir beslenme düzeninde amaç açlığı tamamen ortadan kaldırmak değil, kişinin enerji ve besin ihtiyacını karşılayarak açlık ve tokluk hissini yönetilebilir düzeyde tutmak olarak öne çıkıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>7. Yetersiz Uyumak</strong></p>

<p>Açlık hissi yalnızca yenilen yiyeceklerden etkilenmiyor. Yetersiz veya kalitesiz uyku da iştah, tokluk, besin tercihleri ve enerji metabolizmasıyla bağlantılı mekanizmalar üzerinde etkili olabiliyor. Bu nedenle sürekli açlık yaşayan kişilerin beslenme alışkanlıklarının yanında uyku süresini ve kalitesini de değerlendirmesi gerekiyor.</p>

<p><strong>Sürekli Açlık Başka Bir Sorunun İşareti Olabilir</strong></p>

<p>Sürekli açlık hissinin yalnızca beslenme hatalarından kaynaklandığını düşünmemek gerekiyor. Açlığın aşırı olması, uzun süre devam etmesi veya günlük yaşamı etkilemesi durumunda sağlık durumu, kullanılan ilaçlar ve metabolik ya da hormonal faktörlerin de değerlendirilmesi gerekebilir. Bu tür durumlarda kişinin kendi kendine daha fazla kısıtlamaya gitmesi yerine bir sağlık profesyoneline başvurması önem taşıyor. (Kaynak: Doktortakvimi.com)<br />
<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/surekli-ac-hissetmenizin-nedeni-bu-7-hata-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/surekli-ac-hissetmenizin-nedeni-bu-7-hata-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="22409"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzun Yolculuğa Çıkacaklar Dikkat: Pıhtı Riskini Azaltan 8 Önlem]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/uzun-yolculuga-cikacaklar-dikkat-pihti-riskini-azaltan-8-onlem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/uzun-yolculuga-cikacaklar-dikkat-pihti-riskini-azaltan-8-onlem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tatil ya da iş amacıyla yapılan uzun yolculuklarda saatlerce aynı pozisyonda oturmak bazı kişilerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uçak, otobüs ya da otomobille yapılan uzun yolculuklarda saatlerce hareketsiz kalmak, bacaklardaki kan dolaşımını yavaşlatarak pıhtı oluşumu riskini artırabiliyor. Özellikle 4 saatten uzun süren yolculuklarda alınacak basit önlemler önem taşırken, Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Filiz Bakkal yolculuk sırasında dikkat edilmesi gereken 8 noktayı sıraladı.</p>

<p>Özellikle 4 saatten uzun uçak, otobüs ve otomobil yolculuklarında bacakların uzun süre hareketsiz kalması toplardamarlardaki kan akışını yavaşlatabiliyor. Bu durum, derin ven trombozu olarak bilinen DVT gelişme riskini artırabiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Filiz Bakkal, uzun yolculuklarda pıhtı riskini azaltmak için alınabilecek önlemler hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Saatlerce Hareketsiz Kalmak Riski Artırıyor</strong></p>

<p>Derin ven trombozu, çoğunlukla bacakların derin toplardamarlarında kan pıhtısının oluşmasıyla ortaya çıkıyor. Uzun süre hareketsiz kalındığında bacak toplardamarlarındaki kan akışının yavaşlaması, kanın göllenmesine ve bazı kişilerde pıhtı oluşmasına neden olabiliyor. Uçakta, otobüste veya otomobilde saatlerce aynı pozisyonda kalmak da bu nedenle risk faktörleri arasında bulunuyor. CDC verilerine göre 4 saatten uzun süren uçak, otomobil, otobüs veya tren yolculuklarında pıhtı riski artabiliyor. Bununla birlikte sağlıklı kişilerde seyahatle ilişkili pıhtı gelişme riski genel olarak düşük kabul ediliyor; risk, kişide başka faktörlerin de bulunması halinde yükseliyor.</p>

<p><strong>Kimlerde Risk Daha Yüksek?</strong></p>

<p>Daha önce pıhtı geçirmiş kişiler, yakın zamanda ameliyat olan veya hastanede yatanlar, aktif kanser hastaları, ileri yaştakiler ile obezitesi bulunan kişilerde risk daha yüksek olabiliyor. Gebelik, doğum sonrası dönem, bazı hormon ilaçlarının kullanımı, kalıtsal pıhtılaşma bozuklukları ve hareket kabiliyetinin kısıtlı olması da risk faktörleri arasında yer alıyor. Yaz aylarında yapılan seyahatlerde sıcak havanın etkisiyle sıvı kaybı da artabiliyor. Bu nedenle yolculuk süresince yeterli miktarda su tüketilmesi önem taşıyor. Bakkal, pıhtı oluşumu açısından en önemli risklerden birinin uzun süre hareketsiz kalmak olduğuna dikkat çekti.</p>

<p><strong>Pıhtı Akciğere Ulaşırsa Hayati Tehlike Oluşturabilir</strong></p>

<p>Derin ven trombozu her zaman belirgin bir şikâyetle ortaya çıkmayabiliyor. Ancak özellikle uzun bir yolculuğun ardından tek bacakta şişme, açıklanamayan ağrı veya hassasiyet, kızarıklık ve ısı artışı görülmesi DVT belirtisi olabiliyor. Bacak toplardamarında oluşan pıhtının bir bölümünün koparak akciğere ulaşması durumunda ise pulmoner emboli ortaya çıkabiliyor. Pulmoner emboli hayati tehlikeye yol açabilen ciddi bir tablo olarak değerlendiriliyor. Ani nefes darlığı, göğüs ağrısı, çarpıntı, baş dönmesi veya bayılma ve kanlı öksürük gibi belirtilerde acil tıbbi değerlendirme gerekiyor.</p>

<p><strong>Uzun Yolculuklarda Pıhtı Riskini Azaltan 8 Önlem</strong></p>

<p>Op. Dr. Filiz Bakkal, uzun süreli yolculuklarda hareketsizliği azaltmak ve bacak dolaşımını desteklemek için şu önlemlere dikkat çekti:</p>

<p>1. Düzenli Hareket Edin</p>

<p>Uçak veya otobüs yolculuğunda şartlar uygun olduğunda koltuktan kalkarak kısa yürüyüşler yapılması gerekiyor. CDC, uzun yolculuk sırasında mümkün olduğunda her 1-2 saatte bir ayağa kalkıp hareket edilmesini öneriyor.</p>

<p><strong>2. Otomobil Yolculuklarında Mola Verin</strong></p>

<p>Saatlerce kesintisiz araç kullanmak yerine belirli aralıklarla mola verilmesi ve birkaç dakika yürünmesi bacaklardaki kan dolaşımının hareketlenmesine yardımcı olabiliyor.</p>

<p><strong>3. Ayak Bileklerinizi Hareket Ettirin</strong></p>

<p>Koltuktan kalkmanın mümkün olmadığı durumlarda ayak bileklerinin yukarı-aşağı hareket ettirilmesi ve dairesel hareketler yapılması öneriliyor.</p>

<p><strong>4. Baldır Kaslarını Çalıştırın</strong></p>

<p>Otururken topukları yerde tutup ayak parmaklarını kaldırmak, ardından ayak parmaklarını yerde tutarak topukları kaldırmak baldır kaslarını çalıştırabiliyor. CDC de uzun süre oturulan yolculuklarda benzer bacak egzersizlerini öneriyor.</p>

<p><strong>5. Bacak Bacak Üstüne Atmayın</strong></p>

<p>Uzun süre aynı pozisyonda kalmak yerine bacakların rahat ve hareket ettirilebilir bir pozisyonda tutulması öneriliyor. Yolculuk sırasında bacakların hareketini kısıtlayan pozisyonlardan mümkün olduğunca kaçınılması gerekiyor.</p>

<p><strong>6. Yeterli Su Tüketin</strong></p>

<p>Özellikle sıcak havalarda yapılan seyahatlerde vücudun sıvı kaybını karşılamak için düzenli su tüketilmesi önem taşıyor. NHS de uzun yolculuklarda yeterli su içilmesini ve susuz kalmaktan kaçınılmasını öneriyor.</p>

<p><strong>7. Sıkı Kıyafetlerden Kaçının</strong></p>

<p>Bel ve bacak bölgesini aşırı sıkan kıyafetler yerine daha rahat kıyafetlerin tercih edilmesi tavsiye ediliyor. CDC de uzun süreli seyahatlerde rahat ve bol kıyafet kullanılmasını önerileri arasında sıralıyor.</p>

<p><strong>8. Risk Grubundaysanız Yolculuk Öncesi Doktora Danışın</strong></p>

<p>Daha önce DVT veya pulmoner emboli geçirenlerin ya da başka pıhtı risk faktörleri bulunanların yolculuk öncesinde hekimlerine danışmaları gerekiyor. Kompresyon çorabı kullanılması veya ilaçla koruma gerekip gerekmediğine kişinin sağlık durumu ve risk düzeyi değerlendirilerek doktor tarafından karar verilmesi gerekiyor. CDC, pıhtı açısından yüksek risk taşıyan kişilerin uzun yolculuktan önce kompresyon çorabı veya koruyucu ilaç gerekip gerekmediğini doktorlarıyla görüşmelerini öneriyor. Seyahat kaynaklı pıhtıyı önlemek amacıyla kişilerin kendi başına aspirin kullanması ise tavsiye edilmiyor.</p>

