Veterinerlik öğrencilerinin anatomi eğitiminde karşısına yalnızca günümüzde yaşayan hayvanların iskeletleri çıkmıyor. Muğla'daki bir üniversite laboratuvarında öğrenciler binlerce yıl öncesine uzanan hayvan kalıntılarını da inceleme fırsatı buluyor. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Milas Veteriner Fakültesi Anatomi Ana Bilim Dalı Laboratuvarı'nda oluşturulan zooarkeolojik koleksiyon, farklı dönemlerden kalan çok sayıda örneği bir araya getiriyor.
Koleksiyon içerisinde en fazla dikkat çeken parçalardan biri ise mamut alt azı dişi.
8. Yüzyılda İstanbul Sokaklarında Yaşamış
Laboratuvardaki bir başka dikkat çekici örnek yaklaşık 1200 yıl öncesine uzanıyor. Koleksiyonda, 8. yüzyıl Bizans dönemine tarihlenen bir köpeğin iskeleti bulunuyor. Anatomi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Vedat Onar'ın verdiği bilgilere göre orta büyüklükte ve erkek olan köpeğin o dönemde İstanbul sokaklarında yaşadığı değerlendiriliyor. İskelet üzerinde yapılan incelemelerde hayvanın ayağında kemiksel problemlerin bulunduğu da belirlendi.
Yüzyıllar boyunca korunarak günümüze ulaşan iskelet, bugün veterinerlik öğrencilerinin üzerinde çalışabildiği bilimsel materyallerden biri haline geldi.
Mamut Dişi de Eğitim Materyali Oldu
Laboratuvardaki mamut alt azı dişi ise koleksiyonun paleontolojik örnekleri arasında bulunuyor. Öğrenciler mamut dişi ile farklı hayvanlara ait dişleri karşılaştırarak anatomik yapıdaki farklılıkları doğrudan inceleyebiliyor. Koleksiyon bununla da sınırlı değil. Yunus, caretta caretta ve ton balığı gibi sucul canlıların kalıntılarının yanı sıra büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kemikleri de laboratuvarda yer alıyor. Öğrenciler yalnızca hazır halde bulunan materyalleri incelemiyor. Alan çalışmalarından getirilen kemiklerin yıkanmasından iskeletlerin ortaya çıkarılmasına, montajından bilimsel değerlendirmesine kadar farklı aşamalarda görev alıyor.
Antik Kentlerden Gelen Kemikler Burada İnceleniyor
Milas'ın çok sayıda antik kente yakın konumda bulunması, fakültenin çalışmalarına farklı bir boyut kazandırıyor. Smyrna, Aphrodisias, Beçin Kalesi, Herakleia ve Priene gibi önemli arkeolojik alanlardan elde edilen hayvan kalıntıları üzerinde çalışmalar yürütülüyor. Kemikler yalnızca geçmişte hangi hayvanların yaşadığını ortaya koymuyor. Hayvanların nasıl kullanıldığı, insanların neyle beslendiği ve dönemin sosyal yaşamı hakkında da önemli ipuçları sağlayabiliyor.
Antik Dönemin “Kucak Köpekleri” de Ortaya Çıktı
Herakleia Antik Kenti'nde gerçekleştirilen çalışmalarda ulaşılan küçük köpek kalıntıları ise geçmişte insanlarla hayvanlar arasındaki ilişkinin düşündüğümüzden çok daha farklı olduğunu gösteriyor. Prof. Dr. Onar'ın aktardığı bilgilere göre büyük köpekler avcılık, bekçilik ve sürü yönetimi gibi işlerde kullanılırken, insan eliyle seçilerek küçülen bazı köpekler zaman içerisinde evlerin içine girmiş. Bugün “kucak köpeği” olarak tanımlanabilecek küçük boyutlu köpeklerin o dönemde de insanların yanında yaşadığına ilişkin arkeolojik bulgular bulunuyor. Üstelik bu hayvanların büyüklüğü ve yaşam biçimi, onları besleyen kişilerin sosyal statüsü hakkında dahi bilgi sağlayabiliyor.
İnsanlarla Aynı Mezara Gömülen Köpekler Var
Arkeolojik bulgular, insan ile köpek arasındaki ilişkinin yalnızca hayvanın yaptığı işle sınırlı kalmadığını da gösteriyor. Anadolu'daki bazı arkeolojik verilerde köpeklerin insanlarla aynı mezara özenli şekilde gömüldüğünün görülmesi, hayvanların geçmiş toplumların yaşamındaki yerini ortaya koyan dikkat çekici bulgular arasında bulunuyor. Milas Veteriner Fakültesi'ndeki koleksiyon böylece iki farklı amaca aynı anda hizmet ediyor. Bir taraftan veteriner hekim adayları modern ve antik örnekleri karşılaştırarak eğitim görürken, diğer taraftan binlerce yıl önce Anadolu'da yaşayan hayvanların ve insanların ortak yaşamına ilişkin yeni bilgiler elde ediliyor. (Kaynak: AA)