Uşak Eşme Ulubey arasındaki Kışladağ’da siyanürle altın arama ve çalışmalarının yapıldığına değinen Uşaklı Haldun Temel Ersan, yaptığı açıklamada; “Bölgemizde Uşak Eşme Ulubey arasındaki Kışladağ’da siyanürle altın arama ve çıkarma çalışmalarının çevreyi nasıl yok ettiğini gösteren fotoğraflardan sonra Uşak’ın çok yakınındaki Murat Dağında da altın çıkarma çalışmalarının başlamasıyla ;doğa güzellikleri yanında bölgedeki hayvan ve bitki çeşitliğinin de yok edilecek olması, ayrıca su kaynaklarının da herhangi bir tabii afet durumunda siyanürün karışması sonucu kitlesel ölümlere yol açılacak olması Uşaklı hemşehrilerimizi harekete geçirmiş ve yapılan toplantılarla bölge halkına gerekli uyarılar yapılmıştır.Bu konuda Uşak sayfalarında ve Kalender grubundaki arkadaşlarımızın paylaşımları ;bazı arkadaşlarımızın eskiden altın çevreye zarar vermeden nasıl çıkarılıyordu sorusunu da beraberinde getirmiştir” dedi.
Antik çağlarda Bakırçay (Kaykos),Gediz(Hermos), ve Küçük Menderes(Kaystros) ırmakları havzasının adının Lydia olduğunu belirten Uşaklı Ersan, “Lydia’nın siyasi gücünün zirvesine ulaştığı kral Kroissos dönemi (M.Ö 560-546) aynı zamanda zenginlik ve görkemin doruğuydu.Verimli Anadolu toprakları ve zengin doğal kaynaklardan ve ticaretten zaten büyük servet kazanan krallık ;Paktalos (Sart) çayı altın madenlerinden elde edilen muazzam altın stokları ile çok zenginbir ülke haline gelmişti.Heredot tarihi kitabında ve antik çağ yazarları tarafından Kroissos’un Dephoi Apollo Tapınağına yüzlerce kiloluk altın sunular (heykeller,tahtlar)gönderdiği övgüyle anlatılmaktadır” şeklinde konuştu.
Antik çağlarda altının nasıl elde edildiği kapsamına ilişkin Uşaklı Ersan, yaptığı açıklamada; “Altın doğada saf olarak bulunmasının yanı sıra daha yaygın olarak demirli pirit,kalkopirit ve galen madenleri bünyesinde bakır ve gümüşle yaptığı alaşımlar biçiminde bulunur.İlk çağlarda bunların en çok tanınanı doğal altın gümüş alaşımı olan elektrumdur.Altının doğal alaşımlarından saflaştırılması için gerekli kimya bilgisi Bronz Çağı başlarında (M.Ö 3000 başları)pratik deneylerle çözülmüştür.Bu teknik büyük ihtimalle altın işletmeciliğinin büyük ölçüde yapıldığı Mısır’da doğmuş ve buradan Akdeniz çevresine yayılmıştır.Amarna mektupları adı verilen ve M.Ö.4.yüzyıl tarihlenen bir papirüs grubu altının saflaştırılması ile ilgili Mısır yöntemlerini açık bir şekilde anlatmaktadır.Irmak yataklarından toplanan altın içeren kumun veya altın cevherli kuvars kayalarının öğütülmesi ile elde edilen tozun suyla çalkalanarak yıkanması sonucu (bateleme işlemi) kum suyla birlikte yıkama kabının kenarından atılmakta ve ağır olan altın cevheri kabın dibine çökmektedir” ifadelerini kullandı.
Elde edilen altın cevheri, gözenekli kil potalarda kurşun ve kemik külü veya bazı organik katkı maddelerinin ilavesiyle eritilmekte,bu işlem sırasında potaya körükle bol hava üflenmektedir diyen Uşaklı Ersan, “Havadaki oksijen yardımı ile kurşun alaşımdaki bakır ve diğer metalleride bünyesine alarak kurşun oksit şeklinde ayrışıp katılaşmaktadır.Bu oksit tamamen potanın dibine çökmekte bir kısmında da yüzeyden kolayca alınabilen bir cüruf oluşturmaktadır.Kupalasyon denilen bu işlem sonucu altının bünyesinde sadece gümüş kalmaktadır.Gümüşün altından ayrıştırılması için obraza adı verilen işlem uygulanmaktadır.İki yöntem vardır.Birinci yöntemde,yemek tuzu (NaCl) ve indirgeyici olarak kullanılan kemik külü veya benzeri organik maddeler potada birlikte ısıtılır.Gümüş,gümüşklorür olarak ayrışır ve geriye saf altın kalır.İkinci yontemde ise,doğal altın gümüş alaşımına sülfürlü bir bileşim katılarak odun kömürü ateşinde ısıtılır.Bu durumda gümüş,sülfürle birleşerek gümüş sülfür olarak ayrışır.Meydana getirdiği cüruf pota yüzeyinden temizlenir ve geriye saf altın kalır.Diğer bir işlemle gümüş klorür veya gümüş sülfür anyonlarından oksitlenerek ayrıştırılıp bu kez de saf gümüş elde edilir. Bu sunum Altan Türe'nin ‘Lydia-Uşak Karun Hazinesi’ kitabından alınan bilgiler ve resimlerle hazırlanmıştır” sözlerini kullandı.