<p><strong>Yolculuk Sonrası Bu Belirtileri Hafife Almayın</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzun bir yolculuğun ardından özellikle tek bacakta şişlik, ağrı, hassasiyet, kızarıklık veya belirgin sıcaklık artışı oluşması halinde sağlık kuruluşuna başvurulması önem taşıyor. Ani nefes darlığı, göğüs ağrısı, bayılma veya kanlı öksürük gelişmesi durumunda ise pulmoner emboli ihtimali nedeniyle acil tıbbi yardım alınması gerekiyor. (Kaynak: memorial.com.tr)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/uzun-yolculuga-cikacaklar-dikkat-pihti-riskini-azaltan-8-onlem</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/filiz-bakkal.jpg" type="image/jpeg" length="71048"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dinleniyorsunuz Ama Yorgunluk Geçmiyor mu? Nedeni Zihinsel Yük Olabilir]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/dinleniyorsunuz-ama-yorgunluk-gecmiyor-mu-nedeni-zihinsel-yuk-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/dinleniyorsunuz-ama-yorgunluk-gecmiyor-mu-nedeni-zihinsel-yuk-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günün sonunda koltuğa uzanmak, uyumak ya da telefonda vakit geçirmek her zaman zihinsel yorgunluğun geçmesini sağlamıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzman Klinik Psikolog Mert Adil, uzun süre dikkat verme, karar alma, sorun çözme ve sürekli ulaşılabilir olmanın zihinsel yük oluşturabildiğini belirterek, dinlenmenin yalnızca bedensel olarak durmak anlamına gelmediğine dikkat çekiyor. Gün boyunca ağır bir fiziksel iş yapılmamasına rağmen akşam saatlerinde hiçbir şey yapmak istememek, basit kararları bile ertelemek veya dikkati toplamakta zorlanmak birçok kişinin karşılaştığı durumlar arasında bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu tabloya zaman zaman unutkanlık hissi, tahammülsüzlük ve normal şartlarda kolay yapılabilecek işlerin daha zor gelmesi de eşlik edebiliyor. Ancak bu belirtiler tek başına bir hastalık veya tükenmişlik anlamına gelmiyor. Uzman Klinik Psikolog Mert Adil’e göre zihinsel yorgunluğun arkasında yalnızca yoğun düşünmek değil, gün içerisinde fark edilmeden sürdürülen birçok bilişsel faaliyet de bulunabiliyor.</p>

<p><strong>İş Bitse Bile Zihin Çalışmaya Devam Edebiliyor</strong></p>

<p>Uzun süre dikkati korumak, hata yapmamaya çalışmak, sorun çözmek, başkalarının beklentilerini takip etmek ve gün boyunca peş peşe küçük kararlar vermek zihinsel kaynakların kullanılmasına neden olabiliyor. İş yerinden çıkmak ise zihinsel olarak işten uzaklaşmak için her zaman yeterli olmuyor.</p>

<p>Eve geldikten sonra iş mesajlarını kontrol etmek, ertesi gün yapılacakları düşünmek, gerçekleşmesi muhtemel konuşmaları zihinde tekrar etmek veya tamamlanmamış işleri değerlendirmeye devam etmek zihinsel yükün akşam saatlerine taşınmasına neden olabiliyor. Adil, bu durumu, “İş bittiğinde bu süreçler zihinde devam ediyorsa kişi dinlenmeye vakit ayırsa bile gerçekten işten ayrılmış olmayabilir” sözleriyle açıklıyor.</p>

<p>Zihinsel Yük Sadece İş Hayatından Kaynaklanmıyor</p>

<p>Zihinsel yorgunluğun kaynağı yalnızca çalışma hayatı değil. Evde yapılacak işleri sürekli planlamak, aile bireylerinin sorumluluklarını takip etmek, bir yakının bakımını üstlenmek, ekonomik konuları düşünmek veya gün boyunca ulaşılabilir durumda kalmak da zihinsel yük oluşturabiliyor. Bu nedenle kişinin fiziksel olarak dinleniyor görünmesi, zihninin de aynı anda dinlendiği anlamına gelmeyebiliyor.</p>

<p><strong>Telefonda Geçirilen Mola Her Zaman Dinlendirmeyebilir</strong></p>

<p>Molanın süresi kadar nasıl geçirildiği de önem taşıyor. Yoğun bir çalışma döneminin ardından sosyal medyada dolaşmak veya art arda kısa videolar izlemek işten uzaklaşma hissi oluşturabilse de hızla değişen içerikler ve bildirimler dikkatin çalışmaya devam etmesine yol açabiliyor. Bu durum ekran kullanımının her koşulda zararlı olduğu anlamına gelmiyor. Dinlenme açısından belirleyici olan nokta, yapılan etkinliğin kişinin üzerindeki zihinsel yükü azaltıp azaltmadığı.</p>

<p>2022 yılında yayımlanan sistematik derleme ve meta-analizde, 10 dakikaya kadar olan kısa molaların canlılık hissinin artması ve yorgunluğun azalmasında küçük ancak anlamlı yararlar sağlayabildiği bildirildi. Bilişsel açıdan daha ağır görevlerin ardından performansın toparlanması için ise daha uzun molalara ihtiyaç duyulabileceği görüldü.</p>

<p><strong>Zihni Dinlendirmek İçin Neler Yapılabilir?</strong></p>

<p>Adil’e göre gün sonunda zihinde kalan işleri görünür hale getirmek uygulanabilecek yöntemlerden biri. Tamamlanan işleri, ertesi güne bırakılanları ve bir sonraki gün yapılacak ilk işi kısa şekilde not etmek, zihnin yapılacakları sürekli hatırlatma çabasını azaltmaya yardımcı olabiliyor. İş ile dinlenme zamanı arasında belirgin bir geçiş oluşturmak da uygulanabilecek yöntemler arasında bulunuyor. Kısa bir yürüyüş yapmak, kıyafet değiştirmek veya belirli bir saatten sonra iş bildirimlerini kapatmak bu geçişi belirginleştirebiliyor.</p>

<p>Yoğun ekran kullanımının ardından yürüyüş yapmak, duş almak, yemek hazırlamak veya bedensel ritmi bulunan başka bir işle ilgilenmek de bazı kişiler açısından farklı bir dinlenme biçimi oluşturabiliyor. Ancak herkes için geçerli tek bir dinlenme yöntemi bulunmuyor. Kişinin yaptığı etkinliğin ardından dikkatinin toparlanıp toparlanmadığı ve üzerindeki yük hissinin azalıp azalmadığı belirleyici oluyor.</p>

<p><strong>Her Zihinsel Yorgunluk Tükenmişlik Değil</strong></p>

<p>Yoğun geçen birkaç günün ardından hissedilen zihinsel yorgunluk ile uzun süredir devam eden tükenmişlik aynı tablo olarak değerlendirilmiyor. Dünya Sağlık Örgütü, tükenmişliği başarıyla yönetilemeyen kronik iş stresiyle bağlantılı mesleki bir olgu olarak tanımlıyor. Enerji kaybı, işe karşı zihinsel mesafenin artması veya olumsuz duygular ve mesleki yeterlilikte azalma bu tanımın temel boyutları arasında bulunuyor. Bu nedenle kısa süreli yorgunluk ile uzun süre devam eden ve kişinin günlük yaşamını etkileyen belirtilerin birbirinden ayrılması gerekiyor.</p>

<p><strong>Haftalarca Geçmiyorsa Dikkat</strong></p>

<p>Dinlenmeye rağmen haftalar boyunca devam eden yorgunlukta profesyonel değerlendirme gerekebiliyor. Sabahları sürekli dinlenmemiş uyanma, günlük işlevlerde belirgin kayıp, uyku veya iştah değişiklikleri, çökkünlük ya da yoğun kaygının tabloya eşlik etmesi durumunda bir uzmana başvurulması öneriliyor. Uzun süreli yorgunluğun yalnızca psikolojik nedenleri de bulunmuyor. Uyku bozuklukları, kansızlık, tiroit sorunları, bazı enfeksiyonlar, kullanılan ilaçlar ve farklı tıbbi durumlar benzer yakınmalara neden olabiliyor. Bu nedenle uzun süren veya günlük yaşamı belirgin şekilde etkileyen yorgunlukta gerektiğinde hekim ve ruh sağlığı uzmanı değerlendirmesinin birlikte yapılması önem taşıyor.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/dinleniyorsunuz-ama-yorgunluk-gecmiyor-mu-nedeni-zihinsel-yuk-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/mert-adil-1.jpg" type="image/jpeg" length="38985"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şerbetçiotu Uykuya İyi Gelir mi? Faydaları Kadar Riskleri de Var]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/serbetciotu-uykuya-iyi-gelir-mi-faydalari-kadar-riskleri-de-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/serbetciotu-uykuya-iyi-gelir-mi-faydalari-kadar-riskleri-de-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uykuya geçişi kolaylaştırmak ve gevşemek amacıyla kullanılan şerbetçiotu, bitkisel takviyelerde giderek daha fazla öne çıkıyor. Avrupa İlaç Ajansı (EMA), bitkinin uykuya yardımcı olma ve hafif zihinsel gerginliği azaltmaya yönelik geleneksel kullanımını kabul ediyor. Ancak şerbetçiotunun tek başına etkisine ilişkin klinik kanıtlar sınırlı. Üstelik “bitkisel” olması herkes için güvenli olduğu anlamına gelmiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bira üretimindeki kullanımıyla tanınan şerbetçiotu (Humulus lupulus), aslında uzun yıllardır geleneksel bitkisel ürünlerde de yer alıyor. Özellikle uyku sorunu yaşayanların yöneldiği bitkilerden biri olması, şerbetçiotunun gerçekten ne kadar etkili olduğu sorusunu da beraberinde getiriyor. Avrupa İlaç Ajansı'nın bitkisel ürünlere ilişkin değerlendirmelerinde şerbetçiotu, hafif zihinsel gerginlik belirtilerinin giderilmesi ve uykuya yardımcı olması amacıyla geleneksel kullanımı bulunan bitkiler arasında gösteriliyor. Ancak buradaki önemli ayrıntı “geleneksel kullanım” ifadesi. Bu sınıflandırma, şerbetçiotunun uykusuzluğu tedavi ettiğinin güçlü klinik araştırmalarla kesin biçimde kanıtlandığı anlamına gelmiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Uyku Üzerindeki Etkisi Araştırılıyor</strong></p>

<p>Şerbetçiotunun yatıştırıcı etkisinin bitkide bulunan acı asitler ve uçucu bileşenlerle bağlantılı olabileceği düşünülüyor. Uyku üzerine yapılan araştırmalarda ise şerbetçiotu çoğunlukla kediotu (valeriana) ile birlikte kullanıldı. Bazı küçük ölçekli çalışmalarda bu kombinasyonların uyku kalitesinde olumlu sonuçlar verdiği bildirildi. Şerbetçiotunun tek başına kullanımına ilişkin çalışmalar ise daha sınırlı. Bu nedenle mevcut verilerden yola çıkarak bitkinin uykusuzluğu kesin olarak tedavi ettiği sonucuna varmak doğru değil.</p>

