Şehrinin sorunlarını dile getiren, sesi duyulmayanın sesi olmaya çalışan, kamuoyunu bilgilendirmeyi görev bilen gazeteciler için sembolik bir gün. Ben bu satırları bir kutlama masasından değil, bir hastane koridorundan yazıyorum. 82 yaşındaki annem, kalça kırığı nedeniyle bir haftadır hastane yatağında. Bir ömür evlat büyütmüş, hayat taşımış bir koca çınarı yeniden ayağa kaldırma mücadelesi veriyoruz. Gece uzun, bekleyiş ağır, umut sabırla örülü…
Biri kahvaltı vermiş, diğeri yemek vermiş günde bir gün hatırlanmak gerekmemeli! Ve tam da bu noktada sözüm var. Bu şehirde haberlerini yazdığım, sorunlarını gündeme taşıdığım, iyi günde alkışladığım, kötü günde eleştirdiğim yöneticilere sözüm var. Valisine, belediye başkanına, milletvekillerine ve üyesi olduğum Uşak Gazeteciler (Cemiyeti) Derneği’ne … İsim saymaya gerek yok; çünkü bu bir şahıs meselesi değil, vicdan meselesi. Biz gazeteciler yalnızca bir gün hatırlanacak bir meslek grubu değiliz. Sadece basın açıklamalarında, fotoğraf karelerinde, protokol sıralarında var olmadık. Bu şehrin soğuğunda, yağmurunda, krizinde, kazasında, yangınında ve vatandaşların her sorunun da vardık ve var olacağız. Köy yolunda da vardık, hastane kapısında da. Her zaman vatandaşın yanında olduk ve olmaya da devam edeceğiz.
Ama bugün başka bir gerçeklikle yüz yüzeyim. Kalça kırığıyla ameliyat olmuş, 82 yaşında bir hastadan söz ediyoruz. Bir yanlış harekette yeniden kırılma riski olan, bedeni kadar ruhu da incinmiş bir insan… Her zaman hastane ziyaretlerinde haberlerini yazdığım Uşak’ın yöneticileri geldi mi? Ziyaret etti mi? Kocaman bir HAYIR!..
Ve bu hastanın yakınına, eline sıkıştırılmış bir fotokopi kağıdı veriliyor.
“Şu egzersizler yaptırılacak.”
“Hasta yürütülecek.”
“Altı değiştirilecek.”
Burada durup soruyorum:
Bu vatandaş sağlık eğitimi mi aldı?
Fizyoterapi okudu mu?
Hemşirelik bilgisi var mı?
Yanlış bir kaldırışın, yanlış bir tutuşun bedelini kim ödeyecek?
“Ya ben yanlış yaparsam” korkusunu hasta yakını nereye koyacak?
Sanki millet doğuştan sağlıkçı…
Sanki herkes hastayı nasıl çevireceğini, nasıl kaldıracağını, nasıl yürütmesi gerektiğini biliyor?
Ameliyat sonrası fiilen yatalak bir hastayı, bakım sorumluluğuyla birlikte hasta yakınına teslim eden bir sistem karşısında vatandaş ne yapabilir?
Bu bir nankörlük yazısı değil.
Bu sağlık çalışanlarını hedef alan bir metin hiç değil.
Bu, sistemin görünmeyen yükü sessizce hasta yakınının omzuna bırakmasına dair bir itirazdır.
Çünkü sağlık yalnızca ameliyat masasında bitmez.
Asıl sınav, o masadan sonra başlar.
Bugün annemin başucunda, “geçmiş olsun” demenin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha görüyorum. Bir telefonun, bir mesajın, bir samimi sorunun ne kadar insani olduğunu…
Ama görüyorum ki bazıları için geçmiş olsun demek, hala çok uzakta. Gerçek şu ki insani reflekslerin gerisinde kalan bir mesafe var. Makamla büyüyen, ama duyguyla küçülen bir mesafe…
Ben bugün bir evlat olarak buradayım. Ama yarın yine gazeteci olarak sokakta olacağım. Şehrimin sorunlarını yazmaya, yanlışını söylemeye, doğrusunu savunmaya devam edeceğim. Koca çınarlar kolay yetişmiyor. Gazeteciler de.
Ve bazı “GEÇMİŞ OLSUN”lar, bir takvim gününden çok daha değerlidir.