Türkiye genelinde konut piyasası son dönemde daha sakin bir seyir izliyordu. Yüksek kredi maliyetleri nedeniyle birçok kişi satın alma kararını ertelemeyi tercih etti. Ancak ekonomik göstergelerdeki değişim sinyalleri, bu durağanlığın kalıcı olmayabileceğini ortaya koyuyor.
Özellikle 35 yaş üzeri, birikimini değerlendirmek isteyen ve kira yerine mülk sahibi olmayı hedefleyen kesimde yeniden hareketlilik konuşulmaya başlandı.
Sektör temsilcileri, kredi faizlerinde yaşanabilecek sınırlı bir geri çekilmenin dahi talebi hızla artırabileceğini belirtiyor. Daha önceki dönemlerde görüldüğü gibi, finansman maliyetindeki küçük bir değişim bile alıcı psikolojisini doğrudan etkileyebiliyor.
Bu noktada en çok tartışılan konu şu: Faiz düşerse fiyatlar geriler mi, yoksa artar mı?
Uzmanlara göre düşük faiz ortamı genellikle talebi artırıyor. Artan talep ise özellikle arzın sınırlı olduğu bölgelerde fiyatların yukarı yönlü hareket etmesine neden olabiliyor. Bu nedenle yalnızca faiz oranına bakarak fiyatların gerileyeceğini düşünmek her zaman doğru bir yaklaşım olmayabilir.
Konut fiyatlarının belirlenmesinde kredi politikalarının yanı sıra üretim maliyetleri de etkili oluyor. Arsa fiyatları, işçilik giderleri ve inşaat malzemelerindeki artış yeni projelerin satış rakamlarını doğrudan etkiliyor.
Sektör temsilcileri, maliyet tabanının halen yüksek seyrettiğini ve bu nedenle geniş çaplı bir fiyat düşüşünün kısa vadede zor göründüğünü ifade ediyor. Özellikle büyükşehirlerde ve gelişen ilçelerde arzın sınırlı olması, fiyatların aşağı yönlü sert bir hareket yapmasını güçleştiriyor.
Beklemek mi, Harekete Geçmek mi?
Konut almayı düşünenlerin karşısında iki farklı tablo bulunuyor. Bir kesim, piyasanın biraz daha netleşmesini beklemeyi tercih ediyor. Diğer kesim ise olası bir talep artışı öncesinde harekete geçmenin avantaj sağlayabileceğini düşünüyor.
Özellikle kira ödeyen ve uzun vadeli bir plan yapan aileler için bu karar daha kritik hale geliyor. Artan kira bedelleri ile kredi taksitleri arasındaki fark birçok kişi tarafından yeniden hesaplanıyor.
Türkiye genelinde konut piyasası tek bir çizgide ilerlemiyor. Bazı şehirlerde fiyat artış hızının yavaşladığı görülürken, altyapı yatırımı alan ve nüfus artışı yaşayan bölgelerde talep canlılığını koruyor.
Yeni ulaşım projeleri, organize sanayi bölgelerindeki genişlemeler ve üniversite yatırımları konut piyasasını doğrudan etkileyen faktörler arasında yer alıyor. Bu nedenle yatırım kararı verirken yalnızca genel ekonomik tabloya değil, bölgesel gelişmelere de dikkat edilmesi gerektiği belirtiliyor.
Ekonomi çevreleri, yılın ilk yarısının konut piyasası açısından yön tayin edici olacağı görüşünde. Bankaların kredi kampanyaları, faiz politikaları ve talep artışı birlikte değerlendirildiğinde yeni bir hareketlilik ihtimali güçleniyor.
Uzmanlar, konut almayı planlayanların piyasayı yakından takip etmesini, aceleci davranmadan ancak gelişmeleri kaçırmadan hareket etmesini öneriyor.