<p><strong>Menopoz Belirtileri İçin de İnceleniyor</strong></p>

<p>Şerbetçiotunu bilim dünyasının gündemine taşıyan bir başka özelliği ise içerdiği 8-prenilnaringenin adlı bileşik. Fitoöstrojen özelliğine sahip bu bileşik, östrojene benzer etkileri nedeniyle özellikle menopoz döneminde görülen sıcak basması ve bazı diğer belirtiler açısından araştırılıyor. Bu konuda olumlu sonuç bildiren çalışmalar bulunmasına rağmen mevcut araştırmalar kesin bir tedavi önerisi oluşturacak düzeyde değil. Fitoöstrojenik özelliği aynı zamanda hormona duyarlı hastalıkları bulunan kişiler açısından dikkat edilmesi gereken bir durum.</p>

<p><strong>Doğal Olması Risksiz Olduğu Anlamına Gelmiyor</strong></p>

<p>Bitkisel ürünlerle ilgili en yaygın yanılgılardan biri, doğal olan ürünlerin ilaçlarla etkileşime girmeyeceği düşüncesi. Şerbetçiotunun yatıştırıcı özelliği nedeniyle uyku ilaçları, sakinleştirici etkili ilaçlar ve benzer etkiye sahip maddelerle birlikte kullanılması uyku hali ve dikkat azalmasını artırabilir. Bu nedenle özellikle düzenli ilaç kullananların şerbetçiotu içeren ürünlere başlamadan önce doktor veya eczacıya danışması önem taşıyor.</p>

<p><strong>Kimler Dikkat Etmeli?</strong></p>

<p>Şerbetçiotu içeren takviyelerin kullanımında özellikle gebeler ve emzirenler, çocuklar, hormona duyarlı hastalık öyküsü bulunanlar, uyku veya sakinleştirici ilaç kullananlar ve ameliyat öncesi dönemde bulunanların dikkatli olması gerekiyor. Kullanım sonrasında belirgin uyku hali veya baş dönmesi yaşanması halinde araç kullanmak ve dikkat gerektiren işlerde çalışmak da risk oluşturabilir. Şerbetçiotu takviyesinin bira tüketimiyle aynı olmadığı da unutulmamalı. Takviyelerde kullanılan ekstrelerin içeriği ve miktarı biradakinden farklı olduğu gibi, alkollü içecek tüketiminin ayrıca sağlık riskleri bulunuyor. Uzun süren veya günlük yaşamı etkileyen uyku sorunlarında ise bitkisel ürünlerle kendi kendine tedavi yerine sorunun nedeninin belirlenmesi için sağlık profesyoneline başvurulması gerekiyor. (Kaynak: Medicana.com.tr)<br />
<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/serbetciotu-uykuya-iyi-gelir-mi-faydalari-kadar-riskleri-de-var</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/serbetci-oyunun-faydalari-nelerdir.webp" type="image/jpeg" length="69977"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ağız Kokusunu Sakızla Geçiştirmeyin: Sorunun Kaynağı Dişleriniz Olabilir]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/agiz-kokusunu-sakizla-gecistirmeyin-sorunun-kaynagi-disleriniz-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/agiz-kokusunu-sakizla-gecistirmeyin-sorunun-kaynagi-disleriniz-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağız kokusunu bastırmak için kullanılan sakız, naneli şeker ve gargaralar yalnızca kısa süreli ferahlık sağlayabiliyor. Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, kalıcı ağız kokusunun arkasında çoğu zaman dil üzerindeki bakteriler, diş taşları, diş eti hastalıkları ve çürüklerin bulunduğuna dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ağız kokusu yaşayan birçok kişinin ilk yaptığı şey sakız çiğnemek ya da naneli ürünlere yönelmek oluyor. Ancak uzmanlara göre kokuyu birkaç saatliğine bastırmak, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, halitozis olarak da bilinen ağız kokusunun kaynağının çoğu zaman ağız içerisinde aranması gerektiğini belirtti. Bahar'a göre özellikle dil yüzeyinde biriken bakteriler ağız kokusunda önemli rol oynuyor. Diş eti iltihapları, diş taşı birikimi ve çürük dişler de en sık karşılaşılan nedenler arasında bulunuyor.</p>

<p><strong>Sakız Kokuyu Gizliyor, Nedeni Ortadan Kaldırmıyor</strong></p>

<p>Ağız kokusundan rahatsız olanların sık başvurduğu sakız, naneli şeker, ağız spreyi ve gargara gibi ürünler geçici bir ferahlık hissi oluşturabiliyor. Ancak ağız kokusunun arkasında diş eti hastalığı, diş taşı veya dil üzerinde yoğunlaşan bakteriler bulunuyorsa bu ürünler asıl sorunu çözmüyor. Bahar, kokunun kaynağı temizlenmediği veya tedavi edilmediği sürece şikâyetin devam edebileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p><strong>Kendi Ağız Kokunuzu Fark Etmeyebilirsiniz</strong></p>

<p>Ağız kokusunun ilginç taraflarından biri de kişinin kendi nefesindeki değişimi her zaman fark edememesi. İnsanların zaman içerisinde kendi ağız kokularına alışabildiğini belirten Bahar, bu nedenle kişinin kendisini değerlendirmekte zorlanabileceğini ifade etti. Sürekli ağız kokusundan şüphelenildiğinde nedenin belirlenmesi için diş hekimi muayenesi önem taşıyor.</p>

<p><strong>Sabah Uyandığınızda Ağız Kokması Her Zaman Hastalık Değil</strong></p>

<p>Sabah saatlerinde ortaya çıkan ağız kokusu ise tek başına bir hastalık belirtisi olmayabilir. Uyku sırasında tükürük akışının azalması ağız içerisinin kurumasına yol açıyor. Bu ortam bakterilerin çoğalmasını kolaylaştırdığı için sabah kalkıldığında ağız kokusu oluşabiliyor. Gün içerisinde yeterli su tüketmek ve düzenli ağız bakımı yapmak bu durumun kontrol edilmesine yardımcı olabiliyor.</p>

<p><strong>Sadece Dişleri Fırçalamak Yetmeyebilir</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ağız kokusuna karşı günlük bakımda yalnızca diş fırçasına güvenmek de yeterli olmayabiliyor. Dişlerin düzenli fırçalanmasının yanında diş aralarının temizlenmesi ve dil temizliğinin yapılması gerekiyor. Özellikle dil yüzeyi bakterilerin yoğun olarak birikebildiği bölgelerden biri. Diş ipi ise fırçanın ulaşmakta zorlandığı diş aralarında kalan yiyecek artıklarının ve plağın temizlenmesine yardımcı oluyor.</p>

<p><strong>Diş Eti Kanaması Varsa Dikkat</strong></p>

<p>Sürekli ağız kokusuna başka şikâyetlerin eşlik etmesi durumunda ise sorunu yalnızca sakız veya gargara kullanarak geçiştirmemek gerekiyor. Diş eti kanaması, diş etlerinde şişlik veya çekilme, ağızda sürekli kötü tat, ağız kuruluğu ile geçmeyen boğaz ve sinüs problemleri ağız kokusuyla birlikte görülüyorsa uzman değerlendirmesi gerekebiliyor. Ağız kaynaklı bir neden bulunamadığı bazı durumlarda ise başka sağlık sorunlarının araştırılması gerekebiliyor.</p>

<p><strong>Ağız Kokusuna Karşı Günlük 5 Adım</strong></p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, ağız kokusunun önlenmesine yardımcı olacak günlük alışkanlıkları şöyle sıralıyor:</p>

<p>Dişleri günde en az iki kez fırçalamak, Her gün diş ipi kullanmak, Dil temizliğini ihmal etmemek, Gün içerisinde yeterli su tüketmek, Düzenli diş hekimi kontrollerini yaptırmak.</p>

<p>Kalıcı ağız kokusunda temel nokta, kokuyu başka bir kokuyla bastırmak yerine neden ortaya çıktığını belirlemek. Ağız içerisindeki sorunların tedavi edilmesine rağmen şikayet sürüyorsa gerekli görülmesi halinde farklı tıp branşlarının değerlendirmesine başvurulabiliyor. (Kaynak: iletisimofisi.com)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/agiz-kokusunu-sakizla-gecistirmeyin-sorunun-kaynagi-disleriniz-olabilir</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/nihal-bahar.jpeg" type="image/jpeg" length="11743"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ci nsel Sorunları “Normaldir, Geçer” Diyerek Ertelemeyin]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/ci-nsel-sorunlari-normaldir-gecer-diyerek-ertelemeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/ci-nsel-sorunlari-normaldir-gecer-diyerek-ertelemeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cinsel istekte azalma, ilişki sırasında ağrı, orgazm güçlüğü, vajinismus, sertleşme ya da boşalma sorunları kadın ve erkeklerde yaşam kalitesini etkileyebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Süheyla Ayşe Mutlu, ci nsel işlev bozukluklarının tek bir nedene bağlanamayacağını, fiziksel ve psikolojik etkenlerin yanı sıra ilişki dinamiklerinin da değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Ci nsel yaşamda ortaya çıkan sorunlar, konuşulması güç bulunduğu için uzun süre ertelenebiliyor.</p>

<p>Bazı kişiler yaşadıkları değişikliği yaşın, stresin veya günlük hayatın doğal sonucu olarak görürken, bazıları da hekime başvurmaktan çekinebiliyor. Ancak tekrarlayan ve kişiyi ya da çiftin ilişkisini olumsuz etkileyen sorunların altında farklı nedenler bulunabiliyor. Ci nsel işlev bozukluğu; cinsel istek, uyarılma, orgazm veya cinsel birleşmenin farklı aşamalarında ortaya çıkan ve kişide ya da çiftte belirgin sıkıntıya neden olan sorunları kapsıyor.</p>

<p><strong>Kadın ve Erkeklerde Farklı Şekillerde Görülebiliyor</strong></p>

<p>Kadınlarda ci nsel istekte azalma, uyarılma ve ıslanma sorunları, orgazm güçlüğü, cinsel ilişki sırasında ağrı ve vajinismus karşılaşılan sorunlar arasında bulunuyor. Erkeklerde ise cinsel istekte azalma, sertleşme güçlüğü, erken veya gecikmiş boşalma ile orgazm ve boşalmaya ilişkin problemler görülebiliyor. Op. Dr. Süheyla Ayşe Mutlu, cinsel yaşam konusunda herkes için geçerli tek bir “normal” sıklık veya performans ölçüsü bulunmadığına dikkat çekti. Buna göre ci nsel ilişkinin seyrek olması tek başına bir sağlık sorunu olarak değerlendirilmiyor. Kişinin veya çiftin yaşanan durumdan rahatsız olması ve bunun günlük yaşamı ya da ilişkiyi etkilemesi değerlendirmede önem taşıyor.</p>

<p><strong>Sorunun Arkasında Tek Bir Neden Olmayabilir</strong></p>

<p>Ci nsel işlev bozukluklarının ortaya çıkmasında fiziksel, psikolojik, ilişkisel ve sosyal etkenler birlikte rol oynayabiliyor. Hormonal değişiklikler, menopoz, gebelik ve doğum sonrası dönem ile diyabet, kalp-damar ve nörolojik hastalıklar, kronik ağrı, bazı jinekolojik veya ürolojik rahatsızlıklar ve geçirilmiş ameliyatlar cinsel işlevleri etkileyebiliyor. Kullanılan bazı ilaçların da etkisi olabiliyor. Bazı antidepresanlar ve tansiyon ilaçları cinsel istek, uyarılma, orgazm veya boşalma üzerinde yan etkilere neden olabiliyor. Bu nedenle kullanılan bir ilacın cinsel yaşamı etkilediğinden şüphelenildiğinde tedavinin kişinin kendi kararıyla bırakılması yerine hekimle görüşülmesi gerekiyor.</p>

<p><strong>Stres ve İlişkideki Sorunlar da Etkileyebiliyor</strong></p>

<p>Sorunun kaynağı her zaman fiziksel olmayabiliyor. Kaygı, depresyon, yoğun stres, beden algısıyla ilgili sorunlar, geçmişte yaşanan olumsuz deneyimler, cinselliğe ilişkin yanlış inanışlar ve partnerler arasındaki iletişim problemleri cinsel yaşam üzerinde etkili olabiliyor. Özellikle cinsel istekte meydana gelen değişikliklerin yalnızca hormon seviyeleri üzerinden değerlendirilmesinin yeterli olmadığı belirtiliyor. Kişinin yaşam koşulları, partneriyle ilişkisi ve içinde bulunduğu sosyal çevre de değerlendirmeye dahil ediliyor.</p>

<p><strong>“Erkek Her Zaman Hazır Olmalıdır” Düşüncesi Yanlış</strong></p>

<p>Ci nsellikle ilgili toplumda yaygın bazı kabuller de profesyonel yardım alınmasını geciktirebiliyor. “Ci nsellik belirli bir yaşa kadar devam eder”, “erkek her zaman ci nselliğe hazır olmalıdır” veya “ci nsel sorun zaman içerisinde kendiliğinden geçer” gibi düşünceler bunların arasında bulunuyor. Mutlu, yaşanan sorunun bir başarısızlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, nedenin doğru belirlenmesinin uygun tedaviye ulaşmada önemli olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>Tedavi Herkes İçin Aynı Değil</strong></p>

<p>Ci nsel işlev bozukluklarında değerlendirme kişinin yaşadığı soruna göre yapılıyor. Ci nsel öykünün yanı sıra genel sağlık durumu, kullanılan ilaçlar, hormonal ve diğer tıbbi durumlar, psikolojik etkenler ve çiftin ilişki dinamikleri incelenebiliyor. Gerek görülmesi halinde jinekolojik veya ürolojik muayene ile laboratuvar incelemelerine başvurulabiliyor. Bazı durumlarda psikiyatri, psikoloji, üroloji ve diğer branşlarla birlikte değerlendirme yapılabiliyor. Sorunun kaynağına göre tıbbi veya hormonal tedaviler, ci nsel terapi, psikoterapi ve çift terapisi seçenekler arasında yer alabiliyor.</p>

<p><strong>Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?</strong></p>

<p>Ci nsel istekte belirgin ve kişiyi rahatsız eden azalma, ilişki sırasında tekrarlayan ağrı, birleşme güçlüğü, orgazm problemi, sertleşme veya boşalmayla ilgili sorunların devam etmesi ve kişinin yaşamını ya da ilişkisini etkilemesi durumunda uzman değerlendirmesi önem taşıyor. Ci nsel işlev bozukluklarının uzun süre konuşulmaması, kişinin özgüveninden partnerler arasındaki iletişime kadar farklı alanları etkileyebiliyor. Bu nedenle tekrarlayan sorunlarda nedeni bilinmeden “normal” kabul etmek veya kendiliğinden düzelmesini beklemek yerine, sorunun niteliğine göre ilgili sağlık uzmanına başvurulması öneriliyor. (Kaynak: Memorial)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/ci-nsel-sorunlari-normaldir-gecer-diyerek-ertelemeyin</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/op-dr-suheyla-mutlu.jpg" type="image/jpeg" length="64143"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sabah Çene Ağrısıyla Uyanıyorsanız Dikkat: Uykuda Fark Etmeden Yapılıyor Olabilir]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/sabah-cene-agrisiyla-uyaniyorsaniz-dikkat-uykuda-fark-etmeden-yapiliyor-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/sabah-cene-agrisiyla-uyaniyorsaniz-dikkat-uykuda-fark-etmeden-yapiliyor-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabah uyandığınızda çenenizde yorgunluk, şakaklarınızda ağrı ya da dişlerinizde hassasiyet hissediyorsanız bunun nedeni uyku sırasında ortaya çıkan bruksizm olabilir. Halk arasında “diş sıkma” veya “diş gıcırdatma” olarak bilinen durum her zaman ses çıkarmadığı için uzun süre fark edilmeyebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gece boyunca dişlerini sıktığının farkında olmayan birçok kişi, sorunu ancak dişlerde aşınma veya sabah başlayan çene ağrısıyla karşılaştığında fark ediyor. Uyku bruksizmi olarak adlandırılan bu durum, uyku sırasında çene kaslarının tekrarlayan şekilde çalışmasıyla ortaya çıkıyor. Tanıda hastanın öyküsü ve diş hekimi muayenesi önemli yer tutuyor. Dişlerde olağan dışı aşınma, sabahları geçici çene kası ağrısı veya yorgunluğu, şakak bölgesinde baş ağrısı ve uyanırken çenenin kilitlenmesi dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında bulunuyor. Uyku laboratuvarında gerçekleştirilen polisomnografi en kapsamlı değerlendirme yöntemlerinden biri olsa da her hastada uygulanması gerekmiyor. Klinik değerlendirme çoğu vakada ilk adımı oluşturuyor.</p>

<p><strong>Horlama da varsa dikkat</strong></p>

<p>Bruksizm her zaman tek başına ortaya çıkmayabiliyor. Özellikle uyku apnesiyle birlikteliğinin görülebilmesi nedeniyle diş sıkmaya yüksek sesli horlama, uykuda nefesin durması veya gündüz aşırı uyku hali eşlik ediyorsa uyku bozuklukları açısından değerlendirme önem kazanıyor. Bazı antidepresan ilaçların da bruksizmi tetikleyebildiği bildiriliyor. Böyle bir durumda kullanılan ilacın kişinin kendi kararıyla bırakılması yerine, ilacı reçete eden hekimle görüşülmesi gerekiyor. Stres ve kaygı bruksizmi artırabilse de sorunun yalnızca stresten kaynaklandığını düşünmek doğru değil. Uyku bozuklukları, bazı ilaçlar, genetik yatkınlık ve yaşam tarzıyla ilişkili faktörler de tabloya eşlik edebiliyor.</p>

<p><strong>Tedavide kalıcı diş müdahalelerine dikkat</strong></p>

<p>Bruksizm her kişide aynı şekilde değerlendirilmediği için tedavi de kişiye göre belirleniyor. Dişlerde oluşabilecek hasarı azaltmak amacıyla gece kullanılan ağız içi apareylerden yararlanılabiliyor. Güncel yaklaşımda mümkün olduğunca koruyucu ve geri dönüşümlü yöntemler tercih ediliyor. Sadece bruksizmi ortadan kaldırmak amacıyla dişlerin kapanışını kalıcı biçimde değiştiren geri dönüşü olmayan işlemler genel olarak önerilmiyor.</p>

<p>Çocuklarda görülen uyku bruksizmi ise çoğu zaman zaman içerisinde kendiliğinden azalabiliyor. Buna karşın belirgin diş aşınması veya uyku bozukluğunu düşündüren başka belirtiler varsa değerlendirme yapılması gerekiyor.</p>

<p><strong>Diş gıcırdatma sesi şart değil</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bruksizmle ilgili en yaygın yanlışlardan biri, gece diş gıcırdatma sesi duyulmuyorsa sorun olmadığı düşüncesi. Oysa kişi dişlerini birbirine sürtmeden yalnızca kuvvetli biçimde sıkabilir. Bu nedenle herhangi bir ses duyulmasa bile sabah çene yorgunluğu, diş hassasiyeti ve aşınma gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Dişlerde belirgin aşınma veya kırılma, sürekli çene ağrısı, hassasiyet ya da çene ekleminde sorun yaşayanların diş hekimine başvurması öneriliyor. Horlama, uykuda nefes kesilmesi ve gündüz aşırı uyku hali de varsa uyku tıbbı veya göğüs hastalıkları değerlendirmesi gerekebiliyor.</p>

<p>Bruksizm tek başına genellikle acil bir durum değil. Ancak çenenin aniden kilitlenmesi, hareket ettirilememesi veya çok şiddetli ağrı ortaya çıkması halinde gecikmeden tıbbi değerlendirme yapılması gerekiyor. (Kaynak: Medicana.com.tr)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/sabah-cene-agrisiyla-uyaniyorsaniz-dikkat-uykuda-fark-etmeden-yapiliyor-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/sabah-cene-agrisiyla-uyaniyorsaniz-dikkat-uykuda-fark-etmeden-yapiliyor-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="33764"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Öksürükte Sık Tüketiliyor: Hatmi Çayı Gerçekten Neye İyi Geliyor?]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/oksurukte-sik-tuketiliyor-hatmi-cayi-gercekten-neye-iyi-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/oksurukte-sik-tuketiliyor-hatmi-cayi-gercekten-neye-iyi-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kış aylarında ve mevsim geçişlerinde boğaz ağrısı ile öksürük şikâyetlerinde sık tercih edilen hatmi çayı, bu kez bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu verilerle gündemde. Hatmi kökünde bulunan müsilajın özellikle tahriş olmuş boğazı yumuşatabileceği ve kuru öksürüğü hafifletebileceği belirtilirken, “bağışıklığı güçlendiriyor” ve “vücuttan toksin atıyor” gibi yaygın iddialar için aynı güçte bilimsel kanıt bulunmuyor. Uzman kaynaklar, düzenli ilaç kullananların ve bazı risk gruplarının ise geliş]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aktarlarda ve marketlerde kolaylıkla bulunabilen hatmi çayı, özellikle öksürük başladığında evlerde ilk başvurulan bitkisel ürünlerden biri. Ancak hatmi çayı hakkında internette dolaşan sağlık iddialarının tamamı bilimsel araştırmalar tarafından aynı ölçüde desteklenmiyor. Hatmi bitkisinin özellikle kök kısmında yüksek miktarda bulunan müsilaj, suyla birleştiğinde jel benzeri bir yapı oluşturuyor. Bu yapının ağız ve boğaz mukozasının üzerinde koruyucu bir tabaka meydana getirerek kuruluk ve tahriş hissini azaltabileceği değerlendiriliyor. Avrupa İlaç Ajansı (EMA) da hatmi kökünü ağız ve boğaz tahrişi ile buna eşlik eden kuru öksürüğün hafifletilmesinde kullanılan geleneksel bitkisel tıbbi ürünler arasında değerlendiriyor. Ancak buradaki önemli ayrıntı, kullanımın güçlü klinik araştırmalardan ziyade uzun yıllara dayanan geleneksel kullanım verilerine dayanması.</p>

<p><strong>Kuru öksürükte neden tercih ediliyor?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hatmi çayının en fazla öne çıktığı alan kuru ve tahriş edici öksürük. Bitkinin içerisindeki müsilajın boğaz yüzeyini kaplaması, tahrişin azalmasına ve buna bağlı öksürük dürtüsünün hafiflemesine yardımcı olabiliyor. Bu durum hatmi çayının her türlü öksürüğü tedavi ettiği anlamına gelmiyor. Özellikle enfeksiyon, astım, zatürre veya başka bir hastalıktan kaynaklanan öksürüklerde yalnızca bitki çayına güvenilmesi doğru değil. Hatmi kökü için mide ve bağırsak sistemi üzerinde de koruyucu etkilerden söz ediliyor. Müsilajın mide yüzeyinde benzer bir koruyucu tabaka oluşturabileceği düşünülse de bu alandaki bilimsel kanıtlar daha sınırlı. EMA, hatmi kökünün hafif mide-bağırsak rahatsızlıklarında geleneksel kullanımını kabul ediyor ancak etkinliğini kesin olarak ortaya koyan güçlü insan çalışmalarının yeterli olmadığına dikkat çekiliyor.</p>

<p><strong>“Bağışıklığı güçlendiriyor” iddiasına dikkat</strong></p>

<p>Hatmi çayı hakkında sosyal medyada ve çeşitli internet sitelerinde “bağışıklığı güçlendirir”, “toksinleri vücuttan atar” ve “hastalıklardan korur” şeklinde çok sayıda iddiaya rastlanıyor. Ancak mevcut bilimsel değerlendirmelerde hatmi kökünün en çok öne çıkan kullanım alanı boğaz mukozasındaki tahriş ve buna bağlı kuru öksürük. Bağışıklık sistemini belirgin şekilde güçlendirdiğini veya vücudu “toksinlerden temizlediğini” ortaya koyan güçlü klinik kanıt bulunmuyor. Bu nedenle hatmi çayını bir hastalığı tedavi eden ürün yerine, uygun kişilerde bazı hafif belirtilerin giderilmesine yardımcı olabilecek destekleyici bir bitkisel ürün olarak değerlendirmek gerekiyor.</p>

<p><strong>İlaç kullananların dikkat etmesi gerekiyor</strong></p>

<p>Hatmi çayı tüketiminde gözden kaçırılmaması gereken konulardan biri de ilaçlarla olası etkileşimler. Hatmi kökündeki yoğun müsilajın ağızdan alınan bazı ilaçların emilimini geciktirebilme ihtimali bulunuyor. Bu nedenle düzenli ilaç kullananların hatmi çayını ilaçlarıyla aynı anda tüketmemesi ve kullanım öncesinde doktor veya eczacıdan görüş alması önem taşıyor. Özellikle gebelik ve emzirme dönemindeki kadınların, küçük çocukların ve düzenli ilaç kullanan kişilerin kontrolsüz şekilde bitkisel ürün tüketmemesi gerekiyor. Bitkisel ürünlerde ürünün nereden temin edildiği de önem taşıyor. İçeriği ve saklama koşulları bilinmeyen ürünler yerine güvenilir ve denetlenebilir ürünlerin tercih edilmesi sağlık açısından önem taşıyor.</p>

<p><strong>Öksürük bir haftayı geçiyorsa çayla geçmesini beklemeyin</strong></p>

<p>Hatmi çayı boğazdaki kuruluk ve tahrişin hafifletilmesine yardımcı olsa bile uzun süren öksürükte asıl nedenin belirlenmesi gerekiyor. EMA'nın değerlendirmesinde kuru öksürük ve boğaz tahrişi için hatmi kökü kullanımı sırasında belirtilerin <strong>bir haftadan uzun sürmesi halinde</strong> doktora veya sağlık profesyoneline başvurulması tavsiye ediliyor.</p>

<p>Öksürüğe yüksek ateş, nefes darlığı, ciddi yutma güçlüğü, kanlı balgam veya genel durumda belirgin kötüleşme eşlik ediyorsa bitkisel ürünlerle vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor. Sonuç olarak hatmi çayının en makul kullanım alanı, bilimsel değerlendirmeler ışığında boğazdaki tahriş ve buna bağlı kuru öksürüğün hafifletilmesine destek olmak. Hatmi çayının tüm öksürükleri ortadan kaldırdığı, enfeksiyonu tedavi ettiği, bağışıklığı güçlendirdiği veya vücuttaki toksinleri temizlediği yönündeki ifadelerin ise bilimsel olarak kanıtlanmış gerçekler gibi değerlendirilmemesi gerekiyor. ( Kaynak: Medicana.com.tr)<br />
<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/oksurukte-sik-tuketiliyor-hatmi-cayi-gercekten-neye-iyi-geliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/oksurukte-sik-tuketiliyor-hatmi-cayi-gercekten-neye-iyi-geliyor.webp" type="image/jpeg" length="87487"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[40 Yaştan Sonra Kilo Vermek Neden Zorlaşıyor? Diyetisyen Zülal Yalçın Anlattı]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/40-yastan-sonra-kilo-vermek-neden-zorlasiyor-diyetisyen-zulal-yalcin-anlatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/40-yastan-sonra-kilo-vermek-neden-zorlasiyor-diyetisyen-zulal-yalcin-anlatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[40'lı yaşlarla birlikte birçok kişi daha önce kolaylıkla koruduğu kilosunu kontrol etmekte zorlanmaya, bel ve karın çevresindeki değişimi daha fazla fark etmeye başlıyor. Diyetisyen Zülal Yalçın, yaşla birlikte ortaya çıkan kas kaybı, hormonal değişimler ve yaşam tarzındaki farklılıkların enerji harcamasını ve vücut kompozisyonunu etkileyebildiğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“Eskisi kadar yemiyorum ama neden kilo alıyorum?” sorusu özellikle orta yaş döneminde daha sık gündeme geliyor. Diyetisyen Zülal Yalçın’a göre bunun arkasında tek bir neden bulunmuyor. Kas kütlesindeki değişimden hormonlara, günlük hareket miktarından uyku ve beslenme düzenine kadar birçok faktör birlikte etkili olabiliyor.</p>

<p><strong>Kas kaybı enerji ihtiyacını etkiliyor</strong></p>

<p>Yalçın, 40 yaş sonrasında metabolizma denildiğinde üzerinde durulması gereken başlıklardan birinin kas kütlesi olduğunu belirtiyor. Yaş ilerledikçe kas kütlesi ve kas gücünde azalma görülebiliyor. Kas dokusundaki kayıp ve buna eşlik eden günlük hareket azalması, kişinin toplam enerji harcamasını da etkileyebiliyor. Bu nedenle genç yaşlarda kilo kontrolünü sağlayan beslenme ve hareket düzeninin ilerleyen yıllarda aynı sonucu vermemesi mümkün. Yalçın, kas kütlesini korumanın bu noktada önem kazandığını, özellikle düzenli direnç egzersizlerinin yaşla ilişkili kas kaybına karşı etkili bir araç olduğunu vurguluyor.</p>

<p><strong>Kadın ve erkeklerde hormonal değişimler devreye giriyor</strong></p>

<p>Orta yaş döneminde vücut kompozisyonunu etkileyen bir başka başlık hormonal değişimler. Kadınlarda perimenopoz ve menopoz dönemine yaklaşırken östrojen düzeylerindeki değişimler, yağın vücuttaki dağılımını etkileyebiliyor. Özellikle karın çevresindeki yağlanma bu dönemde daha belirgin hale gelebiliyor. Erkeklerde de yaş ilerledikçe testosteron düzeylerinde kademeli değişiklikler görülebiliyor. Hormonal değişimlere kas kaybı, fiziksel aktivitenin azalması ve beslenme alışkanlıkları da eklendiğinde kilo kontrolü daha güç hale gelebiliyor.</p>

<p><strong>Karın çevresindeki yağlanmaya dikkat</strong></p>

<p>Yalçın'ın dikkat çektiği noktalardan biri de viseral, yani iç organların çevresinde biriken yağ dokusu. Karın bölgesindeki yağlanmanın artması yalnızca estetik bir değişim olarak değerlendirilmemeli. Viseral yağlanmanın metabolik sağlık açısından taşıdığı risk nedeniyle bel çevresindeki değişimin de takip edilmesi önem taşıyor. Bu süreçte insülin duyarlılığındaki değişimler de kilo kontrolünü ve metabolik sağlığı etkileyebilen faktörler arasında bulunuyor.</p>

<p><strong>Hücrelerin enerji üretimi de yaşla değişiyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaşlanmayla birlikte hücresel enerji üretim mekanizmalarında da değişiklikler meydana geliyor. Hücrelerin enerji üretiminde görev alan mitokondrilerin işlevlerinde yaşla ilişkili değişimler görülebiliyor. Ancak metabolizmadaki değişimi yalnızca mitokondrilere veya yalnızca yaş faktörüne bağlamak doğru değil. Beslenme düzeni, kas kütlesi, fiziksel aktivite, uyku, stres ve hormonal değişimler birlikte değerlendirilmesi gereken başlıklar arasında yer alıyor.</p>

<p><strong>40'tan sonra metabolizma için ne yapılabilir?</strong></p>

<p>Diyetisyen Zülal Yalçın, yaş ilerlemesinin kilo almanın kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediğine dikkat çekiyor. Kas kütlesini koruyacak egzersizlere yer verilmesi, yeterli ve dengeli beslenme, günlük hareketin artırılması ve uyku düzeninin korunması orta yaş döneminde kilo yönetiminin temel parçalarını oluşturuyor. Özellikle hızlı sonuç vadeden katı diyetler yerine kişinin yaşı, mevcut kilosu, kas kütlesi, fiziksel aktivitesi ve sağlık durumuna uygun sürdürülebilir bir beslenme programı oluşturulması önem taşıyor. Kilo artışının hızlı veya açıklanamayan şekilde ortaya çıkması ya da beraberinde belirgin halsizlik ve başka şikâyetlerin bulunması halinde ise yalnızca “yaşım ilerledi, metabolizmam yavaşladı” düşüncesiyle hareket etmek yerine sağlık profesyoneline başvurmak gerekiyor. (Kaynak: Doktortakvimi)<br />
<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/40-yastan-sonra-kilo-vermek-neden-zorlasiyor-diyetisyen-zulal-yalcin-anlatti</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/40-yastan-sonra-kilo-vermek-neden-zorlasiyor-diyetisyen-zulal-yalcin-anlatti.jpg" type="image/jpeg" length="71712"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tartışırken Neden Ağlıyoruz, Cevaplar Neden Sonradan Aklımıza Geliyor? Uzman Psikolog Mert Adil Anlattı]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/tartisirken-neden-agliyoruz-cevaplar-neden-sonradan-aklimiza-geliyor-uzman-psikolog-mert-adil-anlatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/tartisirken-neden-agliyoruz-cevaplar-neden-sonradan-aklimiza-geliyor-uzman-psikolog-mert-adil-anlatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir tartışmanın ortasında gözyaşlarına hâkim olamamak, söylemek istediklerini bir anda unutmak ve saatler sonra “Keşke o anda bunu söyleseydim” demek birçok kişinin yaşadığı bir durum. Uzman Klinik Psikolog Mert Adil, bunun her zaman iletişim becerisi ya da cesaret eksikliğinden kaynaklanmadığını belirterek, duygusal yoğunluğun düşünceleri düzenlemeyi ve sözcüklere dökmeyi geçici olarak zorlaştırabileceğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“Keşke o anda bunu söyleyebilseydim.” Tartışma bittikten sonra akla gelen bu cümle, aslında oldukça tanıdık bir deneyimi anlatıyor. Kimi insan tartışma sırasında hızla cevap verebilirken kimi gözyaşlarına hâkim olamıyor, susuyor ya da söylemek istediği cümleleri bir türlü toparlayamıyor.</p>

<p>Konuyu değerlendiren Uzman Klinik Psikolog Mert Adil, tartışma anında yaşanan bu durumun kişinin ne söyleyeceğini bilmediği anlamına gelmeyebileceğini söyledi. Adil’e göre duygusal yoğunluk arttığında kişinin zaten bildiği düşüncelere ulaşması ve bunları düzenli biçimde ifade etmesi zorlaşabiliyor. Ağlamanın yalnızca üzüntüyle ilişkilendirilmemesi gerektiğine dikkat çeken Adil, öfke, hayal kırıklığı, korku, çaresizlik, anlaşılmama ve haksızlığa uğrama duygularının da gözyaşlarını beraberinde getirebileceğini belirtti. Özellikle kişinin kendisini eleştirilmiş, reddedilmiş veya tehdit altında hissettiği anlarda bedensel tepkiler de yoğunlaşabiliyor. Kalp atışlarının hızlanması, nefes alışverişinin değişmesi, kasların gerilmesi ve sesin titremesi bu sürece eşlik edebiliyor. İlişki araştırmalarında bu deneyimin zaman zaman “duygusal taşma” olarak tanımlandığını aktaran Adil, zihnin boşalmış gibi hissedilmesinin aslında hiçbir düşüncenin olmadığı anlamına gelmediğini ifade etti.</p>

<p><strong>Peki tartışma sırasında bulunamayan cevaplar neden birkaç saat sonra bir anda akla geliyor?</strong></p>

<p>Uzman Klinik Psikolog Mert Adil, yoğun stresin çalışma belleği ve bilişsel esneklik üzerinde geçici bir yük oluşturabileceğine işaret etti. Çalışma belleğinin kişinin söylemek istediklerini zihninde tutup uygun sıraya koymasına, bilişsel esnekliğin ise olaylara farklı açılardan bakabilmesine yardımcı olduğunu belirten Adil, tartışmanın yarattığı bedensel yoğunluk azaldığında düşüncelere ulaşmanın kolaylaşabileceğini kaydetti. Bu nedenle tartışma sırasında cümlelerini toparlayamayan bir kişinin eve dönerken, duş alırken ya da gece yatağa uzandığında birden “Aslında şöyle demeliydim” diye düşünmesi şaşırtıcı değil. Adil, bu durumun önemli bir ayrımına da dikkat çekerek, “Cevapların sonradan gelmesi her zaman zekâ, cesaret veya iletişim becerisi eksikliği değildir. Bazen sorun ne söyleyeceğini bilmemek değil, o anda bildiklerine ulaşamamaktır” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Ancak tartışma sırasında ağlama, susma veya donup kalma tepkilerinin herkeste aynı nedenden kaynaklandığını söylemek de mümkün değil. Eleştirilme korkusu, geçmişte susturulmuş olmak, çatışmadan kaçınmayı öğrenmek, kusursuz bir cümle kurma baskısı, travmatik yaşantılar veya ilişkideki güç eşitsizliği gibi birçok etken bu deneyime eşlik edebiliyor. Bazı kişiler karşısındaki insanı kaybetme korkusuyla öfkesini bastırırken, bazıları geçmiş deneyimleri nedeniyle itiraz etmenin tehlikeli olduğu düşüncesini geliştirebiliyor. Bu nedenle benzer görünen davranışların altında kişiden kişiye değişen nedenler bulunabiliyor. Tartışmanın kontrol edilemeyecek kadar yoğunlaştığı anlarda ise kısa bir mola vermek seçeneklerden biri. Mert Adil, bunun konuşmadan kaçmak anlamına gelmemesi için molanın belirsiz bırakılmaması gerektiğine dikkat çekiyor. Örneğin kişi karşısındakine, “Şu anda düşüncelerimi toparlamakta zorlanıyorum. Yirmi dakika ara verip bu konuşmaya yeniden dönmek istiyorum” diyebilir.</p>

<p>Bu sürenin karşı tarafa daha sert bir cevap hazırlamak için değil, bedensel yoğunluğu azaltmak ve asıl anlatılmak isteneni belirlemek için kullanılması önem taşıyor. Kişinin “Tam olarak ne oldu?”, “Ne hissediyorum ve bu duygunun altında hangi ihtiyacım var?” ve “Karşımdaki kişiden açık olarak ne istiyorum?” sorularına cevap araması iletişimi kolaylaştırabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adil’e göre yaşanan olayı, hissedilen duyguyu, ihtiyacı ve karşı taraftan talebi açık biçimde ifade etmek de tartışmanın seyrini değiştirebilir. “Çok kötüyüm” gibi genel bir ifade yerine “Kırıldım, gerildim ve anlaşılmadığımı hissediyorum” demek, kişinin hem kendi duygusunu anlamasını hem de karşısındakine kendisini daha açık ifade etmesini sağlayabilir. Bununla birlikte her sorunun doğru kelimeleri bulmakla çözülemeyeceğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog Mert Adil, kişinin sürekli küçümsendiği, korkutulduğu, tehdit edildiği, sözlerinin çarpıtıldığı veya konuşma hakkının elinden alındığı ilişkilerde meselenin yalnızca iletişim problemi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. Böyle durumlarda daha sakin ya da daha ikna edici konuşmanın tek başına çözüm olmayabileceğini belirten Adil, kişinin kendisini güvende hissetmediği ilişkilerde önceliğin tartışmayı kazanmak değil güvenliğini korumak ve gerektiğinde güvendiği kişilerden veya bir uzmandan destek almak olması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Tartışma sırasında ağlamanın utanılacak bir zayıflık olarak görülmemesi gerektiğini belirten Adil’e göre asıl önemli olan, kişinin hangi durumlarda duygusal yoğunluğunun arttığını fark edebilmesi. Tartışmayı kazanmak veya her soruya anında cevap vermek yerine, gerektiğinde sınır koyabilmek, kısa bir mola verebilmek ve daha güvenli bir ortamda konuşmaya geri dönebilmek daha sağlıklı bir iletişimin kapısını aralayabilir.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/tartisirken-neden-agliyoruz-cevaplar-neden-sonradan-aklimiza-geliyor-uzman-psikolog-mert-adil-anlatti</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/tartisirken-neden-aglariz.jpg" type="image/jpeg" length="83702"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Papaya Hangi Vitaminleri İçeriyor? İşte Vücuda Sağladığı Faydalar]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/papaya-hangi-vitaminleri-iceriyor-iste-vucuda-sagladigi-faydalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/papaya-hangi-vitaminleri-iceriyor-iste-vucuda-sagladigi-faydalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tropikal meyveler arasında yer alan papaya; C ve A vitaminlerinin yanı sıra folat, potasyum ve lif içeriğiyle dikkat çekiyor. İçeriğindeki papain enzimi sindirime yardımcı olabilirken, uzmanlar özellikle olgunlaşmamış papayanın tüketiminde bazı grupların dikkatli olması gerektiğini belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Orta Amerika ve Güney Meksika kökenli papaya, günümüzde tropikal ve subtropikal iklime sahip birçok ülkede yetiştiriliyor. Yaklaşık 100 gram olgun papaya 40-45 kalori içerirken düşük yağ oranıyla da öne çıkıyor. Papayada C vitamini başta olmak üzere A vitamini, folat, potasyum, magnezyum ve bakır bulunuyor. Meyve ayrıca beta-karoten, likopen, lutein ve zeaksantin gibi antioksidan bileşenler içeriyor.</p>

<p><strong>Papayanın En Dikkat Çeken Özelliği: Papain</strong></p>

<p>Papayayı diğer birçok meyveden ayıran özelliklerden biri içeriğindeki <strong>papain enzimi</strong>. Proteinlerin parçalanmasına yardımcı olan bu enzim, sindirim sürecini destekleyebiliyor. Meyvenin lif içeriği de bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine katkı sağlayabiliyor. Bu nedenle papaya, dengeli beslenme içerisinde sindirim sistemini destekleyebilecek meyvelerden biri olarak değerlendiriliyor. Ancak papayanın hazımsızlık, şişkinlik veya diğer sindirim sorunlarını tedavi eden bir besin olmadığına dikkat çekiliyor. Uzun süren veya tekrarlayan şikâyetlerde tıbbi değerlendirme gerekiyor.</p>

<p><strong>C Vitamini ve Antioksidan Açısından Zengin</strong></p>

<p>Papayanın yüksek C vitamini içeriği bağışıklık sisteminin normal fonksiyonunun desteklenmesine katkıda bulunuyor. A vitamini ve karotenoidler ise göz ve cilt sağlığı açısından önem taşıyor. C vitamini aynı zamanda vücuttaki normal kolajen oluşumunda rol oynuyor. Papayada bulunan lutein ve zeaksantin gibi karotenoidler de göz sağlığını destekleyen bileşenler arasında gösteriliyor. Potasyum içeriği nedeniyle normal kan basıncının korunmasına katkı sağlayabilecek besinler arasında bulunan papayanın bu faydaları, tek başına bir tedavi olarak değil, dengeli ve çeşitli beslenmenin bir parçası olarak değerlendirilmeli.</p>

<p><strong>Papaya Tüketirken Kimler Dikkat Etmeli?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Papaya genel olarak besin olarak tüketildiğinde güvenli kabul edilse de özellikle <strong>olgunlaşmamış yeşil papaya</strong> konusunda dikkatli olunması gerekiyor. Yeşil papayanın lateks içeriği olgun meyveye göre daha yüksek olabiliyor. Lateks alerjisi bulunan kişilerde papayaya karşı çapraz alerjik reaksiyon gelişme ihtimali de bulunuyor. Gebelerin özellikle olgunlaşmamış papaya tüketmeden önce sağlık uzmanına danışmaları öneriliyor. Düzenli ilaç kullanan veya kronik hastalığı bulunan kişilerin de papaya ya da papain içeren ürünleri yüksek miktarda tüketmeden önce hekimlerine danışmaları uygun olabilir.</p>

<p><strong>“Mucize Meyve” İddialarına Dikkat</strong></p>

<p>Papayanın antioksidan bakımından zengin olması, zaman zaman internette kanser başta olmak üzere çeşitli hastalıkları önlediği veya tedavi ettiği yönünde iddiaların ortaya çıkmasına neden oluyor. Ancak papayanın herhangi bir hastalığı tek başına tedavi ettiği söylenemez. İçerdiği vitamin, mineral, lif ve antioksidanlar nedeniyle sağlıklı ve dengeli bir beslenme düzeninin parçası olabilir. Papaya tüketildikten sonra nefes almada güçlük, dudak veya boğazda şişme, yaygın kurdeşen gibi ciddi alerjik reaksiyon belirtileri ortaya çıkması durumunda ise acil tıbbi yardım alınması gerekiyor. ( Kaynak: Medicana.com.tr)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/papaya-hangi-vitaminleri-iceriyor-iste-vucuda-sagladigi-faydalar</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/papaya-hangi-vitaminleri-iceriyor-iste-vucuda-sagladigi-faydalar.webp" type="image/jpeg" length="28305"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kasık Fıtığında Hangi Belirtiler Tehlikeli? Prof. Dr. Serdar Kaçar Anlattı]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/kasik-fitiginda-hangi-belirtiler-tehlikeli-prof-dr-serdar-kacar-anlatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/kasik-fitiginda-hangi-belirtiler-tehlikeli-prof-dr-serdar-kacar-anlatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kasık bölgesinde ortaya çıkan şişlik, ağrı ve baskı hissi kasık fıtığının habercisi olabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Kaçar, kasık fıtığının ilaç veya egzersizle tamamen ortadan kalkmadığını belirtirken, özellikle aniden sertleşen ve içeri itilemeyen şişlik ile şiddetli ağrı durumunda gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kasık bölgesindeki şişlik özellikle ayakta durma, öksürme, ıkınma veya ağır kaldırma sırasında daha belirgin hale geliyorsa kasık fıtığı ihtimalinin değerlendirilmesi gerekiyor. Prof. Dr. Serdar Kaçar, kasık bölgesindeki her şişliğin fıtık anlamına gelmediğini, kesin tanı için genel cerrahi muayenesinin gerekli olduğunu belirtti. Kasık fıtığı, karın içerisindeki dokuların karın duvarındaki zayıf bir noktadan dışarı doğru çıkmasıyla ortaya çıkıyor. Şişlikle birlikte ağrı, yanma, batma, ağırlık hissi ve uzun süre ayakta kalındığında artan rahatsızlık görülebiliyor. Erkeklerde ise şişlik testis torbasına doğru ilerleyebiliyor.</p>

<p><strong>İlaç ve Egzersiz Fıtığı Ortadan Kaldırmıyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kasık fıtığının ilaç veya egzersizle tamamen ortadan kalkmadığını belirten Kaçar, ilaçların bazı şikâyetleri azaltabilmesine karşın karın duvarındaki açıklığı kapatmadığını ifade etti. Fıtığın kalıcı tedavisinin cerrahi onarım olduğunu aktaran Kaçar, ameliyat kararının ve zamanlamasının ise her hasta için ayrı değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Hastanın yaşı, genel sağlık durumu, şikâyetleri ve fıtığın özellikleri tedavi planında belirleyici oluyor.</p>

<p><strong>Kapalı Kasık Fıtığı Ameliyatı Nasıl Yapılıyor?</strong></p>

<p>Laparoskopik kasık fıtığı ameliyatı, halk arasında “kapalı fıtık ameliyatı” olarak biliniyor. Bu yöntemde büyük bir kesi yerine birkaç küçük kesiden kamera ve cerrahi aletlerle girilerek fıtık içeriden onarılıyor. Zayıflayan kasık bölgesi çoğunlukla cerrahi yama kullanılarak güçlendiriliyor. Laparoskopik ameliyatlarda TEP ve TAPP olarak adlandırılan farklı teknikler uygulanabiliyor. Hangi tekniğin kullanılacağına hastanın ve fıtığın özellikleri değerlendirilerek karar veriliyor. Her iki kasıkta fıtık bulunması durumunda ise laparoskopik yöntemle aynı küçük kesiler kullanılarak sağ ve sol taraftaki fıtıkların tek ameliyatta onarılması mümkün olabiliyor.</p>

<p><strong>Açık mı Kapalı mı? Her Hasta İçin Aynı Değil</strong></p>

<p>Kasık fıtığında açık ve kapalı ameliyat yöntemlerinin her ikisinin de uygun hastalarda uygulanabildiğini belirten Kaçar, tek bir yöntemin herkes için “en iyi” seçenek olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Fıtığın tek veya çift taraflı olması, daha önce geçirilen ameliyatlar, fıtığın tekrarlayıp tekrarlamadığı, hastanın genel sağlık durumu ve anesteziye uygunluğu yöntem seçiminde dikkate alınıyor.</p>

<p><strong>Bu Belirtiler Varsa Beklemeyin</strong></p>

<p>Kasık fıtığının bazı durumlarda acil müdahale gerektirebileceğine dikkat çeken Kaçar, özellikle fıtığın aniden sertleşmesi ve içeri itilememesinin önemsenmesi gerektiğini belirtti. Aniden başlayan veya giderek şiddetlenen ağrı, sert ve hassas şişlik, bulantı, kusma, karında şişkinlik, gaz ya da dışkı çıkaramama ve şişlik üzerinde kızarıklık veya renk değişikliği görülmesi halinde gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor. Bu belirtiler, fıtık içerisindeki dokunun sıkışması veya kan dolaşımının bozulması gibi ciddi durumların işareti olabiliyor. Prof. Dr. Serdar Kaçar, kasık bölgesinde şişlik, ağrı, yanma veya rahatsızlık yaşayan kişilerin muayeneyi ertelememesi gerektiğini belirterek, tedavi yönteminin kişiye özel değerlendirme sonucunda belirlenmesinin önem taşıdığını ifade etti. (Kaynak: Doktortakvimi)<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/kasik-fitiginda-hangi-belirtiler-tehlikeli-prof-dr-serdar-kacar-anlatti</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/kasik-fitiginda-hangi-belirtiler-tehlikeli.jpg" type="image/jpeg" length="77460"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Atelektazi Nedir? Belirti Vermeden de Ortaya Çıkabiliyor]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/atelektazi-nedir-belirti-vermeden-de-ortaya-cikabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/atelektazi-nedir-belirti-vermeden-de-ortaya-cikabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akciğerlerde bulunan küçük hava keseciklerinin kısmen veya tamamen sönmesiyle ortaya çıkan atelektazi, özellikle ameliyat sonrası dönemde karşılaşılabilen bir durum olarak biliniyor. Bazı kişilerde hiçbir belirti vermeden gelişebilen atelektazi; yaygın olduğunda nefes darlığı, oksijen seviyesinde düşme ve göğüs ağrısı gibi şikâyetlere yol açabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Akciğerlerin vücuda oksijen sağlamasında önemli görev üstlenen alveoller, solunum sırasında havayla dolup boşalan küçük hava keseciklerinden oluşuyor. Bu keseciklerin bir bölümünün veya tamamının çökmesi sonucunda ilgili akciğer dokusu yeterince havalanamadığında ortaya çıkan tabloya “atelektazi” adı veriliyor. Atelektazi tek başına bir hastalıktan ziyade farklı nedenlerin sonucunda gelişebilen bir durum. Özellikle genel anestezi altında gerçekleştirilen ameliyatların ardından daha sık görülse de hava yollarındaki tıkanıklıklar ve akciğere dışarıdan bası oluşturan durumlar da atelektaziye neden olabiliyor.</p>

<p><strong>Atelektazi Neden Olur?</strong></p>

<p>Atelektazinin nedenleri genel olarak hava yolunun tıkanmasına bağlı ve tıkanma olmadan gelişen durumlar şeklinde değerlendiriliyor. Mukus tıkacı, yabancı cisim veya tümör nedeniyle hava yolunun kapanması, akciğerin ilgili bölümüne havanın ulaşmasını engelleyebiliyor. Hava yollarının çevresindeki oluşumların dışarıdan baskı yapması da benzer bir tablo ortaya çıkarabiliyor. Genel anestezi, ağrı nedeniyle yeterince derin nefes alınamaması, öksürme refleksinin baskılanması ve uzun süre hareketsiz kalınması da risk oluşturabiliyor. Akciğer çevresinde sıvı veya hava birikerek akciğer dokusunu sıkıştırdığında da atelektazi gelişebiliyor.</p>

<p><strong>En Sık Ameliyat Sonrasında Görülüyor</strong></p>

<p>Atelektazinin klinikte sık karşılaşıldığı dönemlerden biri ameliyat sonrası süreç. Genel anestezi sırasında solunum biçiminin değişmesi ve ameliyat sonrasında ağrı nedeniyle hastanın yeterince derin nefes alamaması akciğerlerin bazı bölümlerinin yeterli şekilde havalanmamasına neden olabiliyor. Bu nedenle hastanın sağlık durumuna ve gerçekleştirilen operasyona göre ameliyat sonrasında erken hareket, uygun solunum egzersizleri ve gerektiğinde teşvikli spirometre gibi yöntemlerden yararlanılabiliyor.</p>

<p><strong>Atelektazi Belirtileri Nelerdir?</strong></p>

<p>Küçük bir akciğer alanını etkileyen atelektazi hiçbir şikâyete yol açmayabilir. Bu nedenle bazı vakalar başka bir nedenle gerçekleştirilen akciğer görüntülemelerinde tesadüfen fark edilebilir. Daha geniş bir alan etkilendiğinde ise <strong>nefes darlığı, hızlı ve yüzeysel solunum, kalp hızında artış ve kandaki oksijen seviyesinde düşme</strong> görülebilir. Atelektaziyle birlikte zatürre gibi bir enfeksiyon gelişmesi durumunda öksürük, ateş ve nefes alırken artabilen göğüs ağrısı da tabloya eşlik edebilir. Yaygın atelektazi ise ciddi oksijen yetersizliğine ve solunum sorunlarına yol açabilir.</p>

<p><strong>Atelektazi Nasıl Anlaşılır?</strong></p>

<p>Tanıda hastanın şikâyetleri, yakın zamanda ameliyat geçirip geçirmediği ve diğer risk faktörleri birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>Göğüs röntgeni, atelektazinin tespitinde kullanılan temel görüntüleme yöntemlerinden biri. Ancak küçük alanları etkileyen vakaların röntgende görülmemesi mümkün olduğundan gerekli durumlarda bilgisayarlı tomografiden yararlanılabiliyor. Hava yolunda yabancı cisim, tümör veya başka bir tıkanıklıktan şüphelenildiğinde bronkoskopi de gündeme gelebiliyor. Kandaki oksijen ve karbondioksit düzeylerinin değerlendirilmesi için ise kan gazı incelemesi yapılabiliyor.</p>

<p><strong>Atelektazi Kalıcı mı?</strong></p>

<p>Atelektazi tanısı, akciğerde mutlaka kalıcı hasar bulunduğu anlamına gelmiyor. Özellikle ameliyat sonrasında ortaya çıkan birçok akut vakada altta yatan neden ortadan kaldırıldığında akciğer yeniden genişleyebiliyor. Ancak tedavi ve hastalığın seyri, atelektazinin nedenine ve ne kadar akciğer dokusunu etkilediğine göre değişiyor. Kronik akciğer dokusu hasarı ve skarlaşmayla ilişkili bazı durumlarda ise geri dönüş daha sınırlı olabiliyor. Bu nedenle görüntüleme raporunda “atelektazi” ifadesinin görülmesi tek başına hastalığın ne kadar ciddi olduğunu göstermiyor. Bulguların hastanın şikâyetleri, muayenesi ve diğer tetkikleriyle birlikte hekim tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p><strong>Hangi Belirtilerde Acile Başvurulmalı?</strong></p>

<p>Özellikle yakın zamanda ameliyat geçiren kişilerde <strong>aniden başlayan veya hızla artan nefes darlığı</strong> tıbbi değerlendirme gerektiriyor. Şiddetli nefes darlığı, belirgin oksijen düşüklüğü, artan göğüs ağrısı, bilinç değişikliği veya ciddi solunum sıkıntısı gibi belirtilerin ortaya çıkması durumunda acil sağlık hizmetine başvurulması gerekiyor. Ateş, titreme, öksürük ve solunum şikâyetlerinin birlikte görülmesi ise enfeksiyon gibi başka sorunların da değerlendirilmesini gerektirebilir. (Kaynak: Medicana.com.tr)<br />
<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/atelektazi-nedir-belirti-vermeden-de-ortaya-cikabiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/atelektazi-23-57670-web-image-b.jpg" type="image/jpeg" length="77192"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İlerleyen Yaşla Artan Bulanık Görmenin En Sık Nedeni Katarakt]]></title>
      <link>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/ilerleyen-yasla-artan-bulanik-gormenin-en-sik-nedeni-katarakt</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.usakhabergazetesi.com.tr/ilerleyen-yasla-artan-bulanik-gormenin-en-sik-nedeni-katarakt" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz merceğinin saydamlığını kaybetmesiyle ortaya çıkan katarakt, dünya genelinde tedavi edilebilir görme kaybının en önemli nedeni olarak birinci sırada yer almaktadır. Aynı şekilde Türkiye'de de özellikle ileri yaş grubunda az görmenin en sık sebebi olan katarakt, erken tanı ve uygun zamanda gerçekleştirilen cerrahi tedavi sayesinde başarılı bir şekilde tedavi edilebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türk Oftalmoloji Derneği Katarakt ve Refraksiyon Cerrahisi Birim Başkanı Prof. Dr. Akif Özdamar, düzenli göz muayenelerinin hastalığın doğru şekilde teşhis edilmesini sağlayarak yapılacak katarakt cerrahisi ile kişinin yaşam kalitesinin artırılabileceğini vurguladı.</strong></p>

<p>Katarakt, dünya genelinde tedavi edilebilir görme kaybının en önemli nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Hastalığın görülme sıklığı yaşlanmayla birlikte artıyor. Tanı ve doğru zamanda yapılan cerrahi tedaviyle görme büyük ölçüde yeniden kazanılabiliyor. Türkiye'de de ileri yaş grubunda en sık görülen göz hastalığı olan katarakt nedeniyle her yıl binlerce kişiye başarılı katarakt cerrahileri tedavi uygulanıyor. Uzmanlar, düzenli göz muayenelerinin hastalığın zamanında saptanması ve yaşam kalitesinin korunması açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor.</p>

<p><strong>Türk Oftalmoloji Derneği Katarakt ve Refraksiyon Cerrahisi Birim Başkanı Prof. Dr. Akif Özdamar</strong>, yaşam süresinin uzamasıyla birlikte kataraktın geçmiş yıllarda da olduğu üzere, önümüzdeki yıllarda da göz hekimlerinin en sık karşılaştığı göz hastalığı olmaya devam edeceğini belirterek şunları söyledi: “Günümüzde bireylerin yaşam süresi artıyor. Hastalar iyi bir görüşe sahip olmak ve yaşam kalitelerini artırarak hayatın içinde kalmak istiyorlar. Katarakt, genellikle yaşa bağlı olarak gelişse de travma, diyabet, uzun süreli kortizon kullanımı veya aşırı güneş ışığına maruz kalma gibi faktörler sonucu da oluşabiliyor. Hastalık, görmenin kademeli olarak bulanıklaşması, renklerin soluklaşması, ışığa hassasiyet ve gece görüşünde azalma gibi belirtilerle ilerliyor. Günümüzde tek tedavinin cerrahi olduğu katarakt vakalarında, gelişen teknoloji ile birlikte iyi sonuçlar elde ediliyor. Katarakt ameliyatı, sıklıkla fakoemülsifikasyon adı verilen gözün saydam tabakasından yapılan küçük kesilerden gözün içine ulaşıldığı ve ultrasonik enerji kullanılarak saydamlığını yitirmiş olan merceğin parçalanıp emildiği bir işlemdir. Fakoemülsifikasyon işlemi küçük kesilerden gerçekleştirildiği için çoğunlukla dikiş gerektirmemekte, bu da cerrahi süreyi kısaltmakta ve hastanın iyileşmesini hızlandırmaktadır. Cerrahi sırasında göz içinden temizlemiş kataraktlı mercek yerine, vücudumuzun en iyi protezi olma özelliğini taşıyan ve doğal merceğimizin kırma gücünü taklit eden yapay göz içi merceği yerleştirilmektedir. Bu sayede hasta ameliyat sonrası katarakt gelişmeden önceki görmesine kavuşmaktadır. Ancak kataraktın çok ileri olduğu ve ek göz problemleri olan hastalarda büyük kesilerden katarakt ameliyatları gerçekleştirilmek zorunda kalınabilmektedir. Bu durumda ameliyat süreleri ve hastanın iyileşme sürecini uzatmaktadır.”</p>

<p><strong>Prof. Dr. Akif Özdamar</strong> kataraktın genellikle ilerleyen yaş ile yavaş ilerleyen bir hastalık olduğu için hastaların uzun süre görme azalmasını fark etmeyebileceğini söyleyerek düzenli göz muayeneleri ve zamanında tanının konulmasının önemli olduğunu belirtti. Özellikle 50 yaş üzerindeki bireylerin yılda bir kez göz muayenesi yaptırmasının önem taşıdığının altını önemle çizdi. (Kaynak: Türk Oftalmoloji Derneği)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.usakhabergazetesi.com.tr/ilerleyen-yasla-artan-bulanik-gormenin-en-sik-nedeni-katarakt</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/08/drakif.jpg" type="image/jpeg" length="25437"